Ana Sayfa ›› Dergiler ›› Çocuk Dergisi Aralık 2013 ›› Çocuk Dergisi Eylül 2007


Çocuk Dergisi Eylül 2007

http://www.cocukdergisi.org/
    
Çocuk Dergisi 7(3):158-165, 2007 
Çocukluklarda Şişmanlığın Tedavisi ve Önlenmesi
Muazzez GARİPAĞAOĞLU
ÖZET
Çocuklarda şişmanlığın son 20-30 yılda tüm dünyada hızlı bir şekilde artışı, primer ve sekonder önlemleri zorunlu hale getirmiştir. Şişmanlık kısa ve uzun vadeli bir çok sorunla birlikte seyredip, her dönemde yaşam kalitesini olumsuz etkilemektedir. Çocukluktan erişkinliğe yansımakta, erişkinlerde şişmanlık oranını ve sağlık sorunları arttırmaktadır. Şişmanlığı tedavi edebilmek ya da önleyebilmek, şişmanlığı iyi tanımlamak, nedenlerini bilmek, anlamak ve gündemde tutmakla olasıdır. Şişmanlığın sekonder önlemi, mevcut şişmanları tedavi etmek, bir başka deyişle uygun ağırlığa getirmektir ki, bu alandaki çabalar, ne yazık ki iyi sonuç vermemiştir. Bu nedenle, son yıllarda, geç kalmak pahasına da olsa, Dünya Sağlık Örgütü’nün öncülüğünde birçok ülkede primer önlemler başlatılmıştır. Primer önlemler, sağlıklı beslenme ve fiziksel aktivite alışkanlığı ile aktif bir yaşam biçimini benimsemeyi ve bu yolla şişmanlıktan korunmayı amaçlamaktadır. Bu makalede, çocuklardaki şişmanlığın tedavisine ve daha önemlisi önlenmesine ilişkin yapılması gerekenlere yer verilmiştir. 
Anahtar kelimeler: Çocuk, şişmanlık, tedavi, önlem

 

Çocuk Dergisi 7(3):166-172, 2007 
Bir Çocuk Sağlığı İzlem Polikliniğinde Emzirme Oranlarının Yıllara Göre Değerlendirilmesi

Tuğçe Aksu UZUNHAN, Erol IŞIK, Nalan KARABAYIR, Gülbin GÖKÇAY, Serpil Uğur BAYSAL

ÖZET
 Amaç: İstanbul Tıp Fakültesi Çocuk Sağlığı İzlem Polikliniğinden 1998 ile 2005 yılları arasında düzenli aralıklarla izlenen 4, 6, 12 ve 24 aylık bebeklerin, anne sütü ile beslenme durumlarının yıllara göre değişimini incelemek ve sonuçları Türkiye ve dünya ölçeğinde tartışmak. 
Gereç ve Yöntem: Tanımlayıcı tipteki çalışma, Microsoft Access veritabanına prospektif olarak kaydedilmiş emzirme durumuna ait verilerin retrospektif incelenmesiyle yapılmıştır. 
Bulgular: Dört aylık bebeklerin tek başına anne sütü ile beslenme oranı 1998’de % 50 iken, 2005 yılında % 78’e yükselmiştir. Altı aylık bebeklerin tek başına anne sütü ile beslenme oranı 1998 yılında % 13’ken, 2005 yılında % 41 olarak belirlenmiştir. Oniki aylık bebeklerin anne sütü ile beslenme oranı 1998 yılında % 49’dan, 2005 yılında % 73’e yükselmiştir ve farklar istatistiksel olarak anlamlıdır. Yirmidördüncü ayda anne sütü kullanımında ise yıllar içinde artış olmasına rağmen, fark istatistiksel olarak anlamlı bulunmamıştır. Çocuk Sağlığı İzlem Polikliniği ile Türkiye geneli 1998 ve 2003 yılları karşılaştırıldığında; polikliniğimiz verileri, 4. ve 6. ay tek başına anne sütü kullanımında Türkiye ortalamalarının çok üzerindedir. Ayrıca, polikliniğimizin emzirme oranları, birçok ülkenin emzirme verilerinden yüksek bulunmuştur. 
Sonuç: Çocuk Sağlığı İzlem Polikliniği emzirme oranları başarıyla yükselmektedir. Bu oranlara ulaşmada hastanemizin “Bebek Dostu Hastane” olması, doğumdan itibaren anne sütü ile beslenmenin desteklenmesi ve yenidoğan ve kadın doğum servislerinin yanı sıra çocuk sağlığı izlem polikliniğinde annelere emzirme danışmanlığı verilmesinin katkısı büyüktür. 
Anahtar kelimeler: Anne sütü, emzirme, bebek dostu hastane

 

Çocuk Dergisi 7(3):173-176, 2007 
Akut Ortakulak İnfeksiyonunun Bakteriyel Etiyolojisi

Emin ÜNÜVAR, Işık YALÇIN, İsmail YILDIZ, Nezahat GÜRLER, Salih AYDIN, Ayşe KILIÇ, Yusufhan SÜOĞLU, Fatma OĞUZ, Müjgan SIDAL

ÖZET
     Amaç: Çocuklarda akut orta kulak infeksiyonunun bakteriyel etiyolojisinin belirlenmesi. 
Yöntem: İleriye dönük tanımlayıcı klinik araştırma 2004-2006 yılları arasında 45 vaka ile yapıldı. Yaş ortalaması 4.2±3.1 yıldı. Vakaların % 33’ü kreş çocuğuydu. Akut ortakulak infeksiyonu tanısı çocuk hekiminden sonra KBB uzmanınca da doğrulandı ve parasentez uygulandı. Uygun koşullarda bakteri kültürü yapıldı ve disk difüzyon yöntemiyle antibiyotik direnci araştırıldı. 
Bulgular: Ortakulak sıvısından bakteri izole edilme oranı % 71.1’di (n=32/45). İlk sırada Streptococcus pneumoniae gelmekteydi (% 31.1). Bunu sıklık sırasıyla Haemophilus influenzae (% 15.6) ve Staphylococcus aureus (% 8.9) izlemekteydi. Pnömokokların penisilin direnci ise % 21.4 oranındaydı. Pnömokok serotipleri 14, 23B, 19A ve 23 idi.
Sonuç: Streptococcus pneumoniae akut orta kulak infeksiyonun ilk sıradaki etiyolojisidir ve penisilin direnç oranı % 21.4’tür. 
Anahtar kelimeler: Çocuk, infeksiyon, orta kulak infeksiyonu

 

Çocuk Dergisi 7(3):177-181, 2007 
Oruç Tutmanın Bebek Beslenmesine Etkisi

Sevgi GÖKDEMİREL, Gülbin GÖKÇAY, Ayşen BULUT, Abdulgafur ATLAN

ÖZET
     Amaç: Bu çalışmada sadece anne sütü (SAS) ile beslenen, 5 aydan küçük bebeklerin annelerinin Ramazan ayında oruç tutma durumları ile ek gıdaya başlamaları arasındaki ilişkinin incelenmesi amaçlandı. 
Yöntem: Sağlam çocuk polikliniğinde izlenen ve Ramazan ayının başlangıcında SAS aldığı belirtilen 136 bebek ve annesi çalışma kapsamına alındı. Verilerin toplanmasında bu bebeklerin anneleriyle Ramazan ayı (Mayıs 2002) bittikten sonraki ay içinde yüz yüze görüşme yapıldı. 
Bulgular: Çalışmada yer alan annelerin yarıya yakını (% 45.6) Ramazanda farklı sürelerle oruç tuttuğunu söyledi. Her üç anneden biri her gün oruç tutmuştu. Bunlar oruç tuttuğunu söyleyen annelerin önemli bir kısmını (% 75.8) oluşturmaktaydı. Bütün bebekler Ramazandan sonra da emzirilmeye devam etmişti, ancak 17 anne ek besine başlamıştı. Ek gıda veren annelerin oranı her iki grupta aynı bulundu. Oruç tutan annelerin eğitim düzeyi daha düşüktü. Oruç tutan ve tutmayan annelerin bebeklerinin yaş ortalamasının benzer ve oruç tutmayan grupta daha fazla annenin Ramazan ayında hayatında (işe başlama, taşınma, hastalık gibi) değişiklik olduğu saptandı. Oruç tutan ve tutmayan anneler arasında SAS verme oranı arasında fark bulunmadı. 
Sonuç: Benzer çalışmalara farklı yerlerde ve yaza rastlayan Ramazan ayında tekrarlanmalıdır. 
Anahtar kelimeler: Oruç, Ramazan, sadece anne sütü verme, sütçocuğu

 

Çocuk Dergisi 7(3):182-185, 2007 
Solunum Yolu İnfeksiyonları ile Üriner Sistem İnfeksiyonlarının Birlikteliği

İlke ÖZAHİ İPEK, Lale PULAT SEREN, Erkan CAN, Abdülkadir BOZAYKUT

ÖZET
     Amaç: Solunum yolu infeksiyonu düşündüren müphem semptomlar ile çocuk polikliniğine başvuran ve ateşin nedeni tam açıklanamayan hastalarda üriner sistem infeksiyonu sıklığını belirlemek. 
Gereç ve Yöntem: Çalışma ateş, öksürük ve burun akıntısı gibi solunum yolu semptomları ile polikliniklere başvuran 268 çocukta (yaş aralığı: 2 ay-16 yaş) gerçekleştirilmiştir. Solunum yolu infeksiyonu bulguları olan bu çocuklara, olası bir üriner sistem infeksiyonu birlikteliğini araştırmak amacıyla tam idrar tahlili ve idrar kültürü yapılmıştır. Kronik hastalığı, üriner sistem anomalileri, diğer konjenital malformasyonları olanlar ve polikliniğe başvurmadan önce antibiyotik kullananlar çalışma dışı bırakılmıştır. 
Bulgular: 268 hastanın 41’inde (% 15.2) piyüri, 23’ünde de (% 8.5) idrar yolu infeksiyonu tespit edilmiştir. Piyüri saptanan 41 hastanın yalnızca 6’sında (% 14.6) idrar yolu infeksiyonu saptanırken, idrar kültüründe üreme olan 23 hastanın ise yalnızca 4’ünde (% 17.3) piyüri vardı. İdrar kültürlerinde en sık izole edilen patojen Escherichia coli (% 60.8)’ydi ve en yüksek oranda ilaç direnci ampisilin ve trimetoprim-sulfametoksazole karşı saptandı. İdrar yolu infeksiyonu olan çocuklardaki ateş oranı, idrar yolu infeksiyonu olmayanlara göre anlamlı yüksekti (p<0.01). Diğer semptomlar karşılaştırıldığında, her iki grup arasında anlamlı fark yoktu. İki ay-2 yaş arası çocuklarda idrar yolu infeksiyonu insidansı, diğer yaş gruplarına göre anlamlı yüksekti (p<0.05). 
Sonuç: İki ay-2 yaş arası ateşli çocuklarda idrar yolu infeksiyonu varlığı özellikle araştırılmalıdır. İdrar yolu infeksiyonunun, solunum yolu infeksiyonu ile birlikte olabileceği anımsanmalı ve bu yaş grubunda, solunum yolu infeksiyonu semptomlarına ateş de eşlik ediyorsa idrar kültürü mutlaka yapılmalıdır. 
Anahtar kelimeler: İdrar yolu infeksiyonu, ateş, solunum yolu infeksiyonu

 

Çocuk Dergisi 7(3):186-190, 2007 
Perinatal Asfiksi Risk Faktörleri

Nuriye Ayça GÜL, Serdar CÖMERT, Turgut AĞZIKURU, Berrin TELATAR, Yasemin AKIN, Ayça VİTRİNEL, Nadir GİRİT

ÖZET
     Amaç: Hastanemiz Yenidoğan Servisine Ocak 1999-Aralık 2005 tarihleri arasındaki 7 yıllık sürede perinatal asfiksi tanısı ile yatırılan 295 vakanın retrospektif olarak değerlendirilmesi, asfiksi görülme sıklığı ile altta yatan risk faktörlerinin ortaya konması. 
Yöntem: Vakaların ve annelerinin hastane kayıtları retrospektif olarak, prenatal ve natal özellikler, demografik özellikler açısından değerlendirildi. 
Bulgular: Toplam 295 (% 6.89) vaka perinatal asfiksi tanısı almıştı. Perinatal asfiksi görülme sıklığı 1000 canlı doğumda 10 olarak saptandı. Çalışmamızda çoğul gebelik, preeklampsi gibi gebelikle ilişkili sorunlar ile bozuk fetal kalp hızı, preterm doğum ve acil sezaryen doğum gibi intrapartum risk faktörlerinin asfiksi oluşumu açısından önde geldiği saptandı. 
Sonuç: Asfiksi sıklığının ve buna bağlı perinatal mortalitenin azaltılması için, riskli gebeliklerde yeterli doğum öncesi bakımın verilmesi, tüm doğumlarda gerekli müdahale ve canlandırma yapabilecek sağlık personelinin temininin gerekliliği bir kez daha vurgulanmalıdır. 
Anahtar kelimeler: Asfiksi, yenidoğan, risk faktörleri

 

Çocuk Dergisi 7(3):191-196, 2007 
Yenidoğanların Göbek Bakımında Kullanılan Yöntemlerin Etkinliğinin Karşılaştırılması

Behice EKİCİ, Ayla BERKİTEN ERGİN, Pervin ŞAHİNER

ÖZET
    Amaç: Göbek bakımı, yenidoğanın sağlığının sürdürülmesinde en önemli bakımlardan biridir. Literatüre göre; göbek bakımında önerilen pek çok antiseptik sıvı bulunmaktadır. Alkol, povidion iyot, klorheksidin, üçlü boya, gümüş sülfadiyazin, basitrasin, heksaklorofen kullanılan antiseptiklerden bazılarıdır. 
Çalışmamız, % 70’lik alkol, povidon-iyot + % 70’lik alkol, kuru bırakma yöntemlerinin etkinliğini belirlemek amacıyla deneysel olarak planlanmıştır. 
Yöntem: Çalışmanın evrenini, tüm miadında doğan sağlıklı yenidoğanlar oluşturmuştur. Çalışma dört ayrı hastanede gerçekleştirilmiştir. Çalışma öncesi 10 yenidoğan ile pilot çalışma yapılarak anket ve izlem formunun güvenirliliği test edilmiş, her bir grup için 30 olmak üzere toplam 90 yenidoğan çalışma kapsamına alınmıştır. Çalışmada “Yenidoğan, Aile Bilgi ve Tanılama Formu”, “Göbek Kordonu İzlem Formu ve “Aile Eğitim Kitapçığı” ve ölçüm için standart mezur kullanılarak 3 araştırmacı tarafından gerçekleştirilmiştir. Çalışmada kullanılan farklı yöntemlerin göbek düşme zamanı ve komplikasyonlar üzerine etkisi araştırılmıştır. 
Bulgular: Çalışmaya alınan üç grubun ortalama göbek düşme zamanı karşılaştırıldığında; alkol grubunun 8.1±2.3 günde, povidon iyot + alkol grubunun 8.7±2.8 günde, kuru bırakma grubunda ise ortalama 6.1 ±2.1 günde göbek kordonunun düştüğü gözlenmiş ve gruplar arasında istatistiksel olarak ileri derecede anlamlı bir fark bulunmuştur (p<0.001). Ayrıca komplikasyonlar (nem, kızarıklık, kanama, pürülan akıntı, renk, ödem, koku) açısından incelenerek değerlendirilmiştir ve her üç grupta anlamlı farklılık gözlenmemiştir. 
Sonuç: Araştırmadan elde edilen sonuçlardan yola çıkılarak göbek bakımında kuru bırakma yönteminde göbeğin Povidon-iyot + Alkol ve Alkol kullanımına oranla daha kısa sürede düştüğü bulunmuştur. 
Kuru bırakma yönteminin herhangi bir solüsyon kullanılmadığı için maliyeti yoktur. Daha etkin olduğu belirlenen bu yöntemin göbek bakımında kullanılması çalışma verilerine dayanılarak söylenebilir. 
Anahtar kelimeler: Yenidoğan, göbek kordonu düşme zamanı ve göbek kordonu bakımı

 

Çocuk Dergisi 7(3):197-200, 2007 
Karbon Monoksit Zehirlenmesine Bağlı Ciddi Geç Nörotoksisite: Vaka Sunumu

A.Nurcan CEBECİ, Müferet ERGÜVEN, Nevin AĞAÇHAN, Murat TEKİN, Belma HALİLOĞLU

ÖZET
     Karbon monoksit (CO) renksiz, tatsız, kokusuz, non-irritan bir gaz olup, karbon içeren materyallerin tam yanmamasından dolayı ortaya çıkar. Orta derecede CO intoksikasyonda semptomlar; baş ağrısı, keyifsizlik, bulantı ve kusma, bellek değişiklikleridir. Daha şiddetli intoksikasyonda ise, belirgin nörolojik bozukluklar ortaya çıkar. Hastaların az bir kısmında bilinç, dakikalar ile saatler arasında düzelir ve nörolojik ya da kognitif bozukluk ilerlemez, fakat daha ileride bu grup hastada nöropsikiyatrik ve davranışsal değişikliklerle karakterize gecikmiş ensefalopati ortaya çıkabilir. Bu çalışmada CO zehirlenmesinden 5 gün sonra konvülziyon ile başvuran, manyetik rezonans görüntüleme ile tipik bulguları saptanıp tanı konulan ve hiperbarik oksijen ile tedavi edilen 13 yaşında bir vaka sunulmuştur. 
Anahtar kelimeler: Karbon monoksit, zehirlenme, manyetik rezonans görüntüleme, gecikmiş ensefalopati

 

Çocuk Dergisi 7(3):201-203, 2007 
Yenidoğanda Özofagus Atrezisi ve Trakeoözofageal Fistül: Vaka Sunumu

Sema YILMAZ, Erdoğan SOYUÇEN

ÖZET
     Özofagus atrezisi (ÖA) ve trakeoözofageal fistül (TÖF), beslenme ve solunum sorunlarından dolayı yaşamın ilk birkaç saatinde acilen tanı konulması gereken konjenital bir anomalidir. 
Bu defet, oral sekresyon artışı ve beslenme anında aspirasyon ve regürjitasyona yol açar. Trakeoözofageal fistülü olan bebekte, ağlama ve öksürme anında, hava fistül yolu ile mideye geçer, sonuç olarak mide ve ince barsak genişler. Solunum sorunu olan yenidoğanlarda özafagus atrezisi tanısının hemen ve kolayca konulabileceğinin ve acilen çocuk cerrahisine sevk edilmesinin önemini vurgulamak amacıyla bu vaka sunulmuştur. 
Anahtar kelimeler: Özofagus atrezisi, trakeoözofageal fistül, konjenital hastalık

 

Çocuk Dergisi 7(3):204-206, 2007 
Asemptomatik Ailesel Hipertrigliseridemi: Üç Vaka Sunumu

A.Neşe ÇITAK KURT, Özlem ELKIRAN, Derya BENZER, Saadet AKARSU, Erdal YILMAZ, A. Denizmen AYGÜN

ÖZET
     Ailesel hipertrigliseridemi ender görülen otozomal dominant kalıtımlı bir hastalıktır. Açlık plazma trigliserid düzeyi genellikle 250-1000 mg/dl, kolesterol düzeyi normal ya da hafifçe artmış, yüksek dansiteli lipoprotein genellikle azalmıştır. Çocukluk döneminde genellikle bulgu vermez, ancak normal populasyona göre artmış ateroskleroz riski taşırlar. Bu yazıda ailesel hipertrigliseridemi tanısı alan asemptomatik 3 vaka sunulmuştur. 
Anahtar kelimeler: Ailesel hipertrigliseridemi, çocuk, asemptomatik

 

Çocuk Dergisi 7(3):207-209, 2007 
Geç K Vitamini Eksikliği Tanısına Götüren Zararlı Geleneksel Tıp Uygulaması: Vaka Sunumu

Ali AYÇİÇEK, Dudu AYÇİÇEK, Akın İŞCAN

ÖZET
      Geleneksel tedavi yöntemleri hastalıkların üstesinden gelmek için binlerce yıldır kullanılmaktadır. Modern tıp alanındaki bütün gelişmelere rağmen, bu tür tedaviler şaşırtıcı bir şekilde devam etmektedir. Bu tedavi şekilleri kronik hastalıklarda ve kırsal alandaki çocuk hastalarda daha sıklıkla uygulanmaktadır. Geleneksel tıp tedavi uygulaması olarak dikiş iğnesi batırılan 10 aylık kız hasta frontal ve temporal bölgelerde durdurulamayan sızıntı tarzı kanama yakınması ile getirildi. Muayene ve tetkik sonucunda geç K vitamini eksikliğine bağlı kanama tanısı kondu. Önemli bir halk sağlığı sorunu olan zararlı geleneksel tıp uygulamalarına dikkat çekildi. 
Anahtar kelimeler: Halk tıbbı, geleneksel tıp, alternatif tedavi, tıp dışı tedavi, geç vitamin K eksikliği

 

Çocuk Dergisi 7(3):210-212, 2007 
Keratit-İktiyozis-Sağırlık Sendromu: Vaka Sunumu

Faruk İNCECİK, Özlem SANGÜN, Cenk AKÇALI, Ertap AKOĞLU, Lütfü SAVAŞ, Esin ATİK

ÖZET
       Onüç yaşında keratit, iktiyoz sağırlık (Keratitis-Ichthyosis-Deafness=KID) sendromu tanısı konmuş bir kız çocuğu sunulmaktadır. Hastalığa eşlik eden klinik bulgular, saç, tırnak ve diş anomalileridir. Keratit, KID sendromunun önemli bir komponenti olmakla birlikte, hastamızın fotofobi ve bilateral konjenktival infeksiyon gibi farklı oftalmolojik bulguları bulunmaktaydı. Vaka, bu ender görülen sendromun farklı klinik özelliklerine dikkat çekmek için sunulmuştur. 
Anahtar kelimeler: Keratit, iktiyozis, sağırlık

 

Çocuk Dergisi 7(4):222-226, 2007
Çocuk Hekimliğinde Güncel Etik Sorunlar

Dilek DİLLİ *, İlknur BOSTANCI **, Yıldız DALLAR **

ÖZET

Günümüzde tıpta etik kuralların giderek önem kazandığı bir gerçektir. Son yıllarda, çocuk hekimliğinde uygulanan tedavi planları, tanısal veya deneysel araştırmalarla ilgili etik konularda bazı değişiklikler olmuş, hasta ve/veya yakınının tıbbi karardaki payı artmıştır. Hem hekimlere yüklenen etik yükümlülükler hem de hasta hakları hekim merkezli bir davranış modeline izin vermemektedir. Tüm hekimlerin mesleki sorumluluk bilinci ile tıbbi etik hakkında yeterli bilgiye sahibi olmaları ve bu kurallar çerçevesinde hareket etmeleri zorunludur. Bu yazıda çocuk hekimliğinde karşılaşılan güncel etik sorunlara farklı açılardan yaklaşılarak tıpta etik konusu irdelendi.

Anahtar kelimeler: Çocuk, tıp, etik

 

Çocuk Dergisi 7(4):227-232, 2007
Ani Bebek Ölümü ve Nedenlerinden Biri Olarak Annenin Sigara İçiciliği

Hülya YIKILKAN *, Pemra C. ÜNALAN **, Arzu UZUNER **

ÖZET

     Ani Bebek Ölümü Sendromunun nedeni henüz tam olarak açıklanamamıştır. ABÖS’nun etyolojisini aydınlatmaya yönelik araştırmalar, özellikle anne ve bebek sağlığı üzerine yoğunlaşmış olan birinci basamak sağlık kurumlarında görevli sağlık çalışanları için önemlidir. Böylece, ABÖ riskini azalttığı gösterilmiş durumları anlamak ve bu konularda daha gebelik takipleri sırasında başlayıp, doğum sonrası bakım, yenidoğan dönemi, büyüme-gelişme ve aşılanma takipleri ile devam eden olağan ziyaretlerde danışmanlık vermek mümkün olacaktır. Yapılmış araştırmalara dayanarak özellikle 0-12 ay arası bebeği olan ailelere verilecek öneriler; bebeğinsırtüstü pozisyonda uyutulması, yan yatırmanın da sırt üstü yatırmaktan daha riskli olduğu, bebeğin çok sıkı ve sıcak tutacak şekilde giydirilmemesi, bebeğin annenin yatağının yanında ama ayrı bir yatakta yatırılması, gebelik sırasında ve bebeğin bulunduğu ortamda sigara içilmemesi, eğer anne sigara içiyorsa bebek ile aynı yatakta yatılmaması, bebek yatağının sert ve yastık, battaniye, oyuncak gibi detaylardan arındırılmış olması ve anne sütü verilmesi şeklinde sıralanabilir.

Anahtar kelimeler: Ani bebek ölümü, beşik ölümü, birinci basamak sağlık hizmeti, ana-çocuk sağlığı

 

Çocuk Dergisi 7(4):233-239, 2007
Yalova Devlet Hastanesine Başvuran 12-36 Ay Arası Çocuklarda 
Aşı Eksiklikleri ve Bunu Etkileyen Faktörler

Fetiye BABADAĞLI *, Gülbin GÖKÇAY **, Hayriye V. ERTEM ***, Ayşen BULUT **

ÖZET

Yalova Devlet Hastanesine Başvuran 12-36 Aylık Çocuklarda Aşı Eksiklikleri ve Bunu Etkileyen Faktörler

Amaç: Yalova Devlet Hastanesine başvuran çocukların aşılanma durumlarını, bunu etkileyen faktörleri ve ebeveynlerin aşı konusundaki bilgi, tutum ve davranışlarını belirlemek.

Gereç ve Yöntem: Ekim 2006-Mart 2007 tarihlerinde başvuran 12-36 aylık 720 çocuk araştırma kapsamına alındı. Bunlardan aşı kartı olan 498’inin aşılanma durumları analiz edildi. Ulusal aşı programındaki herhangi bir aşının dozunun yaşına uygun olarak yapılmamış olması “eksik aşılı”; belirtilen zamandan en az bir ay sonra yapılması ”geç aşılı” olarak tanımlandı.

Bulgular: Tam aşılı çocuk oranı % 81.1 olarak bulundu. Ancak bir yaşında tam aşılı çocuk oranı % 49 idi. Bilgisizlik ve ailevi sorunlar eksik aşılanma için aileler tarafından öne sürülen belli başlı nedenlerdi. Anne ve babanın eğitim durumu, aşı tarihlerine uymama, aşılar konusunda bilgisizlik, sosyal güvencenin olmaması aşılanmayı etkileyen faktörler olarak belirlendi.

Sonuç: Yalova gibi ülkenin gelişmiş bölgesinde yer alan bir ilde bir yaşında eksiksiz aşılanma oranının düşük olması ve bu durumun ailelerin aşılar hakkında bilgisizliği ile ilgili bulunması, iletişimin bu kadar kolaylaştığı çağımızda bile, toplumun aşılanma hakkında yeterince bilgilendirilmediğini düşündürmüştür. Çocukların zamanında aşılanması amacıyla örgün eğitim ve basın-yayın araçları yolu ile eğitim yapılması, Sağlık Bakanlığı verilerinin bu eksikliği fark edecek biçimde toplanması ve değerlendirilmesi gerekmektedir.

Anahtar kelimeler: Gecikmiş aşılama, eksik aşılanma, genişletilmiş bağışıklama programı

 

Çocuk Dergisi 7(4):240-246, 2007
Sistemik Lupus Eritematozus Vakalarında Klinik Prezantasyon ve Laboratuvar Bulgularının Değerlendirilmesi

Müferet ERGÜVEN *, Emine TEKİN **, Öznur YILMAZ **, Nurdan YILDIZ ***

ÖZET

Sistemik Lupus Eritematozus Vakalarında Klinik Prezantasyon ve Laboratuvar Bulgularının Değerlendirilmesi

Amaç: Sistemik Lupus Eritematozus (SLE) otoimmün mekanizmayla oluşan multisistemik bir hastalıktır. Konstitüsyonel semptomlar, kas iskelet, deri, böbrek, kardiyovasküler, nörolojik, pulmoner, hematolojik veya gastrointestinal sistem tutulumu bulgularıyla ortaya çıkabilir. Çalışmamızda kliniğimizde SLE tanısı almış hastaların klinik özellikleri ve laboratuvar bulgularının değerlendirilmesi ve literatürle karşılaştırılması amaçlanmıştır.

Yöntem: 1994-2007 yılları arasında SLE tanısı almış hastaların nefroloji ve romatoloji poliklinik dosya kayıtları incelenerek hastaların yaşı, cinsiyeti, başvuru şikayetleri, tanı gecikmesi, klinik, laboratuvar ve prognoz özellikleri kaydedildi.

Bulgular: Kesin SLE tanısı konulan hasta sayısı 18 olup, beşi erkek, 13’ü kızdı. İki hasta ise kriterleri doldurmayıp, şüpheli SLE tanısıyla izlenmekteydi. Kesin tanı alan vakaların yaş ortalaması 10.4±3.24 yıl (5-16 yıl)’dı. On hasta konstitüsyonel semptomlarla, beş hasta böbrek tutulumu bulgularıyla, iki hasta malar döküntüyle, bir hasta saçlı deride yaralarla, sekiz hasta eklem yakınmalarıyla başvurmuştu. Hastaların dördünde hepatosplenomegali, üçünde splenomegali, dördünde lenfadenopati vardı. Dokuz hastanın böbrek biyopsisi, altı hastanın cilt biyopsisi SLE tanısı ile uyumluydu. Böbrek biyopsisi yapılan hastaların % 30’unda sınıf 4-5 renal tutulum mevcuttu. Renal tutulumu olan vakalarda kollajen doku hastalığı ile ilgili belirteçlerden en yüksek oranda anti-ds DNA’nın pozitif olduğu görüldü. On hastada C3, C4 düzeyleri düşük saptandı. Hastalık sürecinde Libman-Sachs endokarditi, Tip I DM, otoimmün hipotiroidi saptanan bir hastayla, makrofaj aktivasyon sendromu gelişen bir diğer hasta kaybedildi.

Sonuç: SLE geniş klinik spektruma sahip multisistemik bir hastalıktır. Tanı için gerekli kriterler farklı zamanlarda ortaya çıkabilir. Farklı sistemlere ait yakınmalarıyla olan hastalarda SLE düşünülerek mortalite ve morbiditenin azaltılması için erken tanı konulmalıdır.

Anahtar kelimeler: Sistemik lupus eritematozus, klinik prezantasyon, SLE nefriti

 

Çocuk Dergisi 7(4):247-254, 2007
Hasta Memnuniyetini Değerlendiren Yeni Bir Ölçek ve Geçerliliği

Mecra ÇOBAN *, Günay CAN **, Emin ÜNÜVAR ***

ÖZET

Hasta Memnuniyetini Değerlendiren Yeni Bir Ölçek ve Geçerliliği

Amaç: Kaliteli hizmet, çocuk sağlığı hizmetlerinin geliştirilmesinde temel yapı taşını oluşturmaktadır. Yeni bir memnuniyet ölçeği kullanılarak poliklinik hizmetlerinde ebeveyn memnuniyetini ve bunu etkileyen faktörlerin belirlenmesi amaçlandı.

Gereç ve Yöntemler: Araştırma 1 Mart ile 15 Haziran 2007 tarihleri arasında Pediatri Polikliniğine başvuran 366 ebeveyne PedsQL ebeveyn memnuniyet ölçeği anket yöntemi tekniği ile yapıldı.

Bulgular: Hastaların % 15.3’ünü bir yaş altı çocuklar, % 31.7’sini 1 ile 5 yaş arasındaki çocuklar, % 53’ünü ise 5 yaş üzeri çocuklar oluşturdu. Ebeveynlerin % 52.5‘ini ilk-okul mezunu, % 36.7’si orta ve lise sadece % 11.5’inin yüksek okul mezunuydu. İlk kez başvuranlar % 14.8 iken % 47.5 hasta 6 ya da daha fazla polikliniğe başvurmuştu ve % 48.4’ünün kronik bir hastalığı vardı. Ebeveyn hastaneye geliş sayısının, hasta yaşının, hastanın yatarak tedavi alma durumunun memnuniyete etkisinin anlamlı olduğu bulundu. Hastanın cinsiyeti, ebeveyn iş ve eğitim durumu ile memnuniyet arasında anlamlı bir ilişki yoktu. Çocuğunda kronik bir hastalık olan ebeveynlerin memnuniyet düzeyleri kronik hastalığı olmayanlara göre anlamlı düzeyde yüksekti. Ebeveyn genel memnuniyet oranı % 67.6 idi.

Sonuç: PedsQL ölçeği çocuk polikliniği hastalarında ebeveyn memnuniyetinin değerlendirilmesinde geçerli bir ölçüttür.

Anahtar kelimeler: Ebeveyn memnuniyeti, hasta, sağlık hizmeti, kalite

 

Çocuk Dergisi 7(4):255-261, 2007
Antalya İl Merkezinde İki Sağlık Ocağı Bölgesinde Yaşayan Annelerin Ani Bebek Ölümü Sendromu ve Risk Faktörleri Hakkındaki Bilgi Düzeyleri

Emine EFE *, Hatice BALCI YANGIN *, Kadriye ERAVŞAR *

ÖZET

Amaç: Bebeği olan annelerin ani bebek ölümü sendromunun risk faktörleri (ev çevresi, bebeklerin uyku çevresi ve bebeklerin uyku pozisyonları) hakkındaki bilgilerini belirlemek.

Gereç ve Yöntem: Anket, Kasım 2006-Nisan 2007 tarihleri arasında, Antalya’da 17-18 no’lu sağlık ocaklarında kayıtlı olan ve 0-24 ay arası bebeği olan 294 anneye uygulandı. Annelerin ve bebeklerin sosyodemografik özellikleri ve bebeklerin uyku pozisyonu, ev çevresi, bebeklerin uyku çevresi ile ilgili bilgiler sorgulandı.

Bulgular: Annelerin 36’sının, babaların 147’sinin sigara içtiği belirlendi. Annelerin 166’sının bebekleriyle aynı yatağı paylaştıkları, 105’inin bebeklerini pamuk/yün yatakta yatırdıkları, 225’inin yastık kullandıkları, 76’sının uyku sırasında bebeğin yüzünü örttükleri belirlendi. Annelerin 136’sının (% 46.3) bebeklerini gündüz yan yatırdıkları, 147’sinin (% 50.0) gece yan yatırdıkları, 170’inin (% 57.8) odada yalnız kaldığında yan yatırdıkları, 213’ünün (% 72.4) beslenme sonrası yan yatırdıkları belirlendi.

Sonuç: Bu çalışma bebeklerin uyku çevresi, uyku pozisyonu ve ev çevresi hakkında annelerin yanlış bilgiye sahip olduğunu göstermiştir. Anneler ani bebek ölümü sendromunun risk faktörleri hakkında bilgilendirilmelidir.

Anahtar kelimeler: Bebeklerin yatış pozisyonları, bebeklerin uyku çevreleri, ani bebek ölümü sendromu

 

Çocuk Dergisi 7(4):262-267, 2007
Yuva Çocuklarında Üst Solunum Yolu İnfeksiyonlarının Mevsimsel Değişimin 
Son Gözlemi İleri Taşıma (SGİT) Yaklaşımı ile Değerlendirilmesi 
 

Hayriye ERTEM-VEHİD *, Fatma OĞUZ **, Özden CALAY ***, Ş. Mustafa ŞENOCAK ****

ÖZET

Amaç: İzlem çalışmalarının, en büyük sorunlardan biri vakaların gözlem dışı kalmasıdır. Veri kaybı, sonuçların doğruluk ve geçerliliğini olumsuz etkiler. Bu nedenle, kayıp verilerin yerine konabilecek değer üretme yaklaşımları geliştirilmiştir. Bunlardan biri (son gözlemi ileri taşımalı SGİT yaklaşımıdır. Bu yöntemde kayıp değeri kayıptan önce gözlemlenen en son değerin atanmasıyla doldurulur.

Bu çalışmada amaç mevsimlere ait değerlendirmelerdeki veri kayıplarına SGİT uygulanması ile elde edilecek farklı yargıların değerlendirmesidir.

Gereç ve Yöntem: Çalışmada, Eylül 2004-Ağustos 2005 tarihleri arasında İstanbul Tıp Fakültesi Çocuk Yuvasında hizmet alan 161 çocuk yer aldı ve mevsimsel olarak değerlendirildiler.  Çocukların ÜSYİ olup / olmaması binomial (dikotom: çift seçenekli) bir değişken olarak mevsim değişimleri çerçevesinde değerlendirildi. Birbirini izleyen mevsimlere göre vakalar, ÜSYİ-ÜSYİ, Sağlıklı-Sağlıklı, ÜSYİ-Sağlıklı ve Sağlıklı-ÜSYİ olmaları çerçevesinde değerlendirildi. Ayrıca, değişmeden gözlenen ÜSYİ-ÜSYİ ve Sağlıklı -Sağlıklı gözleri birleştirilerek diğer başlıklara göre kıyaslama tekrarlandı. Bu değerlendirmeler gerçek veriler ve SGİT uygulaması ile oluşturulan veriler için ayrı ayrı yapıldı.

Bulgular: Gerçek verilere göre Sonbahar-Kış (% 38) ve Kış-İlkbahar (% 45.5) geçişlerinde vakaların büyük kısmı sağlıklı kalmıştır. İlkbahar-Yaz geçişinde vakaların büyük kısmı (% 50.5) sağlıklı gözlenmiştir. SGİT ile Kış-İlkbahar geçişinde (% 47.8) ve İlkbahar-Yaz geçişinde (% 59.6) vakaların sağlıklı kalması artmıştır.  Tüm boş gözlerde yer alan verilerin sağlıklı kabul edilmesi veya ÜSYİ kabul edilmesi ile Kış-İlkbahar geçişinde sağlıklı kalmak sırası ile % 47.8 ve % 41.1, İlkbahar-Yaz geçişinde ise % 59.6 ve % 38.5 bulunmuştur.

Sonuç: SGİT ile tahmin edilerek, çalışmanın gerçek verileri ile farklı olabileceğinin ortaya konulmasının hedeflendiği bu çalışmada istatistiksel anlamlılık değerlerinde fark gözlenmemesine karşın, salt analiz sonuçlarında SGİT uygulaması ile artışlar gözlenmiştir. SGİT ile eksik giderme, yargılama ayrıntısındaki özelliğe göre farklı yönlerde sonuç verebilmektedir. Yüksek oranda kayıp ve sınır anlamlılık durumlarında güvenilmemesi gerekir.

Anahtar kelimeler: Son Gözlemi İleri Taşıma (SGİT), Üst Solunum Yolu İnfeksiyonları (ÜSYİ)

 

Çocuk Dergisi 7(4):268-270, 2007
Çocukluk Çağı Brusella Epididimo-Orşiti: Vaka Sunumu

Sabahattin ERTUĞRUL *, Utku ÖZEN **, Burcu KARABAY ***, Mustafa AYDIN ****

ÖZET

Çocukluk Çağı Brusella Epididimo-Orşiti: Vaka Sunumu

Bu makalede bruselloza bağlı gelişen epididimo-orşiti bulunan 11 yaşında bir vaka sunulmuştur. Testiste akut olarak büyüme yapan ender nedenlerden birisi de brusella epididimo-orşitidir. Brusellozun endemik olduğu yerlerde çocuklarda testis büyümelerinin ve/veya epididimitin ayırıcı tanısında brusella infeksiyonu da düşünülmelidir. Vakamızda olduğu gibi vakaların çoğunluğunda kombine antibiyotik tedavisi brusella epididimo-orşitinin tedavisi için yeterli olmaktadır.

Anahtar kelimeler: Bruselloz, epididimo-orşit, çocuk

 

Çocuk Dergisi 7(4):271-273, 2007
Primer Parotis Tüberkülozu: Vaka Sunumu

Çiğdem YILMAZ *, Nur ANPOLAT *, Pınar GÖKMİRZA ÖZDEMİR *, Belgin AKTAŞ *, Emel KARAOĞLAN *, Erkan DOĞAN **, Hüsem HATİPOĞLU *, Aysel KIYAK ***, Gönül AYDOĞAN ****, Rengin ŞİRANECİ ***

ÖZET

Tüberküloz tedavi edilebilen ve önlebilen bir hastalık olmasına rağmen, Türkiye gibi gelişmekte olan ülkelerde halen önemli bir morbidite ve mortalite nedeni olup, değişik klinik ve laboratuvar bulguları olabilmektedir. Ekstrapulmoner yerleşimli tüberküloz vakaları ayırıcı tanıda karşılaşılan zorluklar nedeni ile önemli bir klinik sorun yaratmaktadır. Bu vaka sunumu ile çok ender görülen primer parotis tüberkülozuna ve tüberkülozun farklı prezantasyonlarına dikkat çekmek ve ayırıcı tanıda düşünülmesi gerektiğini vurgulamak amaçlandı.

Anahtar kelimeler: Tüberküloz, parotis

 

Çocuk Dergisi 7(4):274-278, 2007
Peroksizomal Biyogenez Bozukluğu Olan İki Kardeşte Klinik Heterojenite

Bülent KARA *, Ceren YILMAZ CAN **, Ayça KOCABAŞ ***, Mine ÇALIŞKAN ****, Meral ÖZMEN

ÖZET

Peroksizomal hastalıklar peroksizomal biyogenez bozuklukları (PBB) ve izole peroksizomal enzim defektleri olarak iki gruba ayrılır. PBB’nda klinik bulgular en ağır şekli olan Zellweger sendromuyla en hafif şekli olan infantil Refsum hastalığı arasında geniş dağılım gösterir. Farklı klinik durumlarda benzer genetik bozukluk saptanabileceği gibi, aynı genetik bozuklukta farklı klinik durumlar ortaya çıkabilir. 

Ağır psikomotor gerilik, işitme kaybı, retinitis pigmentoza, kraniyal MR görüntülemede derin ak madde ve serebellar ak maddede patolojik sinyal değişikliği, korpus kallozumda incelme ve hafif serebellar atrofi saptanan beş yaşındaki kız çocuk ile işitme kaybı ve retinitis pigmentoza nedeniyle izlenen, ancak psikomotor gelişimi ve kraniyal MR görüntülemesi normal olan dokuz yaşındaki ağabeyinde PBB tanısı kondu. Bu vakalar nedeniyle PBB’da aynı ailede klinik heterojenitenin vurgulanması amaçlandı.

Anahtar kelimeler: Sağırlık, retinitis pigmentoza, infantil Refsum hastalığı, VLCFA

 

Çocuk Dergisi 7(4):279-285, 2007
Mukolipidoz Tip III: Hafif Fenotip Zor Tanı

Rasim Özgür ROSTİ *, Cihan KARATAŞ **, Hülya KAYSERİLİ ***

ÖZET

Mukolipidoz tip III üç yaşından sonra başlayan ilerleyici eklem kısıtlılığı ve hafif mental retardasyonun görüldüğü ender bir lizozomal depo hastalığıdır. Diğer depo hastalıklarına oranla çok daha hafif bir fenotip gözlenir. Bu yazının amacı ender görülen ve fenotipi hafif olduğu için tanı koyma zorluğu olan bu sendromu klinisyenlere tanıtmaktır.

Anahtar kelimeler: Pseudo-Hurler polidistrofi; dizostozis multipleks; fosfotransferaz

 

Çocuk Dergisi 7(4):286-290, 2007
Vitamin D Bağımlı Raşitizm Tip I: İki Vaka Sunumu

Enver ŞİMŞEK *, Şenay SAVAŞ ERDEVE **, Yıldız DALLAR ***, Ülkü TIRAŞ ***

ÖZET

Vitamin D’ye bağımlı raşitizm tip I, aktif D vitamini sentezinde görev alan 1-a-hidroksilaz enziminin konjenital eksikliğine bağlı olarak çıkan metabolik hastalıktır. Hastalığın çok ender görülmesi nedeniyle tanı ve tedavi aşamasında zorluklar vardır. Bu yazıda tedaviye dirençli hipokalsemi ve konvulsiyon yakınları ile getirilen ve tedaviden tanıya gidilerek tanısı konulan iki vakada vitamin D bağımlı raşitizm tip I tanısı konuldu. D vitamini desteği alan ve konvulsiyon yakınması ile getirilen, iki çocuk hastanın biyokimyasal tetkiklerinde hipokalsemi, normal sınırlara yakın fosfor ve alkalen fosfataz değerleri vardı. Vakaların serum 25-OH vitamin D konsantrasyonları normalin üst sınırına yakın bulundu. Kalsiyum infüzyonu ile konvülsiyon ve hipokalsemik semptomları düzeltilen hastaların, kalsiyum infüzyonu kesilip, oral kalsiyum ve vitamin D3 tedavisine geçilince hipokalsemileri tekrarladı. Vitamin D bağımlı raşitizm olabileceği düşünüldü. Serum 1,25(OH)2D bir vakada çalışılabildi ve düşük bulundu. Her iki vakada oral vitamin D3 ve kalsiyum tedavisine yanıt alınamayınca tedaviye 1-a-hidroksi-vitamin D (One Alpha, 2 mcg/ml) eklendi. Bu tedavi yaklaşımı ile iki hastanın da hipokalsemisi düzeldi ve bir yıllık izlenimlerinde serum kalsiyumu normal sınırlarda seyretti. Vakaların bildirilmesