Türk Anesteziyoloji ve Reanimasyon Derneği Dergisi

http://www.jtaics.org
    

Türk Anest Rean Der Dergisi 2012; 40(4):184-192 
doi:10.5222/JTAICS.2012.184
Sepsiste İmmunoglobülin Tedavisi ile Kompleman İnhibisyonu ve Nöroproteksiyon

Evren Şentürk, Figen Esen
İstanbul Üniversitesi İstanbul Tıp Fakültesi Anesteziyoloji ve Reanimasyon Anabilim Dalı

 
ÖZET
 

Son yıllarda birçok nörolojik hastalığın patogenezinde inflamasyonun önemli rol aldığı düşünülmektedir. Nöroinflamasyon; inme, travma ve infeksiyon gibi akut nörolojik olaylarda, ayrıca Alzheimer, Parkinson ve multiple skleroz gibi kronik nörodejeneratif hastalıklarda en sık görülen bulgu olarak karşımıza çıkmaktadır. “Nöroinflamasyon hipotezi” beyin hücrelerinin stres ve akut olaylar karşısında nöroinflamasyonu tetikleyerek, inflamasyon yanıtı ile nörodejenerasyonunu açıklar ve bize nöronal hasar mekanizması için etkili bir nöroprotektif strateji gösterir. 
Başlangıçta replasman tedavisi olarak düşünülen immünoglobulinler şimdi birçok otoimmün ve sistemik inflamatuvar hastalıkta kullanılmaktadır. İmmünoglobülinler, kompleman aktivasyonun regülasyonun yanı sıra inflamasyon yanıtında, sitokin üretimi ve hücre adezyonunda da düzenleyici roller almaktadırlar. Bu derlemede immünoglobülin tedavisinin nöroproteksiyonda etki mekanizmalarını anlatırken, bu konuda yaptığımız son çalışmaya değineceğiz. Bulgularımız sepsiste IVIG kullanımı için rasyonel kanıt oluşturmuştur. Yaptığımız bu son çalışmada, IVIG’in septik sıçanlarda kan beyin-bariyerindeki hasarı azalttığını ve mortaliteyi düşürdüğünü gösterdik. İnme, travma ve sepsis gibi nöröinflamatuar olgularda da IVIG kullanımının nöroprotektif etkisinin olduğunu, potansiyel bir tedavi yöntemi olarak kullanılabileceğini düşünmekteyiz.

Anahtar kelimeler: Nöroproteksiyon, sepsis, immunoglobülin

 

Türk Anest Rean Der Dergisi 2012; 40(4):193-201 
doi:10.5222/JTAICS.2012.193
Günübirlik Plonidal Sinüs Cerrahisinde Lokal Anesteziyle Birlikte Uygulanan Tramadol-Midazolam ve Remifentanil Sedasyonunun Karşılaştırılması

Mehtap Özdemir, Murat Haliloğlu, Pınar Yonca Yanlı, Erdal Kömür, Vedat Çakırtekin, Nurten Bakan
Ümraniye Eğitim ve Araştırma Hastanesi Anesteziyoloji ve Reanimasyon Bölümü

 
ÖZET
 

Amaç: Günübirlik cerrahi olgularda lokal anesteziyle birlikte sedasyon uygulaması yaygın olarak kullanılmaktadır. Çalışmamızda pilonidal sinüs olgularında lokal anesteziye ilave olarak sedasyon için uygulanan tramadol-midazolam (Grup T-M) ile remifentanil (Grup R)’in etkilerini karşılaştırmayı amaçladık.
Gereç ve Yöntem: Lokal etik komite ve hastaların yazılı onamı alındıktan sonra, günübirlik elektif pilonidal sinüs operasyonu geçirecek, 17-64 yaş arası, ASA I-II risk grubu 81 olgu çalışmaya alındı. Hastalar randomize olarak iki gruba ayrıldı. Grup R’e (n=40) 1 µg kg-1 remifentanil bolus (30 sn.’de) yapılarak, operasyon boyunca 0.05 µg kg-1 dk-1 remifentanil infüzyonu uygulandı. Grup T-M’e (n=41) ise 100 mg tramadol iv bolus yapılarak operasyon boyunca 0.1 mg kg-1 st-1 midazolam infüzyonu yapıldı. Cerrahi ekip tarafından lokal anestezik (1/200.000 adrenalin-15 mL prilokain) yapıldıktan sonra ameliyat başladı. KAH, OAB, SPO2 düzeyi, solunum sayısı, VAS skoru, Ramsey sedasyon skoru ve Aldrete Derlenme Skorları takip edildi. İntraoperatif ek analjezik gereksinimi, postoperatif ilk analjezik uygulama zamanı, taburcu olma zamanı, hasta ve cerrah memnuniyetleri değerlendirildi. İntraoperatif VAS>4 olduğunda Grup R’e 0.5 µg kg-1 remifentanil, Grup T-M’e ise 50 mg tramadol bolus yapıldı.Ek analjezik uygulanan hasta sayısı kaydedildi.
Bulgular: OAB yalnızca 30. dk’da Grup T-M’de anlamlı düşüktü (p<0.01). Diğer zamanlarda gruplar arasında fark yoktu. Ramsey sedasyon skoru ise 1. dk. (pİ0.01) ve 5. dk.’larda (pİ0.05) Grup R’de daha yüksek, diğer zamanlarda iki grupta benzerdi. Ayrıca KAH, SpO2, solunum sayısı, Aldrete derlenme skoru, ilk analjezik uygulama zamanı, taburcu olma zamanları arasında fark yoktu. Ek analjezik ihtiyacı Grup T-M’de (19 olgu) Grup R (6 olgu)’den daha fazlaydı (pİ0.01).
Sonuç: Çalışmamızda remifentanille daha erken sedasyon ve daha iyi analjezi sağladık. Tramadol-midazolam kombinasyonun oluşturacağı hemodinamik değişiklikler açısından özellikle riskli hastalarda dikkatli olunmalıdır.

Anahtar kelimeler: sedasyon, remifentanil, tramadol, midazolam

 

Türk Anest Rean Der Dergisi 2012; 40(4):202-211 
doi:10.5222/JTAICS.2012.202
Yoğun Bakım Ünitelerinde Çalışan Uzmanlık Öğrencisi Doktorların Ventilatör
İlişkili Pnömoninin (VİP) Önlenmesi ile İlgili Bilgi Düzeylerinin Değerlendirilmesi

Nezihe Ferah Dönmez*, Dilek Kanyılmaz**, Civan Tiryaki*, Sibel Yılmaz*, Bayazit Dikmen*
*SB Ankara Numune Eğitim ve Araştırma Hastanesi II. Anesteziyoloji ve Reanimasyon Kliniği
**SB Ankara Numune Eğitim ve Araştırma Hastanesi İnfeksiyon Kontrol Komitesi

 
ÖZET
 

 

Amaç: Ventilatör ilişkili pnömoni (VİP), entübasyondan 48 saat sonra gelişen pnömoni olarak tanımlanabilir.(1) Amaç, anestezi yoğun bakımlarında çalışan uzmanlık öğrencisi doktorların VİP gelişimini önleme konusunda önerilmiş ve incelenmiş yöntemlere ilişkin bilgi birikimlerini değerlendirmektir
Gereç ve Yöntem: Yirmi soruluk bir anket hazırlanmış ve kullanılmıştır. Anket soruları araştırmacı tarafından yüz yüze görüşülerek uygulanmış ve yanıtlar kaydedilmiştir. Veriler PASW Statistics 18.0 SPSS programında değerlendirilmiştir. 
Bulgular: Doğru yanıtlar 100 üzerinden değerlendirilmiş ve katılımcıların aldıkları puan ortalaması 49.5±13.2 olarak bulunmuştur. Katılımcıların çalışma yıllarına göre bilgi puanları arasında istatistiksel olarak anlamlı bir fark bulunmamıştır (p=0.484). Katılımcıların % 65.8’i entübasyonda orotrakeal yolun seçilmesi gerektiğini, % 50’si ventilatör devresini, görünür kirlilik olmadıkça her yeni hastada değiştirmenin yeterli olduğunu, % 77’si ısı ve nem değiştiricili nemlendiricilerin kullanılması gerektiğini bilirken, bunların değiştirilme sıklığı ile ilgili soruda oran % 18.4’de kalmaktadır. Yüzde 76.3’ü önlük, eldiven ve maskenin birlikte, kullanılması gerektiğini, % 90.7’si her girişimden önce ve sonra el yıkanması gerektiğini ve % 72.4’ü subglottik sekresyonlarının aspirasyonunun VİP riskini azalttığını bilmiştir. Kinetik yatakların kullanımının VİP riskini azalttığını % 38.2’si bilirken, % 64.4’ü ise yarı oturur pozisyon verilmesinin VİP riskini azalttığını bilmiştir. Proflaktik antibiyotik kullanımının VİP riskini değiştirmediğini katılımcılarımızın % 68.4’ü bilirken, orofaringeal kolonizasyonun günde en az bir kez ağız bakımı yapılarak engellenmesi gerektiğini % 86.8 katılımcı bilmektedir.
Sonuç: Anestezi ve reanimasyon uzmanlık eğitimi alan asistan doktorların VİP gelişimini önlemede yeterli bilgi düzeyine sahip olmadıkları görülmüştür. Yoğun bakımlarda VİP hızını düşürmek ve koruyucu önlemleri uygulamak için multidisipliner ve devamlı eğitim programları düzenlenmelidir.

Anahtar kelimeler: ventilatör ilişkili pnömoni, mekanik ventilasyon

 

Türk Anest Rean Der Dergisi 2012; 40(4):212-221 
doi:10.5222/JTAICS.2012.212
Ratlarda Oluşturulan Medulla Spinalis Travma Modelinde Aktive Protein C’nin Nöroprotektif Etkinliğinin Araştırılması

Ebru Polat*, Necati Gökmen**, Elvan Öçmen**, Alper Bağrıyanık***, Mahir Kuyumcu**, Atalay Arkan**
*Giresun Devlet Hastanesi, Anesteziyoloji ve Reanimasyon Kliniği, **Dokuz Eylül Üniversitesi Tıp Fakültesi, Anesteziyoloji ve Reanimasyon Anabilim Dalı, ***Dokuz Eylül Üniversitesi Tıp Fakültesi, Histoloji ve Embriyoloji Anabilim Dalı

 
ÖZET
 

Amaç: Bu çalışmada spinal kord travması (SKT) oluşturulan ratlarda, farklı zaman dilimlerinde intravenöz olarak uygulanan aktive protein C (APC)’nin koruyucu etkisinin araştırılması amaçlanmıştır. 
Gereç ve Yöntem: Çalışmaya 32 adet Wistar Albino türü dişi rat alındı. Deneklere cerrahi işlem öncesi eter anestezisi uygulandı. Grup L (n:2): Laminektomi uygulandı. Grup APC 30 (n:6): İntravenöz 100 µg kg-1 APC verildi ve 30 dk. sonra SKT oluşturuldu. Grup SF (n:6): SKT oluşturulduktan hemen sonra intravenöz 1 mL SF verildi. Grup APC akut (n:6): SKT oluşturulduktan hemen sonra intravenöz 100 µg kg-1 APC verildi. Grup APC 6 (n:6): SKT oluşturulduktan 6 saat sonra intravenöz 100 µg kg-1 APC verildi. Grup APC 12 (n:6): SKT oluşturulduktan 12 saat sonra intravenöz 100 µg kg-1 APC verildi. Spinal kord travması, Yaşargil anevrizma klibi (Aesculap FE 721 K) dura ve spinal kordu çepeçevre saracak şekilde bir dk. süreyle kliplenerek gerçekleştirildi. Tüm deneklerin fonksiyonel iyileşmeleri 1., 3., 5., 7., 14., 21., 28., ve 35. günlerde Basso, Beattie, Bresnahan (BBB) lokomotor skorlama ile değerlendirildi ve 35. gün sonunda histopatoloji için örnekler alındı. 
Bulgular: Nörodavranışsal testlerin sonuçları karşılaştırıldığında APC uygulanan gruplarda SF grubuna göre 28. ve 35. günlerde anlamlı iyileşme olduğu gözlendi. Histopatolojik olarak yapılan değerlendirmelerde miyelinli akson ve nöron sayısı açısından APC uygulanan gruplarda SF grubuna göre anlamlı yükseklik gözlenirken glia hücresi sayısı açısından SF grubunda diğer gruplara göre anlamlı yükseklik bulundu. 
Sonuç: APC’nin uzun dönemde motor fonksiyonlarda düzelme sağladığı, nöron ve miyelinli aksonları koruduğu, glia hücresi oluşumunu azalttığı saptandı.

Anahtar kelimeler: Spinal kord yaralanması, aktive protein C, nöron koruma, rat

 

Türk Anest Rean Der Dergisi 2012; 40(4):222-233 
doi:10.5222/JTAICS.2012.222
Laparoskopik Kolesistektomi Ameliyatlarında Rekrüitment Manevrası ve Soluk-sonu Pozitif Basıncın Arteriyel Oksijenasyon ve Hemodinamik Parametreler Üzerine Etkileri

Yıldız Türkoğlu, Gonca Oğuz, Zeynep Cengiz Süner, Süheyla Ünver
Dr. Ay Ankara Onkoloji Eğitim ve Araştırma Hastanesi, 2. Anesteziyoloji ve Reanimasyon Kliniği

 
ÖZET
 

Amaç: Laparoskopik kolesistektomilerde uygulanan farklı ventilasyon stratejilerinin oksijenasyon, solunum mekanikleri ve hemodinami üzerine etkileri araştırıldı. 
Gereç ve Yöntem: Çalışmaya laparoskopik kolesistektomi ameliyatı yapılacak 51 hasta alınarak üç gruba ayrıldı (Grup K n:17, Grup P n:17, Grup R n:17). Bazal ventilasyon 8 ml kg-1 tidal volüm, 10 sol dk-1 ve I: E: 1: 2 olarak ayarlandı. Grup K’da entübasyon sonrası ZEEP, Grup P’de 5 cmH2O PEEP, Grup R’de 5 cmH2O PEEP uygulanırken, CO2 insüflasyonu ve boşaltılmasından 5’er dk. sonra rekruitment manevrası yapıldı. Manevrada PEEP değeri 10-15-20 cmH2O olacak şekilde arttırılarak hastalar 10’ar kez ventile edildi. Kan basıncı, kalp hızı, SpO2, FiO2, ETCO2, hava yolu basıncı, statik ve dinamik kompliyans ve kan gazı değerleri takip edildi. 
Bulgular: Grup R’de rekrüitment manevrasından sonra PaO2 yüksek bulundu (p<0.05). Postoperatif 1. saatte devam eden yükseklik, 6. saatte her üç grupta da bazal değerlere yaklaştı. İntraoperatif PaO2/FiO2 oranları da Grup R’de yüksekti (p<0.05). Tüm gruplarda peak ve plato basınç değerlerinin CO2 insuflasyonundan sonra arttığı, statik ve dinamik kompliyansın azaldığı gözlendi. Grup R’de, ilk manevra sonrası kompliyans değerleri, operasyon süresince yüksek bulundu (p<0.05). Kalp hızı benzerken, arter basıncı Grup R’de tüm ölçüm zamanlarında düşüktü. İlk manevra sonrası fark istatistiksel olarak anlamlıydı (p=0.007).
Sonuç: Kontrollü PEEP artışı ile uygulanan rekruitment manevrası ve takiben 5 cmH2O PEEP ile ventilasyonun belirgin bir hemodinamik yan etki yapmadan intraoperatif oksijenasyonu arttırdığı gösterildi.

Anahtar kelimeler: Genel anestezi, laparaskopik kolesistektomi, rekrüitment, PEEP

 

Türk Anest Rean Der Dergisi 2012; 40(4):234-245 
doi:10.5222/JTAICS.2012.234
Aort Anevrizma Onarımı Operasyonlarında Miyokard ve Beyin Fonksiyonlarının Korunmasında Uygulanan Farklı Yöntemlerin Prognoz ve Sağkalım Üzerine Etkileri

Ayşe Baysal*, Mevlut Doğukan**, Volkan Temel***, Gülşen Temel***, Altuğ Tuncer****, Tuncer Koçak*
*Kartal Koşuyolu Yüksek İhtisas Eğitim ve Araştırma Hastanesi, Anesteziyoloji ve Reanimasyon Kliniği, **Adıyaman Gölbaşı Devlet Hastanesi, Anesteziyoloji ve Reanimasyon Kliniği, ***Yozgat Sorgun Devlet Hastanesi, Anesteziyoloji ve Reanimasyon Kliniği, ****Kartal Koşuyolu Yüksek İhtisas Eğitim ve Araştırma Hastanesi, Kardiyovasküler Cerrahi Kliniği

