Türk Mikrobiyoloji Cemiyeti Dergisi Sayı-1 2018

    
DERLEME

1. Bakteriyel Biyofilmler: Saptama Yöntemleri ve Antibiyotik Direncindeki Rolü
Bacterial Biofilms: Detection Methods and Role in Antibiotic Resistance
doi: 10.5222/TMCD.2018.001 Sayfalar:1-13
Aybala Temel, Bayrı Eraç

Biyofilmler. gerek tıbbi cihaz ve biyomateryaller üzerinde gerekse konakçı epitel hücreleri ve mukozal yüzeylerde oluşabilen ve pek çok farklı hastalıkta rol oynayan mikro-ekosistemlerdir. 

Biyofilm oluşumunu belirleme yöntemleri, biyofilm enfeksiyonlarının engellenebilmesi için oldukça önemlidir. Biyofilm oluşumunu saptamada sıklıkla kullanılan kolorimetrik esaslı yöntemlerin çeşitli dezavantajları bulunduğundan, standart, hızlı ve güvenilir yöntemlere ihtiyaç duyulmaktadır. Biyofilm saptama amacıyla da kullanılabilen çeşitli yeni teknolojiler geliştirilmiştir. Bunlar arasında; elektrik akımına dirençteki değişimin saptandığı “gerçek zamanlı hücre analizi” yöntemi, kızılötesi ışınların penetrasyonundaki değişimin ölçüldüğü “fiber-optik sensör” yöntemi ve biyofilm matriks komponentlerini saptamaya dayalı “luminisan konjue oligotiyofen” yöntemi umut vadetmektedir. Bu yöntemler ile daha duyarlı, hızlı ve kantitatif olarak biyofilm yapısı belirlenebilmektedir. 

Planktonik haldeki bakterilerin antibiyotik direncinin yanı sıra, biyofilm yapısından kaynaklanan direnç, biyofilm enfeksiyonlarında tedaviyi daha da zorlaştırmaktadır. Biyofilm direncinin multifaktöriyel bir olay olduğu ve birden fazla mekanizmanın eş zamanlı etkisiyle ortaya çıktığı düşünülmektedir. Derlememizde, bakteriyel biyofilmlerin oluşumu ile bunu etkileyen faktörler, biyofilm saptama yöntemleri, biyofilm enfeksiyonları ve biyofilm direncinde rol oynayan etkenler incelenmektedir.

Anahtar Kelimeler: Biyofilm, biyofilm saptama, antibiyotik direnci

ARAŞTIRMA MAKALESİ
2. Aydın'da kronik hepatit C enfeksiyonlu hastalarda IL28B (rs12979860) polimorfizminin dağılımı ve tedavi yanıtına etkisi
The distribution of IL28B polymorphism (rs12979860) and its effect on the response to treatment in patient with chronic hepatitis C virus in Aydın province
doi: 10.5222/TMCD.2018.014 Sayfalar:14-20
Neriman Aydın, Rifat Bülbül, Adil Coşkun, Serkan Öncü, Sevin Kırdar 

GİRİŞ ve AMAÇ: Hepatit C virus infeksiyonları yüksek oranda kronikleşmekte ve kronik hepatit C infeksiyonlu hastalar ikili veya üçlü antiviral ilaç kombinasyonu ile tedavi edilmektedir. Ancak kronik HCV infeksiyonlarının tedavisinde hastaların tedaviye verdiği yanıtı etkileyen birçok faktör tanımlanmıştır. Bunlardan biri, tedavi sonunda oluşan kalıcı virolojik cevap (KVC) ile IL-28B polimorfizmi arasındaki ilişkidir. Bu çalışmada antiviral tedavi uygulanan kronik HCV hastalarında IL-28B (rs12979860) polifmorfizmindeki dağılım ve kalıcı virolojik cevap arasındaki ilişkinin gösterilmesi amaçlanmıştır.

YÖNTEM ve GEREÇLER: Çalışmaya peginterferon-ribavirin tedavisi alan kronik HCV enfeksiyonu olan hastalar alınmıştır. Tedavinin 12. haftasında, tedavi bitiminde ve altı ay sonraki kontrollerde HCV RNA araştırılarak, erken ve kalıcı virolojik cevap belirlenmiştir. 

