Çocuk Dergisi Nisan 2018

    
DERLEME
1.

Çocuklarda Ürtiker ve Anjiyoödeme Tanısal Yaklaşım
Diagnostic Approach to Urticaria and Angioedema in Children
doi:10.5222/j.child.2018.53315 Sayfalar:1-9
Deniz Özçeker

Ürtiker her yaşta görülebilen, ani başlangıçlı, deride kaşıntılı kızarıklıklar ve kabartılarla ve/veya anjiyo ödem ile seyreden bir hastalıktır. Anjiyoödem ise yalnızca deriyi değil mukozaları da tutabilir. Etiyolojide çok sayıda faktör rol oynamakla beraber, çocuklarda neden çoğu kez belirlenemez. Tedavi başarısındaki en önemli nokta, tanının doğru konulmasıdır. Bu nedenle tanı sabırla ve tam bir sistematik değerlendirme ile konulmalıdır. Her iki durumda hem aile de hem de hastada ciddi kaygıya neden olmaktadır. Burada ürtiker ve anjiyoödeme tanısal yaklaşım güncel bilgiler eşliğinde değerlendirildi.

Anahtar kelimeler: Anjiyoödem, çocuk, ürtiker


2.

Çocukluk Çağı Absans Epilepsi
Childhood Absence Epilepsy
doi:10.5222/j.child.2018.09327 Sayfalar:10-12
Edibe Pembegül Yıldız, Gonca Bektaş, Mine Çalışkan

Absans epilepsi, çocukluk çağı idiyopatik jeneralize nöbetlerin sık görülen bir formudur. Bu epileptik sendromda nöbetler; gün içinde onlarca kez yineleyen, kısa süreli, farkındalığın ortadan kalktığı ve hareketlerde duraklamanın gözlendiği bilinç kaybı ile karakterizedir. γ-aminobutirik asid (GABA) A ve B reseptörleri, Ca+, sodyum ve klor kanalları mutasyonlarının absans epilepsi ile ilişkisi gösterilmiştir. Glukoz transport defekti-1, erken yaşta tanı alan ve dirençli seyreden absans epilepsi vakalarında kesinlikle taranmalıdır. En iyi prognoz antiepileptik ilaç tedavisine hızlı yanıt veren vakalarda izlenmektedir.

Anahtar kelimeler: Absans, epilepsi, çocukluk çağı, GLUT1 eksikliği


ARAŞTIRMA
3.

Bir Yaş Altındaki Hastalarda Periton Diyalizi Uygulamaları: Tek Merkez Deneyimi
Peritoneal Dialysis In Infants: Single Center Experience
doi:10.5222/j.child.2018.92485 Sayfalar:13-18
Zeynep Yürük Yıldırım, Cemile Pehlivanoğlu, Alev Yılmaz, Asuman Çoban, Bağdagül Aksu, Sevinç Emre, Ilmay Bilge, Zeynep İnce, Ümmiye Kavas, Gülay Erden, Aydan Şirin

Amaç: Periton diyalizi (PD), yenidoğan ve sütçocuğu dönemlerinde akut ve kronik böbrek yetersizliğinde en sık uygulanan renal replasman tedavisi olmakla birlikte, uygulamada birçok sorunla karşılaşılmaktadır. Çalışmanın amacı, bu hasta grubunda PD uygulamalarında görülen sorunları belirlemektir.
Gereç ve Yöntem: 2002-2013 yılları arasında bilim dalımızda 1 yaş altındayken akut veya kronik PD uygulanan 39 hastanın dosyaları retrospektif olarak incelendi. Yenidoğan ve sütçocuğu grubundaki hastalar PD uygulaması ve komplikasyonları açısından karşılaştırıldı.
Bulgular: Akut PD 27 (15 yenidoğan, 12 sütçocuğu) hastaya uygulandı. Ortalama akut PD süresi açısından yenidoğan ve sütçocukları arasında fark yoktu (9.2±10,5 ve 11.6±13.7 gün). Komplikasyon oranları açısından yenidoğan (%173.3) ve sütçocukları arasında (%91.6) fark yoktu (p=0.183). Nonenfeksiyöz komplikasyonlar yenidoğanlarda daha sıktı ve en sık görülen komplikasyon kateter sızıntısıydı. Nonenfeksiyöz kompliksyonlar nedeni ile yenidoğanların %46.6’sında ve sütçocuklarının %8.3’ünde kateter yenilendi. Mortalite oranları yenidoğanlarda %66.78 (n=10), sütçocuklarında %58.3 olarak (n=7) bulundu (p=0.706). Kronik PD 12 hastaya (8 yenidoğan, 4 sütçocuğu) uygulandı. Kronik PD altında ortalama izlem süresi yenidoğanlarda 30.6±25.3 ay ve sütçocuklarında 23,5±23.2 aydı. Genel komplikasyonların oranı açısından iki grup arasında fark olmamakla birlikte, kateter sızıntısı, kateter obstrüksiyonu gibi nonenfeksiyöz komplikasyonlar yenidoğanlarda daha sıktı (%212,5 vs %175) (p=0.035). Enfeksiyöz komplikasyonlar sütçocuklarında daha sık olmasına rağmen iki grup arasındaki fark istatistiksel olarak anlamlı bulunmadı (%150 vs %112,5) (p=0.646). Mortalite oranları yenidoğanlarda %50 (n=4), sütçocuklarında %50 olarak (n=2) bulundu.
Sonuç: Yenidoğanlarda akut ve kronik PD’nin en sık komplikasyonu kateter sızıntısı ve obstrüksiyonu olarak saptanırken, sütçocuğunda kronik PD’de en sık komplikasyonunun peritonit olduğu saptandı.

Anahtar kelimeler: Periton diyalizi, yenidoğan, bebek, komplikasyon


4.

Çocuk Enfeksiyon Hastalıkları Polikliniğine Başvuran Enfeksiyöz Mononükleoz Tanısı Alan Hastaların Değerlendirilmesi
Evaluation of The Patients who Applied to the Pediatric Infectious Diseases Department and Received the Diagnosis of Infectious Mononucleosis
doi:10.5222/j.child.2018.16023 Sayfalar:19-23
Osman Vural, Özge Metin Akcan, Derya Arslan, Muhammet Yaşar Kılınç, Murat Sütçü

Amaç: Bu çalışmada enfeksiyöz mononükleoz tanısı alan çocukların klinik, laboratuvar ve radyolojik özelliklerinin incelenmesi amaçlanmıştır.
Gereç ve Yöntem: Ocak 2015-Şubat 2016 tarihleri arasında, semptom ve klinik bulguları ile enfeksiyöz mononükleoz düşünülen ve anti-VCA IgM pozitif olan hastalar dâhil edildi. Çalışmaya bu kriterleri sağlayan 58 hasta alındı. Hasta dosyalarından vakaların yaş, cinsiyet, yakınma ve süresi, fizik muayene bulguları ve laboratuvar sonuçları kaydedildi.
Bulgular: Vakaların 34’ü (%58.6) erkek olup, erkek/kız oranı 1.4 idi. Hastaların yaş ortalaması 67.3±40.9 ay idi. Başvurularında hastaların çoğunun birden fazla yakınması mevcuttu. En sık belirtilen yakınma (%72.4) boyunda şişlik olup bunu; ateş (%51.7) ve boğaz ağrısı (%44.8) izlemekteydi. Bu hastaların 45’inde (%77,5) lenfadenopati mevcuttu. Bu bulguyu tonsiller hipertrofi (35, %60.3), splenomegali (20, %34.4), membranoz tonsillit (15, %25.9), hepatomegali (12, %20.6) ve döküntü (10, %17.2) takip ediyordu. VCA IgM pozitifliği ile birlikte hastaların %17.2’sinde EBNA IgG ve %68.6’sında ise VCA IgG pozitifliği saptandı. Polikliniğimize başvurmadan önce hastaların 28’inin (%48.2) bir antibiyotik tedavisi kullandığı öğrenildi. Hastaların 10’unda (%17.3) döküntü olup, 3’ünde döküntünün antibiyotik kullanımı sonrası geliştiği belirlendi.
Sonuç: Enfeksiyöz mononükleoz, klasik bulguların dışında farklı klinik bulgulara neden olabilir. Birçok viral ya da bakteriyel enfeksiyon tablosu ve malignitelerle karışabileceğinden ayırıcı tanıda düşünülmelidir.

Anahtar kelimeler: Çocuk, enfeksiyöz mononükleoz, EBV


5.

