Ana Sayfa ›› Dergiler ›› Çocuk Dergisi Aralık 2013 ›› Çocuk Dergisi Aralık 2009


Çocuk Dergisi Aralık 2009

http://www.cocukdergisi.org/
    

Çocuk Dergisi 9(4):158-166, 2009
Büyüme Hormonunun Tedavisinde Kanıta Dayalı Uygulamalar

Feyza DARENDELİLER *

ÖZET

Büyüme hormonu (BH) tedavisi giderek daha çok sayıda BH eksikliği (BHE) vakasında ve ayrıca, BHE dışında boy kısalığı ile giden çeşitli hastalıklarda uygulanmaya başlandı. 

BH tedavisinin amacı kısa dönemde büyüme hızını arttırmak ve uzun dönemde nihai boyun iyileştirilmesini sağlamaktır. BHE’de fizyolojik, BHE dışındaki diğer uygulamalarda ise daha yüksek BH dozları verilmektedir.

BH tedavisine büyüme yanıtını etkileyen çeşitli faktörler vardır. Bu faktörler arasında BH verilme sıklığı, diğer hormonların varsa eksikliklerinin yerine konması, beslenme durumu, tedaviye başlama yaşı, BH dozu ve tedavi süresi sayılabilir. Tedavi hergün uygulanırsa, ne kadar erken yaşta başlanırsa ve uygun dozlarda verilirse büyüme yanıtı o kadar iyidir. Büyüme yanıtı özellikle prepubertal dönemde yüksektir. 

Bu derlemede BH tedavisinin çocukluk döneminde büyüme üzerine etkileri ve olası yan etkileri farklı hastalık gruplarında kanıta dayalı olarak sunulmaktadır.

Anahtar kelimeler: Büyüme hormonu, çocukluk çağı, büyüme, yan etki

Çocuk Dergisi 9(4):167-171, 2009
Preterm Bebeğin Taburcu Olduktan Sonra Büyüme İzlemi, Beslenme ve Aşılanmasında Kanıta Dayalı Uygulamalar

Zeynep İNCE *

ÖZET

Yenidoğan bakımındaki tıbbi ve teknolojik gelişmeler sonucu preterm bebeklerin hayatta kalma şansları giderek artmakta ve daha çok sayıda preterm bebek hastaneden erken dönemde taburcu olmakta, bu bebeklerin izleminde genel pediatristler giderek daha fazla rol almaktadır. Taburculuk sonrası izlemde önemli olan noktalar; bebeğin önceden tanımlanmış sorunlarını izlemek, ortaya çıkabilecek yeni sorunları tanımak ve gerektiğinde ilgili Bilim Dallarına yönlendirmek, aynı zamanda rutin sağlam çocuk izlemini de yürütmektir. Bu yazıda, preterm bebeklerin taburculuk sonrası büyüme izlemi, beslenme ve aşılamasına dair kanıta dayalı bilgiler tartışılmıştır.

Anahtar kelimeler: Preterm, taburculuk, izlem

Çocuk Dergisi 9(4):172-175, 2009
Distal Renal Tubuler Asidozlu Vakalarımızda Sensorinöral İşitme Kaybı ve ATP6V1B1 Gen Mutasyonu İlişkisi

Melike Zeynep TUĞRUL AKSAKAL *, Ahmet NAYIR **, Fiona E. KARET ***

ÖZET

Amaç: Primer distal renal tubuler asidoz (dRTA) ender görülen genetik hastalıklardan biridir. Otozomal ressesif primer distal renal asidozlu hastaların büyük çoğunluğunda sensöri-nöral işitme kaybı (SNİK) görülmektedir. ATP6V1B1 genindeki mutasyonların erken başlangıçlı SNİK ile ilişkili olduğu bilinmektedir. Bu çalışmada kliniğimizde dRTA tanısı konulan 22 vakada, hastalığın SNİK ve ATP6V1B1 gen mutasyonu varlığı ile ilişkisini sunmayı amaçladık.

Yöntem: Kliniğimizde 1992-2005 yılları arasında dRTA tanısı konulan vakalar yaş, cinsiyet, akraba evliliği öyküsü, NSİK ve ATP6V1B1 gen mutasyonu açısından retrospektif olarak incelendi. Nöro-sensoriyal işitme kaybı değerlendirmesi saf-ses odyogram incelemesi kullanıldı. ATP6V1B1 gen mutasyonu varlığı araştırıldı. Hastalığın SNİK ve ATP6V1B1 gen mutasyonu varlığıyla ilişkisi değerlendirildi.