BULGULAR: Çalışmaya dahil edilen 41 hastanın, %43,9 (18)’si erkek, %56,1 (23)’i kadındır. Hastalarda IL28B SNP varyantı olan rs12979860’in %12,2’si CC genotipi, %19,5’i TT genotipi, %68,3’ü TC genotipi olarak tanımlanmıştır. Erken virolojik cevap CC genotipi taşıyan hastalarda %80, TT genotipinde %75, TC genotipinde %82,1 olarak bulunmuş ve erken virolojik cevap açısından IL-28B genotipleri arasında istatistiksel olarak anlamlı bir fark bulunmamıştır. Hastalarda kalıcı virolojik cevap ise CC genotipi taşıyan hastalarda %100 iken TT ve TC genotiplerinde sırasıyla % 62,5 ve % 46,4 olarak bulunmuştur. Kalıcı virolojik cevap CC genotipi bulunan hastalarda diğer genotiplere göre istatistiksel olarak anlamlı olarak yüksek oranda bulunmuştur (p =0.035). 

TARTIŞMA ve SONUÇ: Bu sonuçlara göre IL28B (rs12979860) CC genotipleri taşıyan kronik HCV enfeksiyonlu hastalarda yüksek oranda KVC alınmaktadır. Ancak bölgemizde kronik HCV enfeksiyonlu hastalarda CC genotipleri düşük oranda taşınmakta, KVC’ın daha düşük oranda olduğu diğer genotipler ise yaygın bulunmaktadır. Bu nedenlerden dolayı, bölgemizde kronik HCV enfeksiyonlu hastalarda tedavinin planlanmasında ve takibinde IL28B (rs12979860) CC genotiplerin düşük oranda olduğunun dikkate alınmasının yararlı olacağı düşünülmektedir.

Anahtar Kelimeler: Kronik HCV enfeksiyonu, IL28B poliformizmi, peginterferon-ribavirin tedavisi

3. Gıda Fitokimyasallarının Periodontal Patojenlere Karşı In Vitro Antimikrobiyal Potansiyellerinin Değerlendirilmesi
Evaluation of In Vitro Antimicrobial Potentials of Dietary Phytochemicals against Periodontal Pathogens
doi: 10.5222/TMCD.2018.021 Sayfalar:21-28
 Elif Burcu Bali, Gülçin Akca, Demet Erdönmez, Kübra Erkan Türkmen, Necdet Sağlam

GİRİŞ ve AMAÇ: Bu çalışmada Porphyromonas gingivalis ATCC 33277, Prevotella intermedia ATCC 25611 ve Aggregatibacter actinomycetemcomitans ATCC 43718 periodontal patojenlerine karşı gıdalarda bulunan fitokimyasallardan kuersetin, kurkumin, apigenin, pirogallol, gallik asit, luteolin ve hidroksitirozolün in vitro antimikrobiyal potansiyellerinin değerlendirilmesi amaçlanmıştır. 

YÖNTEM ve GEREÇLER: Çalışmada agar kuyucuk difüzyon ve mikrodilüsyon yöntemleri kullanılarak fitokimyasalların antimikrobiyal potansiyelleri araştırılmıştır. Agar kuyucuk yönteminde fitokimyasalların antimikrobiyal aktiviteleri 3 mg/ml, mikrodilüsyon yönteminde ise 3, 1.5, 0.75, 0.375, 0.187, 0.093, 0.046, 0.023 ve 0.011 mg/ml konsantrasyonlarda incelenmiştir. Pozitif ve negatif kontrol olarak amoksisilin (20 µg/disk ve 0.04-0.0015 mg/ml) ve DMSO (≤%10) test edilmiştir. 

BULGULAR: Çalışma sonuçlarına göre fitokimyasalların çoğunun patojenlere karşı antimikrobiyal aktivite gösterdiği ve patojenler üzerinde en etkili fitokimyasalın kuersetin olduğu belirlenmiştir. Kuersetin, kurkumin, luteolin, apigenin ve gallik asit tüm patojenlere karşı en iyi antimikrobiyal potansiyeli olan fitokimyasallar olarak belirlenmiştir. Çalışmamızda %4 (v/v) ve daha az orandaki DMSO’nun patojenler üzerinde etkisiz olduğu tespit edilmiştir. 

