Türk Mikrobiyoloji Cemiyeti Dergisi Sayı-3 2015

    
DERLEME

1. PANDAS Hipotezi
PANDAS Hypothesis
doi: 10.5222/TMCD.2015.109 Sayfalar:109-116
Hasan Cenk Mirza

İlk kez Swedo ve arkadaşları tarafından 1998 yılında tanımlanan “streptokok ile ilişkili pediatrik otoimmün nöropsikiyatrik bozukluklar (PANDAS)” terimi, otoimmün temeli olduğu ve A grubu beta-hemolitik streptokoklar tarafından tetiklendiği düşünülen çocukluk çağı
nöropsikiyatrik bozukluklarını [obsesif-kompulsif bozukluklar ve tik bozuklukları] ifade etmek için kullanılmaktadır. PANDAS hipotezinin iyi tanımlanmış, özgül bir klinik tablo olup olmadığı halen belirsizliğini korumaktadır. Zira diğer mikrobiyal etkenlerin de (viruslar ve diğer bakteriler) obsesif-kompulsif bozukluklar ve tik bozukluklarıyla ilişkisi gösterilmiştir. Ayrıca PANDAS tanı kriterleri içerisinde yer almayan “anoreksiya nervoza” ve “akut dissemine ensefalomiyelit (ADEM)” gibi psikiyatrik ve nörolojik bozuklukların da A grubu beta-hemolitik streptokok enfeksiyonlarıyla ilişkisi gösterilmiştir. A grubu beta-hemolitik streptokoklar ile semptomlar arasındaki ilişkileri, PANDAS’ın immünolojik temelini ve PANDAS’taki tedavi seçeneklerini araştıran çalışmaların sonuçlarında tutarsızlıklar olduğu görülmektedir. Zira PANDAS hakkında şu ana kadar elde edilen bilgiler genellikle görece küçük, retrospektif çalışmalar ve olgu raporlarına dayanmaktadır. PANDAS tanımının ve tanı kriterlerinin yeniden şekillendirilmesine olanak verecek, daha geniş, iyi dizayn edilmiş, prospektif çalışmalara gereksinim duyulmaktadır. Bu derlemede PANDAS’ın etiyolojisi, patogenezi, immünolojik boyutu, klinik bulguları ve tedavi seçenekleri tartışılmıştır.

Anahtar Kelimeler: Streptokok, tik bozukluğu, PANDAS

ARAŞTIRMA MAKALESİ
2. Akut Gastroenteritli Hastalarda Campylobacter jejuni Alt Tipleri ile Koenfeksiyon
Co-infection with Campylobacter jejuni Subtypes in Patients with Acute Gastroenteritis
doi: 10.5222/TMCD.2015.117 Sayfalar:117-121
Tuba Kayman, Fuat Aydın, Seçil Abay, Kadir Serdar Diker

GİRİŞ ve AMAÇ: Bu çalışmada, C. jejuni’nin farklı alt tiplerine bağlı üç gastroenterit olgusunda saptanan koenfeksiyonun değerlendirilmesi amaçlanmıştır.

YÖNTEM ve GEREÇLER: Üç hastaya ait fekal örnekten elde edilen izolatların tanımlanmasında fenotipik ve moleküler testlerden yararlanılmıştır. Antibiyotik duyarlılığı, disk difüzyon yöntemi ile değerlendirilmiştir. Testte ampisilin, amikasin, sefotaksim, tetrasiklin, piperasilintazobaktam,
eritromisin, klindamisin, nalidiksik asit, siprofloksasin ve levofloksasin antibiyotik diskleri kullanılmıştır. Sonuçlar CLSI kriterlerine göre değerlendirilmiştir. İzolatların moleküler tiplendirmesi için ERICPCR’den yararlanılmıştır.

BULGULAR: Gastroenteritli 3 hastaya ait örneğin kültürel değerlendirmesi sonucunda mCCD agarda üreyen izolatların tümü konvansiyonel ve moleküler yöntemler ile C. jejuni olarak tanımlanmışlardır. Her örneğe ait 2 izolatın antibiyotik duyarlılık paternlerinin ve ERIC-PCR’de
elde edilen bant profillerinin farklılık gösterdiği saptanmıştır. Araştırmadaki koenfeksiyon oranı %1.7 olarak belirlenmiştir.

TARTIŞMA ve SONUÇ: Bilgilerimize göre bu araştırma, C. jejuni alt tipleri tarafından meydana getirilen koenfeksiyonu tanımlayan ülkemizde yapılmış ilk çalışmadır. Klinik mikrobiyoloji laboratuvarları’nda fekal kültürlerin kampilobakterler yönünden değerlendirilmesinde, petrilerdeki farklı koloni tiplerinin tümünün göz önünde bulundurularak tanımlanması, antibiyotik duyarlılık testlerinin yapılması ve klinik tedavinin buna göre yönlendirilmesinin yararlı olacağı sonucuna varılmıştır.

Anahtar Kelimeler: Campylobacter jejuni, ERIC-PCR, koenfeksiyon

3. Güney Marmara Bölgesinde İzole Edilen Salmonella Serotiplerinin Dağılımı ve Antibiyotik Duyarlılıkları
Serotype Distribution and Antimicrobial Susceptibility Profiles of Salmonella Isolates from South Marmara Region, Turkey
doi: 10.5222/TMCD.2015.122 Sayfalar:122-127
Burcu Dalyan Cilo, Gülşah Ece Özmerdiven, Kadir Efe, Revasiye Güleşen, Belkıs Levent, Harun Ağca, Melda Sınırtaş, Cüneyt Özakın

GİRİŞ ve AMAÇ: Salmonella enfeksiyonları, tüm dünyada önemini koruyan başlıca halk sağlığı sorunlarındandır. Salmonella serotiplerinin belirlenmesi epidemiyolojik çalışmalar açısından önem taşımaktadır. Bu çalışmada; hastanemizde on üç yıllık süre içerisinde, farklı hasta örneklerinden etken olarak izole edilen Salmonella türlerinin serotip dağılımının ve antibiyotik duyarlılıklarının incelenmesi ve bölgemize ait epidemiyolojik verilerin sunulması amaçlanmıştır.

YÖNTEM ve GEREÇLER: Çalışmaya Ocak 2002 - Aralık 2014 tarihleri arasında izole edilen 258 adet Salmonella suşu dâhil edilmiştir. Suşlar otomatize sistem ile Salmonella spp. olarak tanımlanmış ve antibiyotik duyarlılıkları belirlenmiştir. Serotiplendirme Ulusal Enterik Patojenler
Laboratuvar Sürveyans Ağı (UEPLA) kapsamında Sağlık Bakanlığı Türkiye Halk Sağlığı Kurumunda (eski adıyla Refik Saydam Hıfzıssıhha Merkezi Başkanlığı) yapılmıştır.

BULGULAR: Suşlar 22 farklı serotipe dağılmış, 143’ü S. Enteritidis, 23’ü S. Typhimurium, 12’si S. İnfantis, 11’i S. Newport, 10’u S. Kentucky olarak serotiplendirilerek çoğunluğu oluşturmuşlardır. Dışkı örneklerinden izole edilen iki adet S. Umbilo ve bir adet S. Chester suşu Türkiye’den ilk kez bildirilen serotiplerdir. Salmonella suşlarında ampisilin, kloramfenikol, gentamisin ve trimetoprim sulfametoksazol duyarlılıklarında azalma saptanırken, sefotaksime duyarlılığın yüksek olduğu belirlenmiştir.

TARTIŞMA ve SONUÇ: Kurumumuzda on üç yıllık süreçte izole edilen Salmonella serotiplerinin dağılımının CDC, Avrupa ve ülkemiz verileriyle uyumlu olduğu gözlemlenmiştir.

Anahtar Kelimeler: Salmonella, serotiplendirme, identifikasyon, antibiyotik duyarlılık

4. Santral Sinir Sistemi Enfeksiyonu Ön Tanılı Hastaların Kan ve Beyin Omurilik Sıvısı Örneklerinde Batı Nil Virüsünün Araştırılması ve Sonuçların Karşılaştırılması
Investigation of West Nile Virus in Cerebrospinal Fluid and Blood Samples of Patients with Initial Diagnosis of Central Nervous System Infection and Comparison of Results
doi: 10.5222/TMCD.2015.128 Sayfalar:128-135
Zülfü Bayar, Mustafa Yılmaz, Zülal Aşcı Toraman, Yasemin Bulut 

GİRİŞ ve AMAÇ: Batı Nil virüsü (BNV); ilk defa 1937 yılında Uganda’nın Batı Nil kesiminde izole edilmiştir. Bu virüs Flaviviridae ailesi, Flavivirüs cinsi ve Japon ensefaliti virüsü serokompleksi içerisinde sınıflandırılan, 45-50 nm büyüklüğünde, zarflı ve ikozahedral yapılı bir RNA virüsüdür.
Çalışmamızın amacı, SSS enfeksiyonu ön tanılı hastaların kan ve/veya beyin-omurilik sıvısı (BOS)’nda BNV’ye özgü antikorların veya viral nükleik asidin gösterilmesidir.

