Çocuk Dergisi Ağustos 2018

    
DERLEME
1. Sık Hastalanan Çocuğa Yaklaşım
Approach to the Child with Recurrent Infections
doi:10.5222/j.child.2018.05657 Sayfalar:47-51
Murat Sütçü, Manolya Kara, Ayper Somer

Aile hekimleri ve pediyatristler sık hastalanma yakınması ile başvuran çocuklarla sık olarak karşı karşıya kalmaktadırlar. Başka bir açıdan bakmak gerekirse aileler altta yatan ciddi hastalıklar hakkında endişe duymaktadırlar. Bu çocukların yaklaşık yarısı tamamıyla sağlıklı iken, 1/3’ü atopiktir. Primer immün yetmezliğin çocukluk çağı ana bulgusu yineleyen infeksiyonlardır. Hekimlerin ana görevi hızlı tanı ve tedavisi gereken primer immün yetmezlikli çocukları sağlıklı ve atopik çocuklardan ayırmaktır.

Anahtar kelimeler: Çocuk, sık hastalanma, immün yetmezlik

2. Çocuklarda Kronik İshale Yaklaşım
Approach to the Treatment of Chronic Diarrhea in Children
doi:10.5222/j.child.2018.47568 Sayfalar:52-58
Nafiye Urgancı

İshal genel olarak günlük dışkı miktarının veya dışkının su içeriğinin artmasıdır. Bebek ve çocuklarda dışkı miktarının 10 g/kg/gün; adolesan ve erişkinlerde 200 g/kg/gün olması ishal olarak tanımlanır. İki haftadan uzun sürenler kronik veya persistan ishal olarak tanımlanmaktadır. Esas patofizyolojik mekanizmalar osmotik, sekretuvar, motilite bozukluğu ve inflamasyondur. İshal nedenleri yaşa göre değişkenlik göstermekle birlikte gelişmekte olan ülkelerde enfeksiyonlar sık neden iken gelişmiş ülkelerde fonksiyonel bağırsak hastalıkları, malabsorbsiyon ve inflamatuvar bağırsak hastalıkları en sık nedenlerini oluşturmaktadır. İyi öykü ve fizik muayenenin dikkatli yapılması, tanı için gereksiz test ve girişim yapılmasını engeller. Tedavide amaç nedene yönelik tedavi, beslenme durumunu düzeltmek ve büyümeyi sağlamaktır.

Anahtar kelimeler: İshal, kronik, çocuk

ARAŞTIRMA
3. Neonatal Kolestaz Tanısıyla İzlenen Vakaların Değerlendirilmesi
Evaluation of Cases with Neonatal Cholestasis
doi:10.5222/j.child.2018.15045 Sayfalar:59-68
Ali Demirhan, Zerrin Önal, Mahir Gülcan

Amaç: Çalışmanın amacı, neonatal kolestaz nedeniyle takip edilen çocuk hastaların etiyoloji, tanı yöntemleri, laboratuvar bulguları, tedavi şekilleri ve uzun dönem prognozları açısından geriye dönük olarak incelenmesi amaçlandı.
Gereç ve Yöntem: Yaşamın ilk üç ayında kolestazı olan hastalar çalışmaya alınmıştır. Hastalar ekstrahepatik kolestaz ve intrahepatik kolestaz olarak gruplandırılmıştır. Ekstrahepatik kolestaz grubu içerisine biliyer atrezi, koyulaşmış safra sendromu ve koledok kisti dâhil edilmiştir. Bunların dışında kalan hastalar intrahepatik kolestaz grubu içerisinde değerlendirilmiştir. Hastaların tanıları, yakınmaları, klinik seyirleri, laboratuvar bulguları ve tedaviye yanıtları incelenerek geriye dönük olarak prognozları değerlendirilmiştir.
Bulgular: Çalışma grubu kolestaz tanısı alan hastalar 43’ü kız (%41), 62’si erkek (%59) cinsiyete sahip olmak üzere toplam 105 hastadan oluştu. Vakaların 46’sı (%43.8) prematüre doğmuştu. Otuz altı hasta (%34.3) 30-37 haftalar arasında; 10 hasta (%9.5) 30 haftanın altında olup, 39’unda ise (%37.1) düşük doğum ağırlığı mevcuttu. Hastaların %81’inde intrahepatik, %19’unda ekstrahepatik nedenlere bağlı kolestaz geliştiği saptandı. Akolik dışkı ekstrahepatik kolestaz vakaların %90’ında (18 vaka), intrahepatik vakaların %15.3’ünde (13 vaka) olmak üzere toplam 31 vakada görülmüştür. İntrahepatik kolestaz vakalarında doğum ağırlığının ekstrahepatik kolestaz vakalarına göre daha düşük olduğu saptandı. Klinik seyirlerinde intrahepatik kolestaz hastası 38 vaka (%44.7), ekstrahepatik kolestaz hastası 7 vaka (%35) düzeldi.
Sonuç: Çalışmamızda, hastaların literatür oranlarından daha geç tanı aldığı görülmüştür. Bu gecikme özellikle biliyer atrezi vakalarının erken cerrahi müdahale şansını azaltmaktadır. Ultasonografik görüntülemede “triangular cord sign” belirtisinin literatürden farklı olarak hiç görülmemesi bu konuda eğitim ve tecrübe eksikliğinin olduğunu düşündürmüştür. Bunun dışında, GGT yüksekliği, spenomegali, doğum ağırlığı, akolik dışkılama gibi karaciğer hastalığı için anlamlı olacak bulguların gözden kaçması, tanı için hızlı davranılamaması çocuk hekimlerinin farkındalığını artırılması gerektiğine işaret etmektedir.

Anahtar kelimeler: Neonatal kolestaz, neonatal hepatit, biliyer atrezi

4. Genel Pediatri Polikliniğine Başvuran Ebeveynlerin Memnuniyeti ve Etkileyen Etmenlerin Araştırılması
Investigation of the Satisfaction and Affecting Factors of the Parents Attending to the General Pediatrics Outpatient Clinic
doi:10.5222/j.child.2018.45577 Sayfalar:69-77
Şennur Keleş, İsmail İşlek

Amaç: Hastaların aldıkları sağlık hizmetlerinden memnuniyetleri verilen hizmetlerin niteliğini değerlendirmede önemli ölçütlerden biri olmuştur. Çalışmamızda, Genel Pediatri Polikliniğine başvuran hastaların ebeveynlerinden alınan bilgiler doğrultusunda ebeveynlerin memnuniyet düzeylerinin belirlenmesi ve ebeveyn memnuniyetini etkileyen faktörlerin belirlenmesi amaçlanmıştır.
Gereç ve Yöntem: İleriye dönük ve tanımlayıcı bu çalışma, Genel Pediatri Polikliniğine başvuran, iletişim ve dil sorunu olmayan, aydınlatılmış onam formunu onaylayan 500 ebeveyn üzerinde gerçekleştirildi. Ebeveynlerin demografik özellikleri, sosyal güvenceleri, başvuru sayısı ve nedenleri, sonlanma durumları, doktor muayene sırası bekleme ve toplam kalış sürelerinin genel memnuniyet üzerine etkileri incelendi.
Bulgular: Ebeveynlerin %51’i anne, %30.4’ü baba, %18.6’sı diğer hasta yakınları, yaş ortalaması 34.1±8.9 idi. Hastaların %30.2’sini bir yaş altı çocuklar, %27’sini 1 ile 5 yaş arasındaki çocuklar, %42.8’ini 5 yaş üzeri çocuklar oluşturuyordu. Ebeveynlerin % 43’ünün ilkokul mezunu, % 36.6’sının ortaokul ve lise yalnızca %15’inin yüksek okul mezunu olduğu tespit edildi. Ebeveyn genel memnuniyet oranı %72.4 olarak hesaplandı. Tıbbi personel davranışı, bilgilendirme, temizlik ve konforun genel memnuniyet üzerine etkisi istatistiksel olarak anlamlı bulundu.
Sonuç: Bu tür çalışmalarla hastanelerin etkin ve verimli bir şekilde hizmet kalitesini arttırması ve toplumun beklentilerine cevap vermesi sağlanabilir.