TARTIŞMA ve SONUÇ: Periodontal hastalıkların tedavisinde antibiyotik kullanımına ilave olarak, özellikle kurkumin, kuersetin, luteolin, gallik asit ve apigenin içeren gıdaların tüketimi uygun ve yararlı olabilir. Bu yüzden, ileride, güçlü antimikrobiyal ve antioksidan potansiyeli olan fitokimyasalların periodontal patojenlerin inhibisyon mekanizmalarına yönelik etkilerinin daha detaylı araştırılması ve bu fitokimyasalların etkin kullanımlarını belirlemek için ileri boyutta in vivo çalışmalar yapılması önerilmektedir.

Anahtar Kelimeler: Gıda fitokimyasalları, kuersetin, periodontal patojenler, antimikrobiyal potansiyel

4. Avcı bakteri Bdellovibrio bacteriovorus Hücre Özütünün Biyofilm Oluşumunu Engelleme Etkisi
Biofilm Inhibition Effect of cell extracts of Bdellovibrio bacteriovorus, a predator bacterium
doi: 10.5222/TMCD.2018.029 Sayfalar:29-37
Melek Özkan, Hilal Yılmaz 

GİRİŞ ve AMAÇ: Bu çalışmada Gram negatif bakterileri besin olarak kullanan Gram negatif avcı bir bakteri olan Bdellovibrio bacteriovorus hücre özütünün, aktif çamur bakterilerinin oluşturduğu biyofilm tabakayı temizleme ve biyofilm oluşumunu engelleme etkisi incelenmiştir. 

YÖNTEM ve GEREÇLER: Farklı pH, sıcaklık ve mineral konsantrasyonlarının B.bacteriovorus’un aktivitesine olan etkisi incelenmiştir. B. bacteriovorus hücre özütünün atıksu bakterilerine ait biyofilm oluşumunu engelleme etkisi 96 kuyucuklu polisitren plakalar kullanılarak krsital violet yöntemiyle ölçülmüştür. B. bacteriovorus’un hücre özütünün filtrasyon membranı üzerinde oluşan biyofilm tabakayı temizleme etkisi ölü uçlu reaktor sistemi kullanılarak ölçülmüştür. 

BULGULAR: 88-8.8 pH, 29.5°C sıcaklık ve 5mM CaCI2, 0,1mM MgCI2 mineral konsantrasyonlarının B. bacteriovorus’un yüksek aktivitesi için optimum olduğu bulunmuştur. B. bacteriovorus hücre özütünün çamur bakterilerine ait biyofilm oluşumunu engelleme etkisi %39 olarak ölçülmüştür. Atıksu filtrasyonunda kullanılmış membran üzerinde birikmiş olan biyofilm tabaka B. bacteriovorus hücre özütü ile yıkanmış ve bu uygulamanın membran performansına etkisi ölçülmüştür. Tamponla yıkanan kontrol membranına kıyasla B. bacteriovorus hücre özütü ile yıkanan membran akısında 12.44 L.m-2.sa-1’lik iyileşme gözlemlenmiştir.

TARTIŞMA ve SONUÇ: Litik enzimlere sahip olan B. bacteriovorus hücre özütünün farklı materyaller üzerinde istenmeyen biyoflm oluşumunu engelleyebileceği gösterilmiştir. 

Anahtar Kelimeler: Bdellovibrio bacteriovorus, Biyofilm Giderimi, Litik enzimler

5. Albicans-dışı Candida türlerinin flukonazol, itrakonazol, vorikonazole in vitro duyarlılığının referans sıvı mikrodilüsyon yöntem ile araştırılması: Yeni türe özgü klinik direnç sınır değerleri ve epidemiyolojik eşik değerlerinin uygulanması
Investigation of in vitro susceptibility of non-albicans Candida species to fluconazole, itraconazole, voriconazole by reference broth microdilution method: Application of new species-specific clinical breakpoints and epidemiological cutoff values
doi: 10.5222/TMCD.2018.038  Sayfalar:38-44
Gülşen Hazırolan

GİRİŞ ve AMAÇ: Hastanemizde en sık izole edilen albicans-dışı Candida türlerinin flukonazol, itrakonazol ve vorikonazole in vitro antifungal duyarlılıklarının belirlenmesi amaçlanmıştır.

YÖNTEM ve GEREÇLER: Çalışmaya, Ocak 2013-Haziran 2016 döneminde Ankara Numune Eğitim ve Araştırma Hastanesinde yatarak tedavi gören hastaların klinik örneklerinden izole edilen albicans-dışı Candida izolatları dahil edilmiştir. İzolatlar, konvansiyonel yöntemler ve MALDI-TOF MS ile tanımlanmıştır. İzolatların in vitro antifungal duyarlılıkları Clinical and Laboratory Standards Institute (CLSI, M27-A3) referans sıvı mikrodilüsyon (BMD) yöntemi ile tespit edilmiştir. Minimum inhibitör konsantrasyon (MİK) değerleri, yeni türe özgü klinik direnç sınır değerleri ve epidemiyolojik eşik değerleri ile yorumlanmıştır.

BULGULAR: İzolatların tür dağılımı; C. glabrata (n=37), C. parapsilosis (n= 24), C. krusei (n= 24), C. tropicalis (n= 14), C. lusitaniae (n=13), C. kefyr (n=10), C. guilliermondii (n= 2) ve C. dubliniensis (n= 2) şeklindedir. Flukonazol için iki C. glabrata izolatı dirençli, bir C. parapsilosis izolatı doza bağlı duyarlı, itrakonazol için bir C. parapsilosis ve bir C. tropicalis izolatı vahşi olmayan tip, vorikonazol için ise bir C. krusei ve iki C. parapsilosis izolatı orta duyarlı ve iki C. glabrata, beş C. kefyr ve üç C. lusitaniae izolatı vahşi olmayan tip olarak değerlendirilmiştir.

TARTIŞMA ve SONUÇ: Çalışmamızda in vitro antifungal duyarlılık profilleri test edilen 126 albicans-dışı Candida izolatında triazol direnci iki izolatta saptanmıştır ve 12 izolat triazollere vahşi olmayan tip olarak değerlendirilmiştir. Bu izolatlarda triazollere çapraz direnç tespit edilmemiştir. Elde edilen bu veriler, tedaviyi doğru yönlendirmek amacıyla albicans-dışı Candida izolatları için her merkezde antifungal duyarlılık testlerinin yapılması gerekliliğini vurgulamaktadır.

Anahtar Kelimeler: Albicans-dışı Candida, flukonazol, itrakonazol, vorikonazol, antifungal duyarlılık profili

6. Vankomisin Dirençli Enterokok taramasında kültür sonuçlarının BD Gene OhmVanR test sonuçları ile karşılaştırılması
Comparison of the BD Gene OhmVanR Assay to culture for screening of Vancomycin-Resistant Enterococci
doi: 10.5222/TMCD.2018.045 Sayfalar:45-51
Reyhan Yiş

GİRİŞ ve AMAÇ: Kültür bazlı VRE identifikasyon yöntemleri genellikle 24-72 saat gerektirmektedir. VRE kolonizasyonu saptanan hastaların hızla izole edilmesi, diğer hastaların kolonize olmalarını engellemek ve olası enfeksiyonların oluşumunu önlemesi açısından değerlidir. Bu çalışmanın amacı VRE’yi daha kısa sürede saptayan BD GeneOhm VanR testinin sonuçlarının altın standart yöntem olan VRE kültürü ile karşılaştırılmasıdır. 

YÖNTEM ve GEREÇLER: Çalışmamızda yer alan toplam 704 perirektal sürüntü örneğinin VRE agara ekimi yapılmıştır. Eş zamanlı olarak tüm perirektal sürüntü örnekleri Real- time PCR yöntemi ile çalışılmıştır.

BULGULAR: Değerlendirilen örneklerden 121’i (% 17,2) VRE agar ile, 162’si (%23,0) Real- time PCR yöntemi ile pozitif bulunmuştur. Yöntemlerinin her ikisi ile pozitif çıkan örnek sayısı 118’dir. 44 örnek sadece Real- time PCR ile 3 örnek ise sadece kültür yöntemiyle pozitif bulunmuştur. Her iki yöntemle negatif bulunan örnek sayısı 539 (%76,6)’dur. VRE pozitif saptanan örneklerden 3 tanesi haricinde tümü,VanA fenotipi taşıyan E. faecium olarak, sözü edilen 3 örnek, hem kültür hem de Real- Time PCR yöntemi ile VanB fenotipi taşıyan E. faecalis olarak tanımlanmıştır. Bu sonuçlara göre BD Gene Ohm VanR testinin VRE kültürü ile karşılaştırılarak belirlenen duyarlılık, özgüllük, pozitif ve negatif prediktif değerleri sırasıyla %98, %92, %73 ve %99 olarak saptanmıştır.

TARTIŞMA ve SONUÇ: VRE tespiti için kullanılan kültür bazlı yöntemler ve nükleik asit amplifikasyon testleri genellikle 24-72 saat gerektirmektedir. BD GeneOhm VanR testi doğrudan örnekten çalışılan basit bir yöntem olup, sonuç alma aşamasına kadar geçen toplam süre 3,5 saatten daha kısadır. Bunun yanında farklı laboratuvarlarda ve hasta popülasyonlarında tekrarlanabilir sonuçlar veren, yüksek PPD ve NPD olan bir testtirç VRE direnç genini de belirliyor olması da diğer bir avantajıdır. 

Anahtar Kelimeler: Vankomisine dirençli enterokok, kolonizasyon, Real-Time PCR, sürveyans

7. Doğu Anadolu Bölgesinde Şarbon Etkeni ve Seroprevalansının Araştırılması
A Research on the Anthrax Agent and Seroprevalance in the Eastern Anotolia Region
doi: 10.5222/TMCD.2018.052 Sayfalar:52-59
Çiğdem Eda Balkan, Selahattin Çelebi

GİRİŞ ve AMAÇ: Şarbon; Bacillus anthracis endosporlarının vücuda deri, solunum ya da gastrointesitinal yolla girmesiyle oluşan özellikle otçul hayvanların içinde bulunduğu bir grupla yayılan, ölümcül bakteriyel bir zoonozdur. Bacillus anthracis’in temel virulans faktörlerinden biri toksinleridir. Bunlar protektif antijen, ödem faktör ve letal faktördür. Protektif antijen özellikle diğer iki toksinin hücre içine girmesinden sorumludur. Bizde çalışmamızda yöremizdeki prevalansı saptamak amacıyla bölgemiz hastanelerine başvuran kişilerden şarbon şüpheli görülen hastaların kanlarında protektif antijen saptanmasını amaçladık.

YÖNTEM ve GEREÇLER: Çalışmamızda protektif antijen IgG antikoru varlığının saptanması amacıyla ELISA(Enzyme Linked Immünosorbent Assay) yöntemi kullanılmıştır. 

BULGULAR: Atatürk Üniversitesi Yakutiye Araştırma Hastanesi ve Erzurum Bölge Eğitim ve Araştırma Hastanesine gelen şarbon şüpheli 47 hastadan alınan örneklerin 35’in de B. anthracis PA pozitif bulundu. Pozitif sonuçlu 35 hastanın 6’sı kadın (%17. 1), 29’u (%82. 8) erkek hastalardan oluşmaktadır. 35 hastanın 27’si(%77. 1) hayvancılıkla uğraşırken, 8’inin (%22. 8)hayvancılıkla uğraşmayan hayvan etiyle temas öyküsü bulunan kişiler olduğu görülmüştür. 

TARTIŞMA ve SONUÇ: Klinik bulguları şarbonu gösteren fakat kanlarında protektif antijen IgG’leri bulunamayan kişilerin negatif çıkan sonuçlarını; hastaların hastanemize başvurmadan önce çeşitli sağlık kuruluşlarında tedavi almalarına, Doğu Anadolu gibi kırsal bölgelerde antibiyotiklerin her hastalığı tedavi eder düşüncesiyle rastgele alınmasıyla bakterinin toksin oluşturma yeteneğinin kırılmasına yada örneklerin alındığı sırada henüz kanda dolaşan PA varlığının saptanamayacak düzeyde az olmasına bağlamaktayız.

Anahtar Kelimeler: Bacillus anthracis, seroprevalans, protektif antijen

8. Hepatit B virüs ile kronik enfekte hastalarda HBsAg düzeyinin kantitatif olarak belirlenmesi
Quantitative determination of HBsAg levels in chronically infected patients with hepatitis B virus
doi: 10.5222/TMCD.2018.060 Sayfalar:60-65
Seda Tezcan Ülger, Nuran Delialioğlu, Özlem Kandemir, Havva Didem Ovla Çelikcan

GİRİŞ ve AMAÇ: Kronik hepatit B (KHB) enfeksiyonunun tanısında ve takibinde serolojik belirteçler, viral yük ve alanin aminotransferaz (ALT) düzeyinin ölçümü sıklıkla kullanılan yöntemlerdir. Son yıllarda ise, HBV DNA ve ALT düzeylerinin HBsAg düzeyleri ile ilişkili olduğu gündeme gelmiştir. Bu çalışmada KHB hastalarında kantitatif HBsAg seviyelerinin HBV DNA, ALT-AST seviyeleri ve HBeAg ile karşılaştırılarak incelenmesi amaçlanmıştır.

YÖNTEM ve GEREÇLER: Çalışmaya dahil edile 91 KHB’li hastanın HBV DNA düzeyleri, gerçek zamanlı PCR yöntemi (Cobas TaqManTM 48, Roche, Almanya) ile araştırıldı. Kantitatif HBsAg ölçümü ELISA yöntemi (Architect i2000SR, Abbott, Almanya) ile 0.05-250 IU/mL limit aralığında gerçekleştirildi.

BULGULAR: Hastaların, HBV DNA seviyesinin ortancası 1538.50 (19.00-64501284.00), kantitatif HBsAg değerinin ortancası 2210.06 (0.05-46192.95) olup, HBsAg ölçüm değerleri ile HBV DNA düzeyleri arasındaki doğrusal korelasyon istatistiksel olarak anlamlı (p<0.05) ancak çok zayıf seviyede bir ilişkili bulundu (r=0.276). ALT düzeyi normalden yüksek olan hastalarda HBV DNA ve kantitatif HBsAg düzeyleri ALT düzeyi normal olanlara göre istatistiksel olarak anlamlı düzeyde yüksek olarak bulundu (p<0.05). AST düzeyi normalden yüksek olan hastalarda HBV DNA düzeyleri AST düzeyi normal olanlara göre yüksek olarak bulundu (p<0.05), ancak kantitatif HBsAg değerleri arasındaki fark istatistiksel olarak anlamlı bulunmadı (p>0.05). Ayrıca HBeAg pozitif hastalarda kantitatif HBsAg düzeyleri, HBeAg negatif hastalardan anlamlı derecede yüksek bulundu (p<0.05).

TARTIŞMA ve SONUÇ: HBsAg’nin kantitatif ölçümü ile HBV DNA düzeyi arasındaki korelasyon, kantitatif HBsAg ölçümünün, KHB hastalarında HBV-DNA’nın yanında replikasyonu izlemek için tamamlayıcı ek bir belirteç olabilir. ALT düzeyi normalden yüksek olan hastalarda ise yüksek HBV DNA ve HBsAg düzeyleri nedeni ile kantitatif HBsAg ölçümü KHB’li hastaların izlenmesinde göz önünde bulundurulabilir.

Anahtar Kelimeler: Kronik hepatit B, kantitatif HBsAg, HBV DNA

9. Kan kültürlerinden soyutlanan non fermentatif bakterilerin dağılımlarının ve antibiyotik duyarlılık oranlarının incelenmesi
Investigation of antibiotic susceptibility rates and distributions of non-fermentative bacteria isolated from blood cultures
doi: 10.5222/TMCD.2018.066 Sayfalar:66-71
Fatih Ateş, Nurullah Çiftçi, İnci Tuncer, Hatice Türk Dağı

GİRİŞ ve AMAÇ: Non fermentatif gram negatif bakteriler ciddi nozokomiyal infeksiyon etkeni olarak karşımıza çıkmaktadır. Bu çalışmanın amacı kan kültürlerinden izole edilen non fermentatif gram negatif bakterilerin dağılımlarının ve antibiyotik duyarlılık oranlarının incelenmesidir.

YÖNTEM ve GEREÇLER: Çalışmamızda Ocak 2010 – Aralık 2016 tarihleri arasında kan kültürlerinden izole edilen 134 Acinetobacter baumannii, 77 Pseudomonas aeruginosa, 9 Stenotrophomonas maltophilia ve 2 Burkholderia cepacia izolatlarının çeşitli antibiyotiklere duyarlılıkları retrospektif olarak değerlendirilmiştir. Saptanan bakterilerin tür tayini ve antibiyotik duyarlılık testi VITEK 2 (bioMerieux, Fransa) otomatize sistemi kullanılarak yapılmıştır. Test sonuçları 2010 – 2015 tarihleri arasında CLSI (Clinical Laboratory Standards İnstitute); 2016 tarihinde ise EUCAST (European Committee on Antimicrobial Susceptibility Testing) kriterlerine göre değerlendirilmiştir. 

BULGULAR: İzole edilen suşlarda antibiyotiklere en yüksek duyarlılık oranları A. baumanni için kolistin (%97), P. aeruginosa için kolistin (%97,4), gentamisin (%90,9) ve seftazidimde (%88,3) saptanmıştır. A. baumanni ve P. aeruginosa suşlarında kolistin en etkili antibiyotik olarak saptanmıştır.

TARTIŞMA ve SONUÇ: Yüksek morbidite ve mortaliteye sahip bu infeksiyonlarda bu tip çalışmaların her merkezde belirli aralıklarla yapılması ve kan kültürü laboratuvarlarının sonuçlarını hızlı bir şekilde ilgili kliniklere bildirmesi gerekmektedir.

Anahtar Kelimeler: Acinetobacter, Antibiyotik duyarlılık, Kan Kültürü, Nonfermentatifler, Pseudomonas

10. Sifiliz tanısında kullanılan RPR, TPHA test sonuçlarının ve tanı algoritmalarının değerlendirilmesi
Evaluation of RPR, TPHA test results and diagnostic algorithms used in syphilis diagnosis
doi: 10.5222/TMCD.2018.072 Sayfalar:72-77
Cemile Sönmez

GİRİŞ ve AMAÇ: Ülkemizde, sifiliz bildirimi zorunlu bir hastalık olmasına rağmen, bildirim sistemindeki sorunlar nedeniyle hastalığın gerçek sıklığını tahmin etmek güçtür. Bu çalışmada, RPR veya hızlı test sonuçları pozitif olarak saptanan ve merkezimize doğrulama amacıyla gönderilen serum örnekleri RPR ve TPHA testleri kullanılarak tekrar çalışılmıştır. Sifiliz tanısında kullanılan konvansiyonel ve ters algoritmalar kullanılarak sonuçlar değerlendirilmiştir. 

YÖNTEM ve GEREÇLER: Ocak 2014 - Kasım 2017 tarihleri arasında RPR veya hızlı test sonuçları pozitif olan ve doğrulama amacıyla merkezimize gönderilen 362 hastaya ait serum örneklerinden elde edilen sonuçlar değerlendirildi. Konvansiyonel ve ters algoritmalar retrospektif olarak incelendi. İstatistiksel analiz için SPSS versiyon 23.0 paket programı kullanıldı.

BULGULAR: Sifiliz şüpheli 362 hastanın 147 (%40,6)’sinde RPR testi negatif, TPHA testi pozitif; 6 (%1,7)’sında RPR testi pozitif TPHA testi negatif olarak saptanmıştır. 173 (%47,8) hastanın hem RPR hem de TPHA testi pozitif bulunmuştur. Hem RPR hem de TPHA pozitifliği olanların yıllara göre dağılımı incelendiğinde en fazla pozitiflik (% 59,45) 2017 yılında gözlenmiştir.Konvansiyonel algoritmada 173 hasta pozitif, 6 hasta yalancı pozitif olarak belirlenmiştir. Ters algoritmada ise 311 hasta pozitif 9 hasta yalancı pozitif olarak saptanmıştır. 

TARTIŞMA ve SONUÇ: Sonuç olarak çalışmadan elde edilen veriler incelendiğinde sifiliz pozitif vaka sayılarında en fazla 2017 yılında artış olduğu tespit edilmiştir. Şüpheli vakaların tanısında, ters algoritmanın sifiliz tanı kapasitesinin artırılmasına katkı sağlayacağı kanısına varılmıştır. 

Anahtar Kelimeler: Treponema pallidum, sifiliz, cinsel yolla bulaşan hastalıklar, algoritmalar

11. İdrarda lökosit / bakteri analizi yapan akım sitometri cihazı sonuçları ile idrar kültürü sonuçlarının karşılaştırılması Bir akım sitometri yönteminin idrar kültürü sonuçları ile karşılaştırılması
Comparison of results of urine cultures and flow cytometric device which is analysing urinary leukocytes/bacteria A flow cytometric method in comparison with urine culture results
doi: 10.5222/TMCD.2018.078 Sayfalar:78-85
Emel Üzmez, Serap Yağcı, Mihriban Yücel, Buğra Bilge Keseroğlu, Ayşe Esra Karakoç, Bedia Dinç

GİRİŞ ve AMAÇ: Akım sitometri yöntemi ile elde edilen sonuçların, kültür sonuçları ile karşılaştırılması ve buna göre bir eşik değerin altında lökosit ve bakteri sayısı içeren örneklerde ekim yapılmasını ekarte eden hızlı bir tarama algoritması oluşturulması amaçlandı. Çalışmanın ikinci basamağında ise üremesiz-kontamine idrar örneklerinin kısa sürede sonuçlandırılması ile gereksiz antibiyotik kullanımın ne kadar önüne geçilebileceği değerlendirildi.

YÖNTEM ve GEREÇLER: Tüm kliniklerden laboratuvara kültür için gönderilen, 995 hastanın idrar örneği aynı zamanda akım sitometri cihazında çalışıldı. Akım sitometri cihazında elde edilen sonuçlar kültür sonuçları ile karşılaştırıldı. Kültür sonucu beklenmeden başlanan ampirik antibiyotik kullanımını değerlendirmek amacıyla; üroloji polikliniğinden başvurmuş ve idrar kültürü değerlendirilmiş 208 hastadan antibiyotik tedavisi başlananlar kayıt altına alındı.

BULGULAR: Akım sitometri yöntemi ile elde ettiğimiz sonuçlar bize tüm kliniklerden gelen örneklerimizin %31’inde idrar kültürü işlemlerinin yapılmasına gerek olmadığını gösterdi. Üroloji polikliniğinden gelen örneklerin ise %29,3’ünde idrar kültürü işlemlerinin yapılmasına gerek olmadığı ve akım sitometri tekniğinin üremesiz olarak öngördüğü hastaların %23’üne gereksiz antibiyotik başlandığı saptandı.

TARTIŞMA ve SONUÇ: Bu teknik hızlı tarama testi olarak kullanıldığında; idrar örneklerinin yoğun olduğu laboratuvarlarda iş yükünü ve maliyeti azaltacak, dakikalar içerisinde negatif sonuç verilebilmesi ile aynı zamanda gereksiz antibiyotik kullanımının azaltılmasına da belli ölçüde katkı sağlayacaktır
.
Anahtar Kelimeler: Akım sitometri, idrar kültürü, tarama testi

2019

2018

2017

2016

2015

2014

2013

2012

2011

Logos Tıp Yayıncılığı
Yildiz Posta Cad. Sinan Apt. No:36
D.63-64 Gayrettepe 34349 Istanbul
 
Fax :
(212) 288 0541
(212) 288 5022
(212) 211 6185
  E-mail
logos@logos.com.tr
  Google Maps için tıklayın