İzmir Dr. Behçet Uz Çocuk Hastanesi Dergisi 2016 - 3

 http://www.behcetuzdergisi.com

    

DERLEME

1.

Pediatride İlaç Hataları ve Hata Bildirimi
Medication Errors and Reporting in Pediatrics
doi: 10.5222/buchd.2016.165  Sayfalar:165-173
Derya Gök, Hatice Yıldırım Sarı

İlaç hataları, hasta güvenliğini tehdit eden ve maliyeti arttıran önemli bir sağlık sorunu olarak görülmektedir. Hatalar, ilaç hazırlamadan uygulamaya kadar pek çok aşamada meydana gelmektedir. Çocuklar; kiloları, vücut yüzeyleri gibi gelişimsel özellikleri ya da bazı ilaçların pediatrik formlarının olmaması nedeniyle daha sık ilaç hatasına maruz kalabilmektedirler. Ayrıca küçük çocukların ilaç yan etkilerini ifade edememeleri, ilaç hatalarının tespitini güçleştirmekte ve hatalardan zarar görmelerine neden olmaktadır. Bu nedenle pediatrik popülasyonda ilaç hatalarının önlenmesi ayrı bir önem taşımaktadır. Hatalarının temelde iki önemli nedeni vardır; sistem faktörü ve insan faktörü. İnsan faktörü de ayrıntılı incelendiğinde asıl nedenin sisteme bağlı olduğu görülmektedir. İnsanlar doğası gereği hata yaparlar, amaç mümkün olduğunca etkin sistemler geliştirerek hataları en aza indirmektir. Hatalarının önlenmesinde, hataların tanımlanması ve hata bildirimlerinin yapılması çok önemlidir. Hata bildirimleri, özellikle ramak kala hataların bildirilmesi kök neden analizi yapılmasına ve benzer hataların önlenmesine olanak sağlar. Ancak yapılan çalışmalar ilaç hatalarının yeteri kadar bildirilmediğini göstermektedir.

Anahtar Kelimeler: Hata bildirimi, ilaç hataları, tıbbi hatalar, çocuk


ARAŞTIRMA

2.

Çocuk ve Adölesanlarda Sekiz Yıllık Testis Torsiyonu Deneyimlerimiz
Our Eight Year Experience With Testicular Torsion of Children and Adolescent
doi: 10.5222/buchd.2016.174  Sayfalar:174-178
Ali Sayan, Mehmet Can

GİRİŞ ve AMAÇ: Testis torsiyonu, testis ve spermatik kordun ekseni etrafında dönüşü ile karakterize akut skrotal ağrıya neden olan patolojik bir durumdur. Çalışmamızda 8 yıllık dönemde kliniğimizde testis torsiyonu tanısıyla opere edilmiş 43 hasta retrospektif olarak incelenmiştir.

YÖNTEM ve GEREÇLER: Ocak 2008 – Aralık 2015 tarihleri arasında testis torsiyonu öntanısıyla opere edilen 43 hasta retrospektif olarak değerlendirildi. 

BULGULAR: Testis torsiyonu öntanısıyla opere edilen hastaların 8’inde operasyonda testis torsiyonu saptanmamış, 35’inde testis torsiyonu saptanarak detorsiyon veya orşiektomi uygulanmıştır. Yaş aralığı 0-17 yaş arasında değişmektedir (ort.10.8). Hastaların 23’ünde (%69) sol, 12’sinda (%31) sağ testis torsiyonu saptanmıştır. İlk 12 saatte başvuran 13 (%37) hastanın hiçbirinde orşiektomi gerekmemiştir. 12-24 saat arasında başvuran 18 hastanın (% 52) 8’ine (%23) detorsiyon, 10’una (%29) orşiektomi gerekmiştir. 24 satten geç başvuran 4 hastamızın (%12) birine (%3) detorsiyon, diğer 3 hastaya (%9) orşiektomi yapılmıştır. 