Bulgular: İncelenen 22 dRTA’lı vakanın 11’inde ATP6V1B1, 4’ünde ATP6N1B1 gen mutasyonu bulundu. Gen mutasyonu tespit edilen 15 hastanın 9’unda SNİK tespit edildi. Gen mutasyonu bulunmayan hastaların odyogramlarında SNİK tespit edilmedi.

Sonuç: Yaptığımız çalışma dRTA’lı vakalarda SNİK ve ATP6V1B1 gen mutasyonu ilişkisini desteklemektedir.

Anahtar kelimeler: Distal renal tubuler asidoz, ATP6V1B1 gen mutasyonu, sensöri-nöral işitme kaybı

Çocuk Dergisi 9(4):176-180, 2009
Bir Yenidoğan İzlem Polikliniğinde İzlenen Bebeklerin ve Ailelerinin Özellikleri

Tanyel KOÇKAYA *, Emrah CAN **, Ali BÜLBÜL **, Sinan USLU **, Selda ARSLAN **, 
Evrim KIRAY BAŞ **

ÖZET

Amaç: Yenidoğan izlem polikliniğinde izlenen bebeklerin ve ailelerinin özelliklerinin değerlendirilmesi.

Yöntem: Bu Şişli Etfal EAH Yenidoğan Polikliniği’ne Kasım 2008-Mart 2009 tarihleri arasında poliklinik izlemine gelen bebekler çalışma kapsamına alındı. Konuyla ilgili olarak hazırlanan bir anket formu yüz yüze görüşme yöntemi ile uygulandı. Veriler, SPSS programı kullanılarak değerlendirildi.

Bulgular: Doğumların % 44’ü (n=253) sezaryen, % 56’sı (n=320) normal spontan yolla gerçekleşmişti. Bebeklerin % 51’i erkek (n=290), % 49’u kızdı (n=283). Bebeklerin % 95’i (n=547) term, % 4’ü (n=23) preterm ve % 1’i (n=3) posttermdi. SGA bebek oranı % 5 (n=27) idi. Annelerin % 91’i (n=521) antenatal takipliydi. Annelerin % 41’i (n=234) ilk 30 dk. içerisinde bebeğini emzirmişti. Bebeklerin % 87’si (n=496) ilk besin olarak anne sütü almıştı. Annelerin % 60’ı (n=341) anne sütünün yararlarını bilmiyordu. Okuma yazması olmayan annelerin % 62,5’u anne sütü yararları hakkında bilgi sahibi değildi ve bu oran üniversite mezunu annelerle benzerdi. Anne sütünün faydalarının bilinmesiyle, anne eğitim durumu arasında anlamlı fark saptanmadı (p>0,05). Ünitemize başvuran annelerin % 9’u (n=49) çalışıyorken, % 91’i (n=524) ev hanımıydı. Annelerin % 53’ü (n=301) ilkokul mezunu idi. Annenin eğitim durumu ile sahip olunan çocuk sayısı değerlendirildiğinde, annenin eğitim durumunun artmasıyla çocuk sayısının azaldığı gösterildi (p<0.05). Aile planlamasına ilişkin sorulan sorularda annelerin % 80’inin (n=458) gebelikten korunmadığı öğrenildi. Çalışmada, annenin eğitim durumuyla korunma yöntemi arasında anlamlı fark yoktu (p>0.05). Korunan ailelerin ise, en fazla tercih ettikleri yöntem geri çekme yöntemi idi (% 8, n=47).

Sonuç: Düzenli yenidoğan izlemi ve eğitim ile anne sütü beslenme oranını artırarak aşılanan bebek sayısı istenen düzeye getirebilir ve istenmeyen gebelikler önlenebilir. Ancak, kişiler yaşam koşulları ve sosyal çevreleriyle değerlendirilmeli, eğitim tüm bireyleri kapsamalıdır.

Anahtar kelimeler: Anne sütü, beslenme, aile planlaması, yenidoğan

Çocuk Dergisi 9(4):181-185, 2009
İdiopatik Trombositopenik Purpuralı Çocukların Değerlendirilmesi

Perran BORAN *, Gülnur TOKUÇ **, Elçin YARDIMCI ***, Dilek BÜYÜKKALFA ***, Engin TUTAR *, Nalan YAZICI *

ÖZET

Amaç: Son 4 yıl içerisinde ITP tanısı almış pediatrik hastalarda başvuru ve klinik özelliklerinin tanımlanması, klinik gidişat, tedavi şekli ve komplikasyonların değerlendirilmesi; infeksiyon öyküsü, yaş, cinsiyet, tedavi şekli ve başvuru trombosit sayısının kronikleşme ve relaps üzerine etkilerinin belirlenmesi amaçlandı.

