Çocuk Dergisi Mart 2017

    
DERLEME
1.
Cistus incanus bitki özünün anti-enfektif özellikleri
Anti-infective properties of Cistus incanus, a plant extract
doi: 10.5222/j.child.2017.001   Sayfalar 1 - 3
Ayper Somer, Murat Sütçü

Dünyada en yaygın hastalık olan üst solunum yolu enfeksiyonları (ÜSYE) yüksek morbidite, mortalite ve ekonomik kayıplara yol açmaktadır. ÜSYE etiyolojisinde en sık saptanan patojenler viruslardır. Korunma ve tedavi amaçlı birçok antiviral özellikte madde geliştirilmiştir. Cystus052, Cistus incanus bitkisinden elde edilen bir bitki özütü olup polimerik polifenollerden zengindir ve antiviral etkinliği gösterilmiştir. Bu yazıda Cistus incanus bitki özütünün özellikleri ve etkinliği değerlendirilmektedir.

Anahtar Kelimeler: Cistus, polifenoller, üst solunum yolu enfeksiyonları, antiviral ajanlar

2.
Kortikosteroidler ile İlişkili Allerjik Reaksiyonlar
Serum levels of Leukemia Inhibitory Factor (LIF) in wheezy infants
doi: 10.5222/j.child.2017.004  Sayfalar 4 - 11
Pınar Gökmirza Özdemir, Mehtap Yazıcıoğlu

Kortikosteroidler antiinflamatuar etkilerinden dolayı tüm dünyada oldukça yaygın olarak kullanılmaktadırlar. Metabolik yan etkileri ile farmakolojik özelliklerine bağlı reaksiyonlar iyi bilinmektedir. Bu özelliklerinden bağımsız olarak aşırı duyarlılık reaksiyonlarına da neden olabilirler. Ancak alerjik hastalıkların tedavisinde sıklıkla kullanılmaları; kortikosteroidlere bağlı aşırı duyarlılık reaksiyonlarının yanlışlıkla altta yatan alerjik hastalığa bağlı olduğu şeklinde yorumlanmasına ve çoğu zaman gözden kaçmasına sebep olmaktadır. Kortikosteroidlerle oluşan tüm alerjik reaksiyonların sıklığı %0.1-0.3 arasında tahmin edilmektedir. 

Bu yazıda kortikosteroidlerin molekül yapıları ve buna bağlı olarak yapılan sınıflama, kortikosteroidlerle immünolojik mekanizmalarla oluşan alerjik reaksiyonların klinik bulguları, tanı ve tedavisi ile ilgili konular ele alınacaktır.

Anahtar Kelimeler: Kortikosteroid, allerji, kontakt dermatit

ARAŞTIRMA
3.
Serum levels of Leukemia Inhibitory Factor (LIF) in wheezy infants and its relation with Respiratory Syncytial Virus infection
Serum levels of Leukemia Inhibitory Factor (LIF) in wheezy infants
doi: 10.5222/j.child.2017.012  Sayfalar 12 - 17
Zeynep Tamay, Kemal Nişli, Nermin Güler, Deniz Özçeker, Ülker Öneş

GİRİŞ ve AMAÇ: Leukemia inhibitory factor (LIF) is the most pleiotropic member of the interleukin-6 family of cytokines. It utilises a receptor that consists of the LIF receptor β and gp130 and this receptor complex is also used by ciliary neurotrophic growth factor (CNTF), oncostatin M, cardiotrophin1 (CT1) and cardiotrophin-like cytokine (CLC). Evidence is emerging that LIF may play an important role in airway inflammation. Recurrent wheezing is one of the commonest problems of early childhood and respiratory syncytial virus (RSV) is the most frequent cause of wheezy episodes. 

YÖNTEM ve GEREÇLER: The aim of this study was to determine whether LIF has a role in the airway inflammation of wheezy children and its relationship with RSV infection. 

BULGULAR: Serum LIF levels, total IgE levels, RSV-IgM and RSV-IgG antibodies were evaluated in wheezy (22F, 18M) and healthy (18F, 20M) infants. RSV-IgM antibodies were detected in 25% of wheezy and 3% of healthy children. RSV-IgG antibodies were detected 35% and 23%, respectively. There was not significant difference in median serum levels of LIF between wheezy and healthy infants. However, median serum LIF level of subjects who were seropositive for RSV-IgM antibodies was significantly higher than those who were seronegative for RSV-IgM antibodies (16 pg/ml vs 10.5 pg/ml; p=0.01). 