Anahtar kelimeler: Ayaktan hasta, ebeveyn memnuniyeti, kalite, sağlık hizmeti

5. Astım ve Alerjik Rinitli Çocuklarda Büyümenin Değerlendirilmesi ve Obezite İlişkisi
Evaluation of Growth and Obesity in Children with Asthma and Allergic Rhinitis
doi:10.5222/j.child.2018.53254 Sayfalar:78-85
Heves Kırmızıbekmez, Mahmut Doğru, Nelgin Gerenli , Seda Öztürkmen , Rahime Gül Yeşiltepe Mutlu

Amaç: Son yıllarda klinisyen ve ebeveynlerde çocukluk çağındaki büyüme, tartı alımı ve puberte farklılıklarının alerjik hastalıklar ve tedavileri ile ilişkili olduğunu düşünme eğilimi gözlenmektedir. Bu çalışmada, alerjik rinit ve astım tanısı ile izlenmekte olan hastaların büyüme, puberte ve tartı alımı durumunun değerlendirilmesi, oksolojik bulguların hastalık süresi, şiddeti ve tedavide kullanılan ilaçlar ile ilişkisinin araştırılması hedeflenmiştir.
Gereç ve Yöntem: Astım ve/veya alerjik rinit nedeniyle takip edilen 82 çocuk alınmış, büyüme ve puberte durumları değerlendirilmiş, altı aylık büyüme hızı hesaplanmıştır. Hastalık süresi 24 ay ve altında olan hastalıklar “kısa”; 25 ay ile 48 ay arasında olanlar orta”; 49 ay ve üzerinde olanlar “uzun” süreli olarak tanımlanmıştır. Hastalar hastalığın şiddetine göre hafif, orta ve ağır olmak üzere üç grupta incelenmiştir.
Bulgular: Hastaların 44 (%53.7)’ü erkek, 38 (%46.3)’i kız olup, ortalama yaşları 7.6±2.9 yıl (2-15,5 yaş) idi. Seksen iki hastanın 29’unda (%35.4) astım, 15’inde (%18.3) allerjik rinit (AR), 38’inde (%46.3) astım ve AR mevcuttu. Hastalar hastalık süresine göre gruplandırıldığında vücut ağırlığı (VA), boy, beden kütle indeksi (BKİ) ve büyüme hızı (BH) açısından gruplar arasında farklılık saptanmadı (p>0.05). Hastalık şiddetine göre gruplar arasında VA, boy ve BKİ parametrelerinde gözlenen azalma istatistiksel olarak anlamlı iken (sırasıyla p=0.012, p=0.006, p=0.024), büyüme hızı açısından gruplar arasında farklılık saptanmadı (p>0.05). Alerjik hastalık ve uygulanan tedavilerin BKİ’de artışa yol açmadığı, tam tersi hastalık şiddetinin artması ile VA, boy ve BKİ parametrelerinde azalma olduğu belirlenmiştir. Bulgularımız obezite ile alerjik hastalığın süresi, şiddeti, kullanılan ilaçların dozları ve süreleri arasında ilişki olmadığını desteklemektedir.
Sonuç: Alerjik hastalığı olan çocuklarda saptanan büyüme geriliği, puberte bozukluğu ve normalin üzerinde ağırlık artışı gibi bulgular alerjik hastalığa veya kullanılan ilaçlara bağlanmamalı, sorunların esas nedenleri belirlenmeye çalışılmalıdır.

Anahtar kelimeler: Çocuk, alerjik hastalıklar, tedaviler, büyüme, obezite


6. Çocuk Karaciğer Nakil Alıcılarında Anemi Profili
Profile of Anemia in Pediatric Liver Transplant Recipients
doi:10.5222/j.child.2018.87004 Sayfalar:86-92
Murat Sütçü, Mustafa Serdar Cantez, Nelgin Gerenli, Özlem Durmaz

Amaç: Karaciğer nakil alıcılarında nakil öncesi ve sonrası dosya kayıtlarından anemi sıklığı, etiyolojisi ve klinik önemi araştırıldı.
Gereç ve Yöntem: Çalışmaya İstanbul Üniversitesi İstanbul Tıp Fakültesi Hepatobiliyer Cerrahi Bilim Dalı ve Pediatrik Hepatoloji Bilim Dalında Mayıs 2000 ve Şubat 2011 tarihleri arasında karaciğer nakli uygulanmış 97 çocuk hastadan dosyalarına ulaşılan 81 vaka alındı. Dosya kayıtlarından nakil öncesi ve nakil sonrası 1. gün, 1. hafta, 1. ay hematolojik bulgular kaydedildi.
Bulgular: Çalışma grubunun çoğunluğu erkek cinsiyette (% 67.9) ve canlı vericiden (% 76.5) nakil olmuş olgulardan oluşmaktaydı. Nakil olma yası medyan 54 aydı ve nakil nedenlerinin çoğunluğunu hipersplenizm bulgularının eslik ettiği kolestatik karaciğer hastalıkları (% 37), metabolik karaciğer hastalıkları (% 19.7) ve kriptojenik siroz ( % 13.5) oluşturmakta idi. Anemi nakil öncesi 50 (% 61.7) olguda saptanırken nakil sonrası 1. gün 63 (% 77.8), 1. hafta 51 (% 63.0) ve 1. ay 41 (% 50.6) olguda görüldü. Olgularda nakil öncesi anemi varlığı ile nakil sonrası anemi varlığı arasındaki ilişki anlamlı bulundu (p<0.05). Ortalama Hb değeri nakil öncesinde 10.0±1.4 g/dl saptanırken nakil sonrası 1.gün 9.42±1.3 g/dl, 1.hafta 9.75±1.2 g/dl, 1.ay 10.2±1.6 g/dl bulundu. Nakil öncesi ve sonrasında Hb değişimi istatiksel açıdan anlamlı bulundu. Nakil öncesi anemi saptanan 50 olgunun 36’sında splenomegali mevcuttu. Nakil öncesi anemi ile splenomegali arasında anlamlı ilişki saptandı. Nakil sonrası 1. ayda anemi saptanan 41 vakanın 19’unda splenomegali mevcuttu.
Sonuçlar: Karaciğer nakli sonrası anemi sıklığı erken dönemde (1. gün %77.8) artarken, hafifleyen hipersplenizmin etkisiyle 1. ay (%50.6) anlamlı olarak azalmıştır. Ayrıca nakil öncesi anemi sıklığında belirleyici rolü olan splenomegalinin nakil sonrası dönemde önemini kaybetmektedir.

Anahtar kelimeler: Çocuk, karaciğer nakli, anem

OLGU SUNUMU
7. Dirençli Gram Pozitif İnfeksiyon Tedavisinde Vankomisin ve Linezolid Kombinasyonu: Vaka Sunumu
Vancomycin and Linezolid Combination for the Treatment of Resistant Gram-Positive Infection: Case Report
doi:10.5222/j.child.2018.58224 Sayfalar:93-96
Sevliya Öcal Demir, Gürkan Atay, Özge Kangallı, Manolya Kara, Özge Kaba, Emel Çakar, Mehmet Akif Durmuş, Selda Hançerli Törün, Gülden Gökçay, Nezahat Gürler, Ayper Somer

Linezolid ve vankomisin çok ilaca dirençli Gram pozitif bakterilerin neden olduğu infeksiyonların tedavisinde günümüzde başarıyla kullanılmaktadır. Etki spektrumlarının benzerliği nedeniyle klasik olarak birlikte kullanılmazlar. Bu makalede, ventilatör ilişkili pnömoni ve kateter ilişkili kan akımı infeksiyonu nedeniyle; vankomisin ve linezolid tedavilerinin beraber kullanıldığı ve tedaviye olumlu yanıt alınan bir hastayı sunduk. Edindiğimiz tecrübe, linezolid tedavisi almakta olan hastada dirençli Gram pozitif bakteriler ile bakteriostatik tedavi verilemeyecek kadar ciddi yeni bir infeksiyon geliştiğinde, linezolid ve vankomisin tedavilerini beraber kullanabileceğimiz kanısı oluşturdu.

Anahtar kelimeler:
Linezolid, vankomisin, pnömoni

2019

2018

2017

2016

2015

2014

2013

2012

2011

2010

2009

2008

2007

2006

2005

2004

2003

2002

Logos Tıp Yayıncılığı
Yildiz Posta Cad. Sinan Apt. No:36
D.63-64 Gayrettepe 34349 Istanbul
 
Fax :
(212) 288 0541
(212) 288 5022
(212) 211 6185
  E-mail
logos@logos.com.tr
  Google Maps için tıklayın