Astımlı Çocuklarda Lökotrien Reseptör Antagonisti ile İnhale Kortikosteroid Etkinliğinin Karşılaştırılması
The Comparison of the Effectiveness of Leukotriene Receptor Antagonists and Inhaled Corticosteroids in Children with Asthma
doi:10.5222/j.child.2018.30974 Sayfalar:24-28
Özlem Bostan Gayret
, Sedat Öktem, Ayşe Gülnur Tokuç

Amaç: Çocukluk çağı astım tedavisinde lökotrien antagonisti ile inhale kortikosteroidler kullanılmaktadır. Çalışma, astım tanısı almış çocuklarda lökotrien reseptör antagonisti ile inhale kortikosteroid tedavisinin etkinliğini karşılaştırmak için yapılmıştır.
Gereç ve Yöntem: Çalışmaya 6-14 yaş grubunda astım tanısı alan 62 hasta dâhil edildi. Hastalar ardışık iki gruba ayrılarak birinci gruba montelukast gece yatmadan önce 5 mg, ikinci gruba inhale kortikosteroid (budesonide) 400 mcg/gün 2 doza bölünerek verildi. Hastalar 6 ay süreyle takip edildi. Değerlendirmede FEV1’deki değişiklikler birincil hedef alındı. Ayrıca tedavi öncesi ve sonrası günlük kısa etkili β2 agonist kullanımı, gece uyanma, acile başvuru, okula devamsızlık değerleri ile karşılaştırıldı.
Bulgular: Tedavi sonrasında, tedavi öncesine göre her iki grupta; FEV1 ortalamasında, kısa etkili β2 agonist kullanımı, gece uyanma, acile başvuru ve okula devamsızlık açısından ileri düzeyde düzelme görüldü (p=0,001). Ancak, iki grup arasında istatistiki fark saptanmadı.
Sonuç: Astımlı çocuklarda tek başına monlelukast tedavisi; kolay uygulanabilir, güvenilir ve inhale kortikosteroidler kadar etkili bir seçenek olarak saptanmıştır.

Anahtar kelimeler: Astım, montelukast, inhale kortikosteroid


6.

Akut Antrasiklin Kardiyotoksisitesinin Kalp Hızı Değişkenliği Analizi ve 24 Saatlik Holter Monitorizasyonu ile İncelenmesi
Investigation of Acute Anthracycline Cardiotoxicity through Analysis of Heart Rate Variability and 24- Hour Holter Monitoring
doi:10.5222/j.child.2018.38278 Sayfalar:29-38
Fatih Dilek, Aygün Dindar, Ahmet Kaya Bilge, Kemal Nişli, Rukiye Eker Ömeroğlu

Amaç: Antrasiklinler çocukluk çağının birçok malignitesinde yaygın olarak kullanılan kemoterapötiklerdir. Fakat bu etkili ilaçlar akut ve kronik kardiyotoksisiteye neden olabilmektedirler. Biz bu çalışmada, akut antrasiklin kardiyotoksisitesini kalp hızı değişkenliği (KHD) analizi ve 24 saat holter monitorizasyonu yöntemleri ile araştırmayı amaçladık.
Gereç ve Yöntem: On beş akut lenfoblastik lösemi tanılı çocuğa antrasiklin tedavisi alacakları gün öncesinde ve antrasiklin infüzyonu aldıkları gün 24 saatlik holter monitorizasyonu uygulandı. On beş sağlıklı çocuk kontrol grubuna dâhil edildi ve bu gruba da bir kez 24 saatlik holter monitorizasyonu uygulandı. KHD’nin parametreleri gece ve gündüz saatleri için ayrı ayrı hesaplandı ve izlenen aritmiler saatlik olarak değerlendirildi.
Bulgular: Hasta grubunun tedavi öncesi kayıtlarında; gece saatlerinde ortalama siklüs süresi (NN), iki NN intervali arasında 50 milisaniyeden fazla değişim gösterenlerin sayısının toplam NN intervali sayısına oranı (pNN50) ve yüksek frekans alanındaki güç (HF) / düşük frekans alanındaki güç (LF) oranlarının sağlıklı kontrollere göre anlamlı olarak düşük olduğunu saptadık. Tedavi alınan günün gece kayıtlarında HF/LF oranı kontrol grubuna göre anlamlı olarak düşüktü. Holter monitorizasyonu sonuçlarında ise tedavi alınan günde supraventriküler ve ventriküler ektopi sayılarının kontrol grubuna göre anlamlı olarak arttığı saptandı. Ayrıca antrasiklin infüzyonu sırasında hastaların ventriküler ektopi sayıları anlamlı oranda yükseldi ve hastaların %20’sinde ventriküler taşikardi atağı izlendi.
Sonuç: KHD analizi sonuçlarımız kronik antrasiklin kardiyotoksisitesi üzerine yapılan çalışmaların sonuçları ile uyumludur. Fakat bu konuda daha ileri çalışmalara gereksinim vardır. Antrasiklin infüzyonu ciddi aritmileri tetikleyebilir, bu yüzden en azından ilacın infüzyonu sırasında kardiyak monitorizasyon uygulanmasının yararlı olacağı düşüncesindeyiz.

Anahtar kelimeler: Antrasiklin, kardiyotoksisite, kalp hızı değişkenliği, holter, aritmi


OLGU SUNUMU
7.

Yedi Yaşında Lupus Nefriti Tanılı Çocuk Vaka
A Case of Seven-Year-Old Boy with Lupus Nephritis
doi:10.5222/j.child.2018.42104 Sayfalar:39-42
Manolya Kara, Nur Canpolat, Işın Kılıçaslan, Salim Çalışkan, Lale Sever, Özgür Kasapçopur

Sistemik lupus eritematozus (SLE) çocuklarda erişkinlerden daha ender gözlenen otoimmün bir hastalıktır. Hastalık 10 yaşın altındaki çocuklarda özellikle erkeklerde oldukça enderdir. Tüm yaş grupları içinde 16 yaşın üzerinde hastalığın gözükme sıklığı %15 civarındadır. Lupus nefriti, hastalığın en ciddi organ tutulumundan biridir. Vakaların yaklaşık %90’ında böbrek tutulumu gözlenmektedir. Lupus nefriti hipertansiyon, proteinüri ve böbrek yetmezliği ile prezente olabileceği gibi asemptomatik de seyredebilir. Seyri sırasında trombotik mikroanjiyopati gibi ağır komplikasyonlar gelişebilir. Literatürdeki son yayınlara göre böbrek tutulumu çocuklarda daha sık gözlenmektedir. Çocuklarda gelişen lupus nefriti daha ağır seyredebilmektedir. Burada, öncesinde yanlışlıkla Henoch Schöenlein Purpura tanısı alan 7 yaşında lupus nefriti vakası sunulmuştur.

Anahtar kelimeler: Çocukluk çağı, lupus nefriti, sistemik lupus eritematozus


8.

Assit ve Karaciğer Yetmezliği ile Başvuran Atriyal Septal Defektli Bir Galaktozemi Vakası
A Case of Galactosemia with Atrial Septal Defect Presenting with Ascites and Liver Failure
doi:10.5222/j.child.2018.53325 Sayfalar:43-46
Mecnun Çetin, Elif Yücel, Kamuran Karaman, Hadi Geylan, Aytül Eren

Galaktozemi, galaktoz metabolizmasında rol alan galaktoz1-fosfat üridil transferaz, galaktokinaz ve üridin difosfat galaktoz-4-epimeraz enzimlerinden birinin eksikliğinden kaynaklanan doğuştan metabolik bir hastalıktır. En sık görülen enzim eksikliği klasik galaktozemiye neden olan galaktoz-1-fosfat üridil transferaz eksikliğidir. Bu enzim eksikliğinde galaktoz ve metabolitleri karaciğer, beyin, lens, böbrekler, dil, deri fibroblastları gibi vucudun değişik yerlerinde birikir. Klinik bulgular genellikle yaşamın ilk haftasından sonra ortaya çıkar. En sık görülen klinik bulguları beslenme sorunları, sarılık, kusma, hipotoni ve hepatomegalidir. Ender olarak bazı vakalar erken dönemde karın şişliği ve batında assit belirtileri ile başvurabilir. Burada yenidoğan döneminde başlayıp hızlı ilerleyen batında assit ile başvuran 29 günlük atrial septal defektli bir galaktozemili vaka sunuldu.

Anahtar kelimeler: Assit, atrial septal defekt, galaktozemi, yenidoğan

2019

2018

2017

2016

2015

2014

2013

2012

2011

2010

2009

2008

2007

2006

2005

2004

2003

2002

Logos Tıp Yayıncılığı
Yildiz Posta Cad. Sinan Apt. No:36
D.63-64 Gayrettepe 34349 Istanbul
 
Fax :
(212) 288 0541
(212) 288 5022
(212) 211 6185
  E-mail
logos@logos.com.tr
  Google Maps için tıklayın