TARTIŞMA ve SONUÇ: This study suggests that LIF might play a role in early airway inflammation in infants with wheezy RSV infection. 

Anahtar Kelimeler: lösemi inhibitör faktör, hışıltı, çocuk, respiratory sinsityal virüs

4.
Nazofarengeal sürüntü örneklerinde PCR ile İnfluenza virüsü saptanan olguların hastane yatışı ve komplikasyon gelişimi açısından değerlendirilmesi
Evaluation of patients with PCR positive Influenza virus on nasopharyngeal specimens for complications and hospitalization
doi: 10.5222/j.child.2017.018  Sayfalar 18 - 23
Murat Sütçü, Manolya Acar, Hacer Aktürk, Selda Hançerli Törün, Metin Uysalol, Sevim Meşe, Nuran Salman, Ayper Somer

GİRİŞ ve AMAÇ: İnfluenza; sıklıkla akut, kendini sınırlayan bir hastalık olmakla birlikte, özellikle risk grubundaki hastalarda komplikasyonlarla seyredebilmektedir. Çalışmamızda 2014 yılı boyunca influenza tanısı alan olgular incelenmiş ve ayaktan izlenen hastalar ile hastane yatışı gerektiren olgular arasındaki farkların değerlendirilmesi amaçlanmıştır.

YÖNTEM ve GEREÇLER: Çalışmaya, İstanbul Tıp Fakültesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Kliniği’nde Ocak-Aralık 2014 tarihlerinde, nazofarengeal sürüntü örneklerinde PCR inceleme ile influenza tanısı alan ve klinik durumuna göre ayaktan ya da yatarak izlenen 48 çocuk olgu dahil edildi. Hasta dosyaları, laboratuvar tetkikleri ve epikrizleri retrospektif olarak incelendi.

BULGULAR: İnfluenza tanılı 48 hastanın (kız, n=16, %33.3) yaş ortalaması 54 ay (4-204 ay) idi. Hastaneye yatırılan hastaların (n=22, %45.8) ortalama yaşı [ortanca 43.5 ay, (4-204 ay)], ayaktan izlenen hastaların (n=26, %54.2) ortalama yaşından [ortanca 92.5 ay, (4-204 ay)] anlamlı olarak küçük bulundu (p=0.002). En sık kliniğe başvuru yakınması ateşti (n=38, %79.2). Hastaların %52.1’inde (n=25), başta astım (n=5, %10.4) olmak üzere eşlik eden kronik hastalık mevcuttu. Sadece 1 hasta (%2.1) aşılanmıştı. Yirmibir hastada (%43.8) H1N1, 13 hastada (%27.1) H3N2 ve 14 hastada (%29.2) İnfluenza B virüsü tespit edildi. En sık laboratuvar bulgusu nötropeni (n=8, %16.7) idi. Hastaneye yatırılan olguların ortalama hemoglobin düzeyi [ortanca 11.7 gr/dL (7.4-13 gr/dL)] ayaktan izlenen hastalara göre [ortanca 12.4 gr/dL, (9.9-14.6 gr/dL)] anlamlı ölçüde düşük bulundu (p=0.02). Tüm hastalarda ortalama hastalık süresi 10 gün (7-21gün) idi. Kronik karaciğer hastalığı olan bir olgu (%2.1) ARDS nedeniyle kaybedildi.

TARTIŞMA ve SONUÇ: İnfluenzaya bağlı komplikasyonların ve hastane yatış oranlarının azaltılabilmesi için küçük yaştaki çocuklar ile kronik hastalığı olan olgular aşılanmalıdır.

Anahtar Kelimeler: İnfluenza, çocuk, komplikasyon

5.
Ergenlik döneminde D ve B12 vitamin eksikliklerinin sıklığı
Prevelance of vitamin D and B12 deficiency in adolescence
doi: 10.5222/j.child.2017.024  Sayfalar 24 - 29
Aylin Yetim, Ceyhun Tıkız, Firdevs Baş

GİRİŞ ve AMAÇ: D vitamininin kas-iskelet sistemi, immun sistem ve daha birçok mekanizma ile; B12 vitamininin ise özellikle nörokognitif fonksiyonlar olmak üzere yine çeşitli mekanizmalarla insan sağlığı üzerine önemli etkileri olduğu bilinmektedir. Bu yüzden hızlı gelişim ve değişim dönemi olan ergenlikte bu vitamin düzeylerinin istenilen sınırlar içerisinde olması önemlidir. Bu çalışmamızda amacımız ergenlerde D ve B12 vitamin düzeylerini değerlendirmekti.

YÖNTEM ve GEREÇLER: İstanbul Tıp Fakültesi Ergen Sağlığı Bilim Dalı polikliniğine Ocak-Aralık 2014 tarihleri arasında, çeşitli şikayetlerle ya da kontrol amaçlı başvuran, 10-20 yaş arası ergenlerin dosyaları retrospektif olarak incelendi. Bu tarih aralığında başvuru yapan toplam 372 ergen dosyasından 25 OH D vitamin düzeyi açısından 187, B12 vitamin düzeyi açısından 219 dosya değerlendirildi.

BULGULAR: Ergenlerin %7’sinde 25 OH D vitamin düzeyi ≤5 ng/ml, %56’sında <20 ng/ml, %36’sında ise 20-30 ng/ml arasında idi. Serum 25 OH D vitamini düzeyi ergenlerin %92,5’inde optimal düzeyin altında idi. Cinsiyetlere ve aylara g?re değerlendirildiğinde D vitamin düzeyleri arasında fark yoktu (p>0.05). Serum B12 vitamin düzeyi ergenlerin %2,7’sinde B12 ≤150 mg/dl, %10,5’inde ≤200 mg/dl ve %35’inde ≤300 mg/dl idi; ancak %65'inde (n=141) optimal düzeyde (≥300 mg/dl) olduğu belirlendi. 

TARTIŞMA ve SONUÇ: Ergenlerde D ve B12 vitamin eksiklikleri sıklığı yüksek bulunmuştur. Özellikle büyük şehirlerde ergenler bu vitamin eksiklikleri açısından riskli sayılmalı, D ve B12 vitamin düzeyleri yönünden değerlendirilmelidir. 

Anahtar Kelimeler: Ergen, D vitamini, B12 vitamini, vitamin eksiklikleri

6.
Nefrotik sendromlu çocuklarda tedavi yan etkilerinin değerlendirilmesi
Evaluation of the advers effects of the treatment of nephrotic syndrome in children
doi: 10.5222/j.child.2017.030  Sayfalar 30 - 35
Haluk Esmeray, Sevinç Emre, Alev Yılmaz, Bağdagül Aksu, Zeynep Nagehan Yürük Yıldırım, Ilmay Bilge

GİRİŞ ve AMAÇ: Ülkemizde nefrotik sendrom (NS) tedavisi sırasında görülen yan etkilerin sıklığını yansıtan veriler yetersizdir. Bu çalışmada, kliniğimizde NS nedeniyle izlenen hastalarda ortaya çıkan tedavi yan etkilerinin değerlendirilmesi amaçlandı.

YÖNTEM ve GEREÇLER: İstanbul Üniversitesi İstanbul Tıp Fakültesi Çocuk Nefrolojisi B.D. polikliniğine 1986-2010 yılları arasında başvuran ve NS tanısı ile izleme alınan toplam 206 hastanın (126 erkek; 80 kız) poliklinik dosyaları incelenerek verileri geriye dönük olarak değerlendirildi.

BULGULAR: Çalışma grubuna alınan toplam 206 hastanın (126 erkek; 80 kız) başvuru sırasındaki yaş ortalaması 3,8±2,8 yıl (0,2-13,8 yıl) idi. İzlemde herhangi bir ilaca karşı hastaların 171’inde (%83) en az bir yan etki oluştu. Steroid tedavisinde görülen yan etkiler sırasıyla cushingoid görünüm gelişmesi (%52), hipertansiyon (%23,4), büyüme geriliği (%17), katarakt (%6,8) ve osteoporoz (%6,8) idi. Büyüme geriliği, osteoporoz, katarakt ve hipertansiyon saptanan hastalarda saptanmayan hastalara göre steroid tedavi süresi ve toplam steroid dozu anlamlı olarak yüksek idi (p<0,05). Ayrıca büyüme geriliği saptanan hastalarda relaps sayısı büyüme geriliği saptanmayan hastalara göre anlamlı daha fazla idi (p=0,023). Siklofosfamid kullanan 13 hastada (%41,9) nötropeni, siklosporin A kullanan 5 hastada (%29,4) hipertansiyon gözlendi.