Gereç ve Yöntem: Ocak 2005-Haziran 2009 tarihleri arasında yaşları 4 ay ile 11 yaş arasında (ortalama 64.2±39.9 ay) değişen akut ITP tanısı almış toplam 40 çocuk hasta dosya kayıtlarından geriye dönük olarak değerlendirildi.

Bulgular: Sekiz hasta (% 20) kronik ITP geliştirdi. Akut ve kronik ITP grupları arasında cinsiyet, yaş, infeksiyon öyküsü ve trombosit sayısı açısından fark saptanmadı. Relaps 12 hastada (% 30), tanı sonrası ortalama 22±25.8 gün içerisinde gelişti. Relaps olanların % 66.7’si (8 hasta) kronik ITP geliştirirken, % 33.3’ü (4 hasta) akut İTP olarak değerlendirildi. Relaps gözlenmeyen hastaların hiçbirinde kronikleşme görülmedi. Relaps oranının istatistiksel olarak anlamlı şekilde kronik grupta yüksek olduğu saptandı. Relaps gösteren grupta tanı sonrası 15. gün trombosit sayısı ortancalarının anlamlı olarak düşük olduğu görüldü. Tedavi türünün relaps üzerine etkisinin olmadığı saptandı.

Sonuçlar: Tanı sonrası 15. gün trombosit değerinin relaps olacak hastaların belirlenmesinde kullanılabileceği, ancak vaka sayısı kısıtlı olduğundan daha geniş hasta populasyonunda yapılacak prospektif çalışmalarda bu sonucun değerlendirilmesinin daha uygun olacağı sonucuna varıldı.

Anahtar kelimeler: İdiopatik trombositopenik purpura, kortikosteroid, platelet


Çocuk Dergisi 9(4):186-189, 2009
Smith-Lemli-Opitz Sendromu Tip II: Vaka Sunumu

Erdal PEKER *, Hayrettin TEMEL **, Ercan KIRIMİ ***, Avni KAYA *, Oğuz TUNCER ****

ÖZET

Smith-Lemli-Opitz sendromu otozomal resesif geçen, çok sayıda doğuştan bozukluğun eşlik ettiği ender görülen bir sendromdur. Tip II vakaları genellikle ölümcül seyirlidir ve yaşamın ilk günleri içinde kaybedilirler. Smith-Lemli-Opitz sendromu 7 dehidrokolesterol enzimindeki mutasyonlar sonucu gelişir ve 7 dehidrokolesterolden kolesterol oluşumunda yetersizlik meydana gelir. Bunun sonucunda 7 dehidrokolesterol birikir ve tipik olarak kolesterol eksikliği meydana çıkar.

Bu makalede aralarında ikinci dereceden akrabalık bulunan ebeveynlerden, 31 haftalık 2,200 g, 45 cm, 32 cm ölçülerinde doğan ve tipik Smith-Lemli-Opitz Tip II Sendromu özellikleri saptanan vaka sunulmaktadır. Fizik muayenesinde mikrognati, her iki ayakta sindaktili, ellerde polidaktili, el parmaklarında ulnar deviasyon ve distalde fleksiyon kontraktürü, hipertelörizm, burun kökü basıklığı, antevert burun delikleri, inkomplet yarık damak, derin sakral gamze, kuşkulu genital yapı ve iki taraflı konjenital katarakt saptandı. İki taraflı konjenital katarakt Smith-Lemli-Opitz Tip II Sendromu hastalarda ender görülen bir bulgudur.

Laboratuvar incelemesinde belirgin serum kolesterol düşüklüğü (67 mg/dL) vardı. Barr kromatin incelemesi negatifti. Progressiv seyirli olarak kötüleşen hasta ilk gün içinde kaybedildi.

Anahtar kelimeler: Smith-Lemli-Opitz, kolesterol, kuşkulu genital yapı, katarakt

Çocuk Dergisi 9(4):190-194, 2009
Çocuklarda Baş Ağrısına Dikkat: Hipertansiyon ve Serebellar Kanama Tanılı İki Vaka Sunumu

Fatma OĞUZ *, Fatih AYGÜN **, Ayşegül ÜNÜVAR ***, Nurver AKINCI ****, Ayşe KILIÇ *****, 
Burak TATLI ***, Emin ÜNÜVAR ******, Müjgan SIDAL ******

ÖZET

Baş ağrısı çocukluk çağında en sık görülen ağrılardan biridir. Yedi yaşından küçük çocuklarda baş ağrısı prevelansı % 50’lere varan oranlardadır ve 15 yaşındaki çocukların % 75-80’i en az bir kez baş ağrısı ile tanışmıştır. Baş ağrısı migren gibi primer nedenlere bağlı olabildiği gibi, intrakranial tümör veya kanama gibi daha ciddi sekonder nedenlerlede ortaya çıkabilir. Ayrıca, çocuklardaki kronik ve yineleyen baş ağrıları çoğunlukla migren ve gerilim tipi gibi selim nedenlere bağlı olmakla beraber, santral sinir sistemi infeksiyonları, sistemik hastalıklar veya kafaiçi basınç artışı gibi ciddi organik durumlarda da ortaya çıkabilir. Baş ağrısı ile başvuran iki vaka sunularak, konuya dikkat çekmek amaçlanmıştır. Bu makalede 7 yaşından beri yineleyen kronik baş ağrıları olan ve ancak 15 yaşında hipertansif olduğu anlaşılan erkek hasta ile 3 haftadır baş ağrısı yakınması ile başvuran ve serebellar hematom tanısı almış 10 yaşındaki kronik immun trombositopenik purpuralı kız hasta sunuldu. Baş ağrısı ile polikliniğe başvuran çocuklarda akut, kronik ve primer, sekonder baş ağrısı ayırımı yapılarak hastalara yaklaşılmalı; öykü ve ayrıntılı sistemik muayeneye önem verilmelidir.

Anahtar kelimeler: Baş ağrısı, hipertansiyon, intrakranial kanama, kronik immun trombositopenik purpura

Çocuk Dergisi 9(4):195-198, 2009
Çocuklarda Beyin Ölümü ve Organ Nakli: Vaka Sunumu

Ayşe Berna ANIL *, Murat ANIL *, Önder YAVAŞCAN **, Berat KANAR ***, Nejat AKSU **

ÖZET

Beyin ölümü, tüm beyin fonksiyonlarının geri dönüşümsüz kaybı ile karakterize klinik bir durumdur. Beyin ölümü gerçekleşen ve organ nakline uygun vakalar, ailelerinin izniyle organ donörü olarak değerlendirilebilmektedirler. Türkiye’de organ nakli bekleyen hasta sayısı giderek artmaktadır. Bu nedenle çocuk yoğun bakım ünitelerinde organ bağışı hakkında duyarlılığın artması, beyin ölümü tanısının zamanında konması ve nakil sürecine kadar organ koruyucu yaklaşımların uygulanması çok önemlidir. Bu vaka sunumunda, Türkiye’deki bir çocuk yoğun bakım ünitesinde beyin ölümü tanısı ve donör bakım sürecinin irdelenmesi amaçlanmıştır.

İstismar nedeniyle ciddi kafa travması gelişen iki yaş dokuz aylık erkek vakaya yoğun bakımdaki izleminin 92. saatinde beyin ölümü tanısı konulmuştur. Tanıdan 22 saat sonra aile çocuğun organ donörü olmasını kabul etmiştir. Bundan dokuz saat sonra vaka karaciğer ve böbrek donörü olarak değerlendirilmiştir.

Sonuç olarak, çocuk yoğun bakım ünitelerinde donör adayı olabilecek vakaların erken tanınması, beyin ölümü tanısında gereksiz gecikmenin önlenmesi ve yetersiz tıbbi tedavi yaklaşımlarına bağlı donör kaybını azaltmak için en uygun koruyucu yaklaşım ve tedavilerin sağlanması çok önemlidir.