 
ÖZET
 

Amaç: Aort anevrizma onarım operasyonlarında farklı cerrahi kanülasyon teknikleri, ısı regülasyonu ve beyin koruma yöntemlerinin mortalite üzerinde etkili perioperatif risk faktörleri ile ilişkisinin incelenmesini amaçladık. Bu nedenle; derin hipotermik sirkulatuar arrest (DHSA) ve retrograd serebral perfüzyon (RSP) altında femoral veya aortik kanülasyon ile uygulanan hastalar, orta derecede hipotermik sirkulatuar arrest (OHSA) ve selektif antegrad serebral perfüzyon (SASP) altında aksiller kanülasyon uygulanan hastalar karşılaştırıldı.
Gereç ve Yöntem: Aortik ark anevrizma onarım operasyonu olan 110 ardışık hasta prospektif nonrandomize bir çalışma planı içerisinde üç ayrı gruba cerrahi patoloji, operasyon ve anestezi tekniklerine dayanılarak ayrıldı. Grup 1’de; femoral kanülasyon, DHSA (22-25°C), ve RSP uygulanırken, Grup 2’de; aksiller kanülasyon, OHSA ve SASP, Grup 3’te; aortik kanülasyon, DHSA ve RSP uygulandı. Perioperatif risk faktörleri araştırıldı.
Bulgular: Üç grup karşılaştırıldığında kros klamp ve kardiyopulmoner baypas (KPB) süreleri (dk.) farklı idi (Grup 1’de; 75,62±26,28 ve144,15±66,71, Grup 2’de; 60,57±26,32 ve 109,09±45,38, Grup 3’te; 72,90±23,33 ve 120,83±53,46 sırası ile p=0,021). Mortalite hızlarının karşılaştırması; Grup 1’de 10/34 (% 29,4), Grup 2’de 3/47 (% 6,4) ve Grup 3’te 3/29 (% 10,3) (p=0,011) hasta olduğunu gösterdi. IABP kullanımı, kalp yetmezliği, atrial ritim bozukluklarının mortalite için bağımsız risk faktörleri olduğu saptandı (% 95 güven aralığında; Hosmer and Lemeshow testi, ki kare=5,71 ve p=0,68).
Sonuç: OHSA, SASP ve aksiller kanülasyon ile aortik ark anevrizma onarımı geçiren hastalarda morbidite ve mortalite DHSA, RSP ve femoral veya aortik kanülasyon yapılan hastalar ile karşılaştırıldığında daha az oranda gözlenmektedir.

Anahtar kelimeler: Aortik anevrizma, derin hipotermik sirkülatuar arrest, orta derecede hipotermik sirkulatuar arrest

 

Türk Anest Rean Der Dergisi 2012; 40(4):246-251 
doi:10.5222/JTAICS.2012.246
Sentinel Lenf Nodu İşaretlemesi İçin Kullanılan İsosulfan Mavisine Bağlı Methemoglobinemi

Nadir Sıtkı Şinikoğlu*, Hacer Yeter*, Funda Gümüş*, Nalan Şanlı*, Gülçin Hepgül**, Ayşin Alagöl*
*Bağcılar Eğitim ve Araştırma Hastanesi Anesteziyoloji ve Reanimasyon **Bağcılar Eğitim ve Araştırma Hastanesi Genel Cerrahi

 
ÖZET
 

62 yaşında, 60 kg, ASA I kadın hastaya biyopsi sırasında sentinel lenf nodunu tespit etmek için subkutan isosulfan verildi. İsosulfan mavisi verildikten 30 dk. sonra pulse oksimetre oksijen satürasyonu değerleri hızla % 88’e kadar düştü. Arter kan gazı analizinde % 5.2 methemoglobinemi bulundu. Nasal CPAP maskesiyle 3 L/m O2 ve 2x500 mg iv askorbik asit tedavisiyle methemoglobinemi 15 saat sonra % 1.7’ye indi. İsosulfan mavisine bağlı anormal pulse oksimetre değerleri daha önce yayınlanmış olmasına rağmen, isosulfan mavisine bağlı methemoglobinemi sadece birkaç olguda bildirilmiştir.

Anahtar kelimeler: Methemoglobinemi, isosulfan

2012

2011

2010

2009

2008

2007

2006

2005

2004

2003

Logos Tıp Yayıncılığı
Yildiz Posta Cad. Sinan Apt. No:36
D.66-67 Gayrettepe 34349 Istanbul
  (212) 288 0541
(212) 288 5022
  E-mail
logos@logos.com.tr
  Google Maps için tıklayın