TARTIŞMA ve SONUÇ: Nefrotik sendrom tanılı hastaların çoğunda tedaviye bağlı yan etkiler görülmektedir. Steroid kullanımı nedeniyle ortaya çıkan en ciddi yan etkiler büyüme geriliği, osteoporoz, katarakt ve hipertansiyondur. Bu yan etkilerin görülme oranı ile steroid tedavi süresi ve toplam steroid dozu arasında ilişkili bulunmuştur. Hastalar bu yan etkiler açısından belirli aralıklarla değerlendirilmelidir.

Anahtar Kelimeler: Nefrotik sendrom, steroid tedavisi, steroide bağlı yan etkiler

OLGU SUNUMU
7.
Akut Lenfoblastik Löseminin Nadir İlk Başvuru Bulgusu: Bilateral Nefromegali
Acute Lymphoblastic Leukemia: an Unusual Cause of Bilateral Nephromegaly At Presentation
doi: 10.5222/j.child.2017.036  Sayfalar 36 - 38
Enes Çelik, Nurdan Yıldız, Serçin Güven, Emel Şenay, İbrahim Gökçe, Ahmet Koç, Harika Alpay

Akut lenfoblastik lösemi (ALL) çocukluk çağının en sık görülen kanseridir. Hastaların % 8-16’sında klinik bulgu vermeyen böbrek tutulumu görülebilir, bunların çoğunda hasta lösemi tanısı aldıktan sonra böbrek tutulumu saptanır. Bu yazıda karında şişkinlik sebebiyle başvuran, bilateral nefromegalisi olan ve tetkiklerin sonucunda pre B hücreli ALL tanısı alan 18 aylık olgu sunularak nefromegalinin ayırıcı tanısında lösemik infiltrasyonun önemi vurgulandı.

Anahtar Kelimeler: Nefromegali, akut lenfoblastik lösemi, böbrek tutulumu, lösemik infiltrasyon

8.
Aggregatibakter Aphrophilus ve Streptokokkus Intermedius'un Etken Olduğu Beyin Apsesi: Bir Olgu Sunumu
Brain Abscess Due To Aggregatibacter Aphrophilus and Streptococcus Intermedius: A Case Report
doi: 10.5222/j.child.2017.039  Sayfalar  39 - 42
Sevliya Öcal Demir, Eda Kepenekli Kadayifci, Gülşen Akkoç, Nurhayat Yakut, Adnan Dağçınar, Yener Şahin, Ahmet Soysal

Beyin absesi yüksek mortaliteye sahip beyin parankim enfeksiyonudur. Bu vakayı Streptokokkus Intermedius ile beyin apsesi için oldukça nadir bir etken olan Aggregatibakter Aphrophilus'un sebep olduğu beyin apsesinin klinik özelliklerini, yönetimini ve prognozunu irdelemek için sunduk.
Altı yaşında kız hasta hafif kafa travması nedeni ile hastaneye getirildi, çekilen beyin tomografisinde sağ pariyetal lobda kitle lezyon görüldü, beyin MRI lezyonun 27x31 mm olduğunu ve çevresinin kontrastlandığını gösterdi. Ayıcı tanı için sterotaktik biyopsi yapıldı, püy geldi. Püy kültüründe Aggregatibacter aphrophilus ve Streptococcus intermedius üredi, her ikisi de ampirik olarak başlanan seftriaksona duyarlı idi. Hastanın beyin apsesi açısından konjenital veya kazanılmış kalp hastalığı, sinüzit, mastoidit veya otit gibi herhangi bir risk faktörü yoktu. Bununla beraber hastaya 5 ay önce diş dolgusu yapılmıştı, bunun bakteriyemi yaparak risk oluşturduğu düşünüldü. Antibiyotik tedavisi ile apse küçüldü, tedavi 12. haftada kesildi. Hastanın ayaktan kontrolleri devam etti, herhangi bir komplikasyon gözlenmedi. 
Bildiğimiz kadarı bu yazı Aggregatibacter aphrophilus ve Streptococcus intermedius'un beraber beyin apsesi etkeni olduğunu raporlayan ilk yazı, ve diş dolgusu işleminin beyin apsesi gelişiminde risk olabileceğini göstermektedir.

Anahtar Kelimeler: Aggregatibacter aphrophilus, beyin, apse, çocuk

2019

2018

2017

2016

2015

2014

2013

2012

2011

2010

2009

2008

2007

2006

2005

2004

2003

2002

Logos Tıp Yayıncılığı
Yildiz Posta Cad. Sinan Apt. No:36
D.63-64 Gayrettepe 34349 Istanbul
 
Fax :
(212) 288 0541
(212) 288 5022
(212) 211 6185
  E-mail
logos@logos.com.tr
  Google Maps için tıklayın