TARTIŞMA ve SONUÇ: Çocuk ve adölesanlarda testis torsiyonu akut skrotumun en sık sebeplerinden birisidir. Testis torsiyonuna yol açan en önemli neden erkeklerin %12 sinde saptanan bell-clapper deformitesidir. Eksplorasyonda testis kaybını belirlemede en önemli kriterler torsiyonun derecesi ve süresidir.
Sonuç olarak testis torsiyonu çocuk ve adölesanlarda en sık görülen ve testis kaybı ile sonuçlanabilen, en ciddi akut sktrotum nedenidir. Tedavide başarı oranını belirleyen en önemli etken ise erken tanı ve erken cerrahi uygulamadır. 

Anahtar Kelimeler: Testis, torsiyon, çocuk


DENEYSEL ÇALIŞMA

3.

Çocukluk çağı obezitesinin demir eksikliğine etkisi ve hepsidin, leptin, interlökin-6 ile ilişkisi
Childhood obesity leading to iron deficiency and its relationship with hepcidin, leptin, interleukin-6
doi: 10.5222/buchd.2016.179 Sayfalar:179-184
Burak Seyrek, Zühal Örnek, Fatih Battal

GİRİŞ ve AMAÇ: Obezitenin son yıllarda demir eksikliği ile ilişkisi gösterilmiştir. Bunun sebebi olarak adipoz doku kaynaklı oluşan kronik inflamasyonun neden olduğu düşünülmüştür. İnflamasyonla hepsidin artışı çesitli çalışmalarda gösterilmiştir. Çalışmamızda obezite ve demir eksikliği arasındaki ilişki, obezitede hepsidin ve leptinin demir homeostazında yeri ve obezitede oluşan inflamasyonun saptanıp demir parametrelerine etkisinin gösterilmesi amaçlanmıştır.

YÖNTEM ve GEREÇLER: 54 obez (vücut kitle indeksi (VKİ)>95p) ve 51 normal kiloda (VKİ: 5p-95p) olan 5-16 yaş arası çocuklarda yapılan bir vaka kontrol çalışmasıdır. İki grupta demir, total demir bağlama kapasitesi (TDBK), ferritin, tam kan sayımı, transferrin saturasyon indeksi (TSİ), interlökin-6 (IL-6), C- reaktif protein (CRP), leptin ve hepsidin çalışıldı. 

BULGULAR: Obez grup kontrol grubuyla karşılaştırıldığında; azalmış serum demir (p=0,004), hemoglobin (Hb) (p=0,010), TSİ (p=0,001) düzeyi, artmış hepsidin (p=0,001), TDBK (p=0,041), leptin (p=0,001), CRP (p=0,001) düzeyleri bulundu. Obez grubunda Hb düzeyleri 18 (%33,3) olguda düşük saptanırken bunların 8 (%14,8)’inde demir eksikliği anemisi (DEA) ile uyumlu parametreler saptanmıştır. 5 (%9,2) olgu ise kronik hastalık anemisi kabul edilmiştir. Obez grubunda DEA saptananların sayısı istatistiksel olarak anlamlı derecede yüksek saptanmıştır (p=0,032). Hasta grubu Hb düzeyine göre karşılaştırıldığında, anemisi olan olguların VKİ’nin artmış (p=0,001), hepsidin (p=0,008) ve ferritin (p=0,006) düzeylerinin ise azalmış olduğu saptanmıştır. 

TARTIŞMA ve SONUÇ: Çalışmamızda demir eksikliği ile obezite birbiriyle ilişkili bulundu. Demir eksikliği nedeni olarak hepsidinin etkisi gösterildi. Obezite, inflamasyon ve eritropoez arasındaki ilişkiyi anlamaya yönelik olarak yapılacak her çalışma, obez hastalarda demir eksikliği ortaya çıkmasını engellemek için nütrisyonel ve/veya farmakolojik terapiler geliştirilmesine katkı sağlayacaktır.

Anahtar Kelimeler: Çocukluk çağı obezitesi, demir eksikliği, inflamasyon, IL-6 hepsidin


ARAŞTIRMA

4.

Tek taraflı renal agenezi ve hipoplazili çocukların klinik özellikleri ve izlem sonuçları
Clinical characteristics and follow-up results of unilateral renal agenesis and hypoplasia of children
doi: 10.5222/buchd.2016.185 Sayfalar:185-190
Havva Evrengül, Pelin Ertan, Erkin Serdaroğlu, Selçuk Yüksel

GİRİŞ ve AMAÇ: Az nefron sayısına sahip çocuklarda, yaşamlarının ilerleyen dönemlerinde hipertansiyon, proteinüri ve kronik böbrek yetmezliği gelişme riski yüksektir. Bu renal hasar, glomerüler hiperfiltrasyondam kaynaklanmaktadır. Bu çalışmanın amacı tek taraflı agenezik ve hipoplazik böbreği olan çocukların klinik özelliklerinin ve izlem sonuçlarının değerlendirilmesidir.

YÖNTEM ve GEREÇLER: Celal Bayar Üniversitesi Tıp Fakültesi ve Dr. Behçet Uz Çocuk Hastanesi'nde takip edilen, tek taraflı renal agenezisi ve hipoplazisi olan hastaların klinik, radyolojik ve nükleer tıp inceleme bulguları değerlendirildi.

BULGULAR: Bu çalışma ortalama yaşı 8,9±4 yıl olan 30 (%60) erkek ve 20 (%40) kız hastadan oluşmaktaydı. 25 hasta renal agenezi, 25 hasta renal hipoplazi tanısı aldı. Laboratuar incelemesinde ortalama serum kreatinin düzeyi 0,45±0,22 mg/dl ve tahmin edilen glomerüler filtrasyon hızı (eGFR) 144±30,3 ml/dakika idi. 29 (%58) hastada hiperfiltrasyon saptandı. Proteinüri ve hipertansiyonu olan 1 (%4) hasta vardı. 15 (%30) hastada ürolojik anamoli mevcuttu.

TARTIŞMA ve SONUÇ: Bu çalışmada tek taraflı renal agenezisi ve hipoplazisi olan hastaların serum kreatinin düzeyi normal bulundu. Ancak bu hastaların 29 (%58) hiperfiltrasyon vardı. Hiperfiltasyonu olan çocukların çoğunda yaşamlarının ilerleyen döneminde renal hasar geliştiği için bu çocukların doğumdan itibararen klinik takiplerinin yapılması gerekmektedir.

Anahtar Kelimeler: Konjenital böbrek hastalıkları, Renal Agenezi, Renal Hipoplazi


5.

Tek taraflı renal agenezi ve hipoplazili çocukların klinik özellikleri ve izlem sonuçları
Clinical characteristics and follow-up results of unilateral renal agenesis and hypoplasia of children
doi: 10.5222/buchd.2016.185  Sayfalar:185-190
Havva Evrengül, Pelin Ertan, Erkin Serdaroğlu, Selçuk Yüksel

GİRİŞ ve AMAÇ: Az nefron sayısına sahip çocuklarda, yaşamlarının ilerleyen dönemlerinde hipertansiyon, proteinüri ve kronik böbrek yetmezliği gelişme riski yüksektir. Bu renal hasar, glomerüler hiperfiltrasyondam kaynaklanmaktadır. Bu çalışmanın amacı tek taraflı agenezik ve hipoplazik böbreği olan çocukların klinik özelliklerinin ve izlem sonuçlarının değerlendirilmesidir.

YÖNTEM ve GEREÇLER: Celal Bayar Üniversitesi Tıp Fakültesi ve Dr. Behçet Uz Çocuk Hastanesi'nde takip edilen, tek taraflı renal agenezisi ve hipoplazisi olan hastaların klinik, radyolojik ve nükleer tıp inceleme bulguları değerlendirildi.

BULGULAR: Bu çalışma ortalama yaşı 8,9±4 yıl olan 30 (%60) erkek ve 20 (%40) kız hastadan oluşmaktaydı. 25 hasta renal agenezi, 25 hasta renal hipoplazi tanısı aldı. Laboratuar incelemesinde ortalama serum kreatinin düzeyi 0,45±0,22 mg/dl ve tahmin edilen glomerüler filtrasyon hızı (eGFR) 144±30,3 ml/dakika idi. 29 (%58) hastada hiperfiltrasyon saptandı. Proteinüri ve hipertansiyonu olan 1 (%4) hasta vardı. 15 (%30) hastada ürolojik anamoli mevcuttu.

TARTIŞMA ve SONUÇ: Bu çalışmada tek taraflı renal agenezisi ve hipoplazisi olan hastaların serum kreatinin düzeyi normal bulundu. Ancak bu hastaların 29 (%58) hiperfiltrasyon vardı. Hiperfiltasyonu olan çocukların çoğunda yaşamlarının ilerleyen döneminde renal hasar geliştiği için bu çocukların doğumdan itibararen klinik takiplerinin yapılması gerekmektedir.

Anahtar Kelimeler: Konjenital böbrek hastalıkları, Renal Agenezi, Renal Hipoplazi


6.

Hepatit A enfeksiyonu olan çocuklarda hastanede yatış süresinin uzamasında rol oynayan risk faktörleri
Risk factors for longer hospital stay in children with hepatitis A infections
doi: 10.5222/buchd.2016.197  Sayfalar:197-202
Ahu Kara, Arzu Halci Uğur, Nuri Bayram, İlker Devrim

GİRİŞ ve AMAÇ: Hepatit A virüs enfeksiyonu ile hastanede yatışın süresinin uzamasında rol oynayan risk faktörlerinin değerlendirilmesi.

YÖNTEM ve GEREÇLER: 1 Ocak 2010 ve 31 Aralık 2014 tarihleri arasında hepatit A serolojik tanısı ile başvuran 18 yaşından küçük hastalar retrospektif olarak değerlendirildi.

BULGULAR: 133 hastanın, %41.4’ü kız ve %58.6’sı erkekti. Hastaların ortanca yaşı (6 ay-15 yaş) 8.0 yaş idi. Ortalama hastanede kalış süresi 3 gün (1-29 gün) idi. Hastanede yatış süreleri ile yüksek ALT ve AST düzeyleri, lökopeni veya lökositoz, ateş varlığı, uzamış pıhtılaşma zamanı, intravenöz sıvı alımı, K vitamini uygulanması ya da oral alımın kötü olması arasında istatistiksel olarak anlamlı bir fark saptanmadı (p> 0.05). Trombositopeni oranı hastanede uzun süre kalan çocuklarda daha kısa süre kalan çocuklara göre istatistiksel olarak anlamlı daha yüksek saptandı (p = 0.013). İki hastada fulminan hepatit, bir hastada da kolestatik hepatit mevcuttu.

TARTIŞMA ve SONUÇ: Trombositopeni HAV enfeksiyonu olan çocuklarda hastanede daha uzun süre yatış için bir belirleyici olabilir. 

Anahtar Kelimeler: Fulminan hepatit, hepatit A, kolestatik hepatit, trombositopeni


7.

Gastroenterit Tanısı ile Hastanede Yatan Çocukların Özellikleri ve Ebeveynlerin Rotavirüs Aşısı Hakkındaki Bilgi Düzeyleri
Characteristics of Children Who Hospitalized by Gastroenteritis and Knowledge Level of Their Parents for Rotavirus Vaccinization
doi: 10.5222/buchd.2016.203 Sayfalar:203-208
Nazmiye Kaçmaz Ersü, Abdurrahman Ersü, Yasemin Kılıç Öztürk, Mehmet Helvacı, Kurtuluş Öngel

GİRİŞ ve AMAÇ: Bu çalışmanın amacı gastroenterit tanısı ile pediatri servisinde yatan hastaların özellikleri ile ebeveynlerinin rotavirüs aşısı hakkındaki bilgi ve tutumlarını değerlendirmektir.

YÖNTEM ve GEREÇLER: Eylül 2013 ve Mayıs 2014 tarihleri arasında pediatri servisinde gastroenterit tanısı ile yatan 142 çocuğun ebeveynlerine çalışmacılar tarafından hazırlanmış bir anket formu uygulandı. Anket hastaların demografik özelliklerini, ebeveynlerin sosyodemografik özelliklerini ve ebeveynlerin rotavirüs aşısı hakkındaki bilgi ve tutumlarını değerlendiren sorulardan oluşmaktaydı. Ayrıca hastalara uygulanan rotavirüs antijen testlerinin sonuçları da laboratuvar veri tabanından tarandı. Verilerin istatistik analizleri SPSS v16.0 kullanılarak gerçekleştirildi ve p<0,05 değeri istatistiksel olarak anlamlı kabul edildi. 

BULGULAR: Çalışmaya yaşları 1- 48 ay arasında değişen %59,2' si erkek olmak üzere toplam 142 infant dahil edildi. Olgular en sık 7- 12 ay yaş aralığındaydı. Katılımcıların %25,4' ünün rotavirüs antijen testleri negatifti. Diyareye en sık eşlik eden yakınmalar sırası ile kusma ( %74,6) ve ateş (%34,5) idi. Olguların %33,8' i hastaneye başvurmadan önce antibiyotik kullanmış olup %93' üne rotavirus aşısı uygulanmamıştı. Ebeveynlerin %80,3' ü rotavirüs aşısını duymadıkları için yaptırmadıklarını belirttiler. Aşıyı duymamış olmak ile aşı yaptırmamak arasında istatistiksel olarak anlamlı fark mevcuttu (p<0,001).

TARTIŞMA ve SONUÇ: Hastaneye yatırılarak tedavi edilen gastroenteritli vakaların çoğunda etken rotavirüstür. Olguların çoğu 24 ayın altında olup diyareye en sık eşlik eden yakınmalar kusma ve ateş yüksekliğidir. Çalışmaya katılan hastaların ebeveynleri rotavirüs aşısı hakkında yeterince bilgilendirilmemiş olup ebeveynler daha etkin ve daha fazla bilgilendirilmelidirler. 

Anahtar Kelimeler: Gastroenterit, rotavirüs, aşı


8.

Süt çocuğunun geçici hipogamaglobulinemisinde beş yıllık deneyim
Five years of experience in transient hypogammaglobulinemia of infancy
doi: 10.5222/buchd.2016.209 Sayfalar:209-214
Sait Karaman, Nesrin Gülez, Semiha Bahçeci Erdem, Hikmet Tekin Nacaroğlu, Ferah Genel

GİRİŞ ve AMAÇ: Süt çocuğunun geçici hipogamaglobulinemisi (SÇGH), immunoglobulin sentezindeki gecikmeden kaynaklanan, yaşla birlikte tamamen düzelen geçici primer immün yetmezliktir. Bu çalışmada hipogamaglobulinemi ön tanısı ile izlenen ve SÇGH tanısı alan olgular retrospektif olarak değerlendirildi.

YÖNTEM ve GEREÇLER: Çalışmaya Dr. Behçet Uz Çocuk Hastalıkları ve Cerrahisi Eğitim ve Araştırma Hastanesi, İmmünoloji bölümünde Ocak 2011 ile Aralık 2015 tarihleri arasında izlenip SÇGH tanısı alan 193 hasta alındı. Hastaların demografik, klinik, laboratuvar verileri ile aldığı profilaksiler, izlem süreleri ve düzelme yaşları retrospektif olarak incelendi.

BULGULAR: Çalışmaya alınan 193 olgunun %70,5’i erkek olup semptom başlama yaşı 11,7±7,0 ay, hipogamaglobülinemi düzelme yaşı 30,6±10,5 ay saptandı. En sık başvuru nedeni (%40,9) sık tekrarlayan üst solunum yolu enfeksiyonu idi. Başvuruda immünoglobulin düzeyleri sırasıyla IgG: 420,2±110,6 mg/dL, IgA: 29,8±23,3 mg/dL, IgM: 71±3,1 mg/dL saptandı. Aşı yanıtlarında anti tetanos %75,9 (60/79), anti HBs %91,6 (141/154) ve anti Hemofillus influenza tip B %86,4 (51/59) pozitif idi. Olguların 25’i (%13) sadece antibiyotik profilaksisi, 19’u (%9,8) sadece IV gamaglobülin replasmanı, 6’sı ( %3,1) her ikisini almıştı. Olgular düzelme yaş gruplarına göre gruplandırıldığında, enfeksiyon sıklığı, klinik prezentasyon, aşı yanıtı, İV gamaglobülin replasmanı ve antibiyotik profilaksisi açısından gruplar arasında istatistiksel anlamlı fark saptanmadı (p<0.05).

TARTIŞMA ve SONUÇ: SÇGH çoğunlukla üç yaş civarında kendiliğinden düzelir. Düzelme yaşı ile klinik prezantasyon, aşı yanıtları, IV gamaglobülin replasmanı ve antibiyotik profilaksisi arasında ilişkisi yoktur. Doğru tanı için olguların düzenli izlenmesi gerekir. 

Anahtar Kelimeler: Geçici hipogamaglobulinemi, intravenöz immünoglobülin, süt çocuğu


OLGU SUNUMU

9.

Amoksisilin-klavulanat Kullanımına Bağlı Gelişen Akut Generalize Ekzantematöz Püstülozis Olgusu
Acute generalized exanthematous pustulosis induced by Amoxicillin Clavulanate
doi: 10.5222/buchd.2016.215 Sayfalar:215-218
Hikmet Tekin Nacaroğlu, Sultan Bent, Yasemin Ceylan, Özlem Bostan Gayret, Meltem Erol 

Akut generalize ekzantematöz püstülozis (AGEP), ani başlayan, ateşle birlikte tüm vücutta yaygın püstüler döküntü ile seyreden nadir bir dermatozdur. Etyopatogenezde vakaların %90’nında ilaç kullanımı mevcut olmakla birlikte, viral ve bakteriyal enfeksiyonlar ile civaya karşı aşırı duyarlılık reaksiyonları da suçlanmaktadır. Bu yazımızda EuroSCAR çalışma grubunun skorlama sistemine göre klinik olarak AGEP tanısı konan, etken olduğu düşünülen amoksisilin-klavulanat tedavisinin kesilmesiyle semptomları gerileyen AGEP olgusu sunulmuştur. Nadir olduğunu bildiğimiz bu reaksiyonların çocukluk çağında sık kullandığımız ilaçlara bağlı ortaya çıkması nedeniyle çocukluk döneminde görülen döküntülerin etyolojisinde enfeksiyonlar kadar ilaç reaksiyonlarının da düşünülmesi gerektiği vurgulanmak istenmiştir.

Anahtar Kelimeler: Akut generalize ekzantematöz püstüloz, amoksisilin-klavulanat, çocukluk çagı, ilaç hipersensitivitesi


10.

Laron Sendrom'lu 5 olgu: Klinik ve moleküler değerlendirme
Laron Syndrome 5 cases. Clinical and molecular evaluation
doi: 10.5222/buchd.2016.219 Sayfalar:219-222
Özlem Korkmaz, Merve Tosyalı, Afig Berdeli, Damla Gökşen, Şükran Darcan

Giriş: Laron Sendromu; primer büyüme hormon direnci veya duyarsızlığı olarak tanımlanan bir hastalıktır. Bu çalışmada kliniğimizde izlenen Laron Sendromu tanılı olguların klinik, laboratuvar ve Büyüme Hormon Reseptor gen mutasyonlarının değerlendirilmesi amaçlandı. Olgular: Beş (2 kız, 3 erkek) olgunun, tedavi öncesi boy SDS, yıllık büyüme hızları,büyüme hormonu, IGF-1, IGF-BP3 düzeyleri, tedavi başlama yaşı, tedavini etkinliğini belirlemek amacıyla tedavinin birinci, ikinci ve üçüncü yıllarında boy SDS ve yıllık büyüme hızı ölçümleri, hedeflenen ve kullanılabilen ilaç dozları (mg/kg/yıl) değerlendirildi. Büyüme Hormon Reseptor gen mutasyonları çalışıldı.Tanıda ortalama yaş 3.0±2.7yıl, boy SDS -5.06±0.7,hedef boy SDS -0.72±0.95, tedavi öncesi yıllık büyüme hızı 3.5±1.7cm idi. Laboratuvar incelemelerinde bazal büyüme hormonu tüm hastalarda 40 pg/ml üzerinde, bazal IGF-1 düzeyleri 9.7±9.9ng/ml, IGF jenerasyon testine ortalama IGF yanıtı 10.7±9.8ng/ml saptandı. İlaç temininde oluşan aksaklıklar nedeni ile rekombinant IGF-1 tedavisine başlama yaşı 4.06±2.6 idi. Yıllık uygulanan ilaç miktarlarının genel olarak hedeflenen düzeyin altında kaldığı saptandı. Olguların ortalama yıllık büyüme hızı tedavinin 1.yılında; 3,73 cm/yıl, 2. Yılında 4,24 cm/yıl, 3. Yılında 3,55 cm/yıl olarak bulundu. Olguların birinde Büyüme Hormon Reseptor geninde homozigot missense c.1630 A>C(p.I544L) mutasyon ve iki kardeşte c.1419 C>T (p.S473S) polimorfizmi, 1 olguda c.1681 C>A (p.P561T) homozigot mutasyonu, 1 olguda c.629 T>G (p.V210G) ve c.1567 A>C (p.I526L) bileşik heterozigot mutasyonu saptandı. Sonuç olarak; Laron sendrom'lu bu olgularda rekombinant IGF-1 tedavisine yeterli klinik yanıt olmadığı gösterildi.

Anahtar Kelimeler: Laron Sendromu, rekombinant insan IGF-1, büyüme hormonu


11.

Ender görülen inflamatuvar bir hastalık: Cogan sendromu
A Rare Inflammatory Disease: Cogan' s Syndrome
doi: 10.5222/buchd.2016.223 Sayfalar:223-226
Fatih Karaaslan, Seyit Ahmet Gürakan, Sibel Kalçın, Betül Gemici Karaaslan

Cogan sendromu nadir görülen ve nedeni bilinmeyen, özellikle görme ve işitmeyi etkileyen inflamatuvar bir hastalıktır. İnterstisyel keratit ve işitme kaybı bulguları ile karakterizedir.Hastalarda orta ve büyük damarları etkileyen vaskülit tabloya eşlik edebilir. Bu çalışmada; kliniğimize görme ve işitme bulguları nedeni ile başvurmuş ve Cogan sendromu tanısı almış 14 yaşında bir erkek hasta sunulmuştur.

Anahtar Kelimeler: Cogan Sendromu, Sensorinöral işitme kaybı, İnterstisyel keratit, Vestibuler disfonksiyon


12.

Toplum Kökenli Metisilin Dirençli Staphylococcus Aureus Absesi
Abscess cause by community acquired Methicillin Resistant Staphylococcus Aureus
doi: 10.5222/buchd.2016.227 Sayfalar:227-230
Sümeyye Baysal, Mine Düzgöl, İlknur Çağlar, Ahu Kara, Yüce Ayhan, Nuri Bayram, İlker Devrim
  
Toplum kökenli Metisilin Dirençli Staphylococcus.aureus enfeksiyonları, gün geçtikçe sıklığı artmakta olan enfeksiyonlar olup, en sık deri ve yumuşak doku enfeksiyonları olarak karşımıza çıkmaktadır. Bu enfeksiyonlar, çocuklarda sıklıkla abse ve selülit şeklinde prezente olup, hastaların çoğunda risk faktörü olmadan enfeksiyona neden olmuştur. Toplum kökenli Metisilin Dirençli Staphylococcus.aureus enfeksiyonları için en önemli virulans faktörü Penton Valentine Lökosidin sentezi kabul edilmektedir ve Penton Valentine Lökosidin pozitif suşların doku nekrozu ve abse formasyonu ile ilişkili olduğu gözlenmiştir. Tedavisinde cerrahi drenaj ve/ve ya antibiyoterapi uygulanmaktadır. Bu makalede literatür bilgilerinden yararlanılarak Toplum kökenli Metisilin Dirençli Staphylococcus.aureus bağlı deri enfeksiyonu olan bir olgu tartışılmıştır.

Anahtar Kelimeler: Toplum kökenli, abse, MRSA


13.

Sağlıklı Bebekte Sitomegalovirüse Bağlı Gelişen Ağır Trombositopeni Olgusu ve Gansiklovir Tedavisi
A Case of Severe Thrombocytopenia Due to Cytomegalovirus and Ganciclovir Treatment in an Immunocompetent Infant
doi: 10.5222/buchd.2016.231 Sayfalar:231-233
Tolga İnce, Saadet Çelik Cengiz, Ali Kanık, Berrak Sarıoğlu

Sitomegalovirüs (CMV) enfeksiyonu tüm dünyada yaygın olarak görülmektedir. Sağlıklı çocuklarda primer enfeksiyon çoğunlukla semptom vermeden kendine sonlanan bir durum ortaya çıkardığından, enfeksiyonun immünkompetan çocuklardaki belirti ve tedavisi ile ilgili kısıtlı sayıda çalışma mevcuttur. Sağlıklı çocuklardaki CMV enfeksiyonlarında tedavide gansiklovir kullanımı halen tartışmalıdır ve sadece seçili olgularda uygulanır. Bu yazıda öncesinde sağlıklı olan 52 günlük bir kız hastada gelişen ağır CMV enfeksiyonu olgusu sunulmuştur. Olgunun izleminde uzamış ateş ve derin trombositopenisi gelişmesi üzerine kısa süreli gansiklovir tedavisi başlanmış ve hızlı klinik yanıt alınmıştır. CMV enfeksiyonu immün yetmezliği olmayan çocuklarda çoğu zaman hafif geçmesine rağmen olgular ağır klinik bulgular yönünden yakından izlenmeli ve gerekli durumlarda antiviral tedavi düşünülmelidir.

Anahtar Kelimeler: Sitomegalovirüs, sağlıklı çocuk, gansiklovir, trombositopeni


14.

Desidual cast: Bir olgu sunumu
Desidual cast: A case report
doi: 10.5222/buchd.2016.234  Sayfalar:234-236
Sümeyye Ekmekci, Erdener Özer

Desidual cast kavitenin orijinal şeklini koruyarak vajenden kendiliğinden dökülen endometrial doku parçasıdır. Literatürde bugüne kadar bildirilen 20 kadar olgu vardır. 
Abdominal ağrı ve vajinal kanama şikayeti bulunan 13 yaşında kız hastanın fizik muayene ve laboratuvar bulguları normaldir. Histeroskopide uterus ön duvarda 4 cm boyutta nodüler kitle saptanmıştır. Histopatolojik olarak yoğun süpürasyon içerisinde atrofik endometrial glandlar, nekroz ve stromada desidualizasyon gözlenmiştir. Olguya nihai olarak desidual cast tanısı verilmiştir. 
Desidual cast çocuklarda görülen intrauterin kitlelerin ayırıcı tanısında akılda tutulmalıdır.

Anahtar Kelimeler: Decidual cast, intrauterin kitle, adölesan tümörler

Logos Tıp Yayıncılığı
Yildiz Posta Cad. Sinan Apt. No:36
D.63-64 Gayrettepe 34349 Istanbul
 
Fax :
(212) 288 0541
(212) 288 5022
(212) 211 6185
  E-mail
logos@logos.com.tr
  Google Maps için tıklayın