Anahtar kelimeler: Beyin ölümü, organ nakli, çocuk yoğun bakım ünitesi

Çocuk Dergisi 9(4):199-202, 2009
Çocuk İstismarına Bağlı Ölümcül Kafa Travması: İki Vaka

Ayşe Berna ANIL *, Murat ANIL *, Görkem ASTARCIOĞLU **, Semra ŞEN **, Nejat AKSU ***

ÖZET

Çocuk istismarı çocuklarda ciddi morbidite ve mortaliteye neden olan sosyal ve tıbbi bir sorundur. Genellikle gizlenme eğilimi olduğundan, çocuk istismarının tanısının konmasında ve ölümcül sonuçların önlenmesinde hekimin farkındalığı, bilgi birikimi ve motivasyonu çok önemlidir. Bu makalede çocuk istismarı sonucu ölümcül kafa travması gelişen iki vaka nedeniyle çocuk istismarı tanısı ve yaklaşımının önemi vurgulanmak istenmiştir.

Birinci vaka kanepeden düşme sonrası uyuklama nedeniyle (sekiz aylık; erkek), ikinci vaka ise nöbet geçirme (iki yaş dokuz ay; erkek) yakınmalarıyla çocuk yoğun bakım ünitemize kabul edildi. İki vakaya, ayrıntılı tıbbi öykü, fizik bakı (ekimozlar, peteşiler ve retinal hemoraji) ve radyolojik tetkikler (subaraknoid kanama) ile fiziksel çocuk istismarı tanısı konuldu. Birinci vakada babanın, ikinci vakada ise annenin erkek arkadaşının istismarı gerçekleştirildiği saptandı. Her iki vaka çocuk yoğun bakım ünitesindeki izlemleri sırasında kaybedildiler.

Sonuç olarak, başka nedenlerle sağlık kuruluşlarına getirilen ve fizik bakısında öykü ile uyumsuz travma bulguları saptanan çocuklarda ölümcül sonucu olabilen çocuk istismarı mutlaka düşünülmelidir.

Anahtar kelimeler: Çocuk istismarı, kafa travması, subaraknoid kanama


Çocuk Dergisi 9(4):203-204, 2009
İyi Prognozlu Bir Non-İmmun Hidrops Fetalis Nedeni: Foramen Ovalenin Erken Kapanması

Petek KAYIRAN *, Aygün DİNDAR **, Faruk BUYRU ***, Berkan GÜRAKAN ****

ÖZET

Non-immun hidrops fetalis (NIHF) etiyolojisinde kromozom anomalileri, kardiak yapısal malformasyonlar, aritmiler, fetal anemi ve TORCH infeksiyonlarının sık görüldüğü mortalitesi yüksek bir tablodur. Bu makalede iyi prognozlu bir vaka sunulmuş ve kardiyak değerlendirmenin önemi vurgulanmıştır.

Anahtar kelimeler: Non-immun hidrops fetalis, foramen ovale, kardiyak değerlendirme

Çocuk Dergisi 9(4):205-207, 2009
Doğumsal Tibia Yokluğu: Vaka Sunumu

Emrah CAN *, Sinan USLU *, Serdar CÖMERT *, Fatih BOLAT *, Asiye NUHOĞLU **

ÖZET

Doğumsal tibia yokluğu, tibial hemimeli, rölatif olarak intakt fibula, tibia aplazi ve displazisinin eşlik ettiği ender bir konjenital bozukluktur. Prevalansı 1:1.000.000 canlı doğumdur. Unilateral veya bilateral görülebilmektedir. İzole bir bozukluk şeklinde veya karmaşık bir malformasyonun parçası olarak görülebilmektedir. Etiyoloji belirsizdir. Birçok vaka sporadik olmakla birlikte, otozomal dominant veya otozomal resesif formları bildirilmiştir. Tanı klinik ve radyolojik bulgulara dayanır. Ultrason ile antenatal tanı olasıdır. Tibial hemilelinin ve eşlik eden özellikle ayaktaki malformasyonların (ekinovarus, ayağın parsiyel duplikasyonu) cerrahi düzeltme ameliyatları temel yaklaşımı teşkil eder. Rekonstriktif cerrahi ve gelişime adapte edilmiş protezlerle birlikte post operatif düzenli izlem en uygun fonksiyonel sonucun kazanılmasında önemlidir.

Anahtar kelimeler: Tibia, hemimeli, yenidoğan

2019

2018

2017

2016

2015

2014

2013

2012

2011

2010

2009

2008

2007

2006

2005

2004

2003

2002

Logos Tıp Yayıncılığı
Yildiz Posta Cad. Sinan Apt. No:36
D.63-64 Gayrettepe 34349 Istanbul
 
Fax :
(212) 288 0541
(212) 288 5022
(212) 211 6185
  E-mail
logos@logos.com.tr
  Google Maps için tıklayın