YÖNTEM ve GEREÇLER: Santral Sinir Sistemi enfeksiyonu ön tanısıyla tedavi gören ve herhangi bir patojen mikroorganizma tespit edilemeyen hastaların, hastanenin merkez laboratuvarına gönderilen rutin kan ve BOS örnekleri toplandı. Yaş, cinsiyet ve gönderilen servis ayırımı yapılmaksızın kırk yedi hastanın 94 örneği (47’si BOS ve 47’si kan) değerlendirilmeye alındı. Bu örneklerde ELISA ve RT-PCR yöntemleriyle BNV araştırıldı.

BULGULAR: Çalışmaya alınan hastaların yaş ortalaması 19 idi. Bu çalışmanın BOS örneklerinde; pleositoz (ortalama 155 hücre), orta derece protein artışı (ortalama 89 mg/dL) ve hafif glukoz (ortalama 53 mg/dL) düşüklüğü tespit edilmiştir. Bu çalışmada, yalnızca bir hastanın kan örneğinde
ELISA yöntemi ile BNV IgM şüpheli pozitif saptanmıştır. Diğer örneklerde BNV IgG ve IgM antikoru negatif olarak saptanmıştır. Bu şüpheli örneğin BOS’u ve kanı gerçek zamanlı RT-PCR yöntemi ile negatif bulunmuştur. Benzer şekilde tüm örnekler gerçek zamanlı RT-PCR yöntemi ile de çalışılmış, BNV’ye ait RNA tespit edilememiştir.

TARTIŞMA ve SONUÇ: Çalışmamızda şüpheli değer ELISA yönteminde görülebilen çapraz reaksiyonlara bağlanmıştır. BNV seronegatifliği büyük ölçüde çalışmaya alınan hastaların yaş ortalamasının (ortalama: 19) düşük olmasından kaynaklanmıştır. Ayrıca PCR ve ELISA’yı beraber dikkate aldığımızda çalışmamızda elde ettiğimiz verilere göre, bölgemizde BNV kaynaklı SSS enfeksiyonuna rastlanmamıştır. Ekolojik koşullara bağımlı olarak daha kapsamlı çalışmalara gereksinim olacaktır. Çalışmamızın bu konuda ülkemiz BNV veri tabanına yarar sağlamasını ümit etmekteyiz.

Anahtar Kelimeler: BNV, BOS, ELISA, RT-PCR

5. Piyasada Satışa Sunulan Aloysia citriodora Palau Örneklerinin Antioksidan Kapasite ve Mikrobiyolojik Kontaminasyon Yönünden İncelenmesi
Investigation of Aloysia citriodora Palau Samples in the Market in Terms of Antioxidant Capacity and Microbiological Contamination
doi: 10.5222/TMCD.2015.136 Sayfalar:136-144
Ayşegül Köroğlu, Nurten Altanlar, Gülsen Kendir, Duygu Şimşek

GİRİŞ ve AMAÇ: Ülkemizin farklı illerindeki aktarlardan satın alınan “yalancı melisa, limon kokulu oğulotu” adı ile bilinen Aloysia citriodora Palau bitki numunelerinin antioksidan kapasitelerinin belirlenmesi amaçlanmıştır. Bu amaç kapsamında örneklerin taşıdığı toplam fenolik madde miktarı hesaplanmıştır. Aynı zamanda piyasada satılan örneklerin halk sağlığına uygunluğu mikrobiyolojik kontaminasyon açısından değerlendirilmiştir.

YÖNTEM ve GEREÇLER: Bu çalışmada, dört farklı ilden 11 farklı örnek satın alınmıştır. Ayrıca çalışmada standart numune olarak kullanılmak üzere Yalova’dan örnekler temin edilmiş ve uygun şartlarda kurutulmuştur. Bitki örneklerinin antioksidan kapasitesi iki farklı yöntemle çalışılmıştır: 1. Serbest radikal süpürme kapasitesi tayini için kalitatif ve kantitatif DPPH• (2,2-difenil-1- pikrilhidrazil) yöntemi, 2. Lipozom lipid peroksidasyonunu tayin etmek için TBA (Tiyobarbitürik asit) yöntemi. Ayrıca içerdikleri toplam fenoller gallik asite eşdeğer olarak Folin-Ciocalteu yöntemi kullanılarak saptanmıştır. Örneklerde mikrobiyolojik kontaminasyon olup olmadığı ise Avrupa Farmakopesine göre belirlenmiştir.

BULGULAR: Numunelerde, total fenol içeriği gallik asit eşdeğerliğinde 213-483.56 mg/g kuru ağırlık olarak tespit edilmiştir. Kalitatif DPPH• yönteminde standart numune belirgin süpürme kapasitesine sahipken, kantitatif DPPH• yönteminde ise propil gallata göre daha düşük kapasite göstermiştir. TBA yönteminde ise İstanbul piyasasından satın alınan İ1 lokalitesinde en yüksek lipit peroksidan kapasite saptanmıştır. İncelenen örneklerde patojen mikroorganizma üremesi görülmemiştir, ancak Avrupa Farmakopesinin verdiği sınırlar üzerinde mikroorganizma sayısı saptanmıştır.

TARTIŞMA ve SONUÇ: Piyasada satılan drogların total fenol içeriği ve antioksidan kapasiteleri farklılık göstermektedir. Avrupa Farmakopesi’nin kabul ettiği sınırlar üzerinde mikroorganizma varlığı, piyasada satılan limon kokulu oğulotu örneklerinin insan sağlığında kullanılması için uygun olmadığını göstermiştir. Bu çalışmada, çeşitli illerimizde satılan Aloysia citriodora örneklerinin mikrobiyolojik kontaminasyon açısından Avrupa Farmakopesi’ne uygunluğu ilk defa değerlendirilmiştir.

Anahtar Kelimeler: Aloysia citriodora Palau (syn. Lippia citriodora Kunth.), mikrobiyolojik kontaminasyon, total fenol miktarı, antioksidan kapasite

OLGU SUNUMU
6. Borrelia burgdorferi Enfeksiyonu ile Oluşan Bir Akrodermatitis Kronika Atrofikans Olgusu
A Case of Acrodermatitis Chronica Atrophicans Caused by Borrelia burgdorferi Infection
doi: 10.5222/TMCD.2015.145 Sayfalar:145-148
Emel Çalışkan, Esma Uslu, Hakan Turan, Nida Kılıç, Cihangir Aliağaoğlu

Lyme hastalığı Borrelia burgdorferi’nin neden olduğu multisistemik bir zoonozdur. B. burgdorferi Spirochaetacea ailesinden gevşek kıvrımlı ve hareketli bir spiroket olup, İxodes cinsi sert kenelerin ısırması ile insanlara geçmektedir. Eritema migrans, akrodermatitis
kronika atrofikans ve morfea benzeri lezyonlar, deri bulguları olarak karşımıza çıkabilmektedir. Geç dönem lezyonu olan ve sıklıkla kırk yaş üstü kadınlarda görülen akrodermatitis kronika atrofikans, kızarıklık ve şişlikle başlayıp aylar ya da yıllar içinde atrofi ve skleroza
neden olabilmektedir. Bu raporda akrodermatitis kronika atrofikansa neden olan bir B. burgdorferi enfeksiyonunun sunulması amaçlanmıştır.

Anahtar Kelimeler: Akrodermatitis kronika atrofikans, Borrelia burgdorferi, kene ısırığı

7. Hodgkin Lenfomalı Bir Hastada Demodex folliculorum Enfestasyonu: Bir Olgu Sunumu
Demodex folliculorum Infestation in a Patient with Hodgkin’s Lymphoma: A Case Report
doi: 10.5222/TMCD.2015.149 Sayfalar:149-152
Serkan Baştemir, Aylin Türel Ermertcan, Nalan Neşe, İsmet Aydoğdu, Kor Yereli, Ahmet Özbilgin 

Yaklaşık bir yıl önce Hodgkin Lenfoma tanısı konan 49 yaşında kadın hasta yüzünde geçmeyen sivilceler nedeniyle Dermatoloji Polikliniğinden Tıbbi Parazitoloji Laboratuvarına yönlendirildi. Hastanın yakınmasının Hodgkin lenfoma tedavisi başladıktan 6 ay sonra geliştiği öğrenildi. Hastanın dermatolojik muayenesinde alın ve yanak bölgesinde eritemli papül ve püstüller mevcuttu. Demodex sp. araştırması için hastanın yüz bölgesinden non-invaziv yöntem olarak bilinen standart yüzeyel deri biyopsisi ve selofan bant yöntemleri ile örnekler alınmış ve ışık mikroskobunda incelenmiştir. Lezyon bölgelerinde her bir cm2’de altı adet Demodex folliculorum görülmüş ve rapor edilmiştir. Klinik ve parazitolojik bulgularla hastaya akne rozase tanısı konulmuştur.

Anahtar Kelimeler: Demodex folliculorum, Demodikosis, Hodgkin lenfoma

2019

2018

2017

2016

2015

2014

2013

2012

2011

Logos Tıp Yayıncılığı
Yildiz Posta Cad. Sinan Apt. No:36
D.63-64 Gayrettepe 34349 Istanbul
 
Fax :
(212) 288 0541
(212) 288 5022
(212) 211 6185
  E-mail
logos@logos.com.tr
  Google Maps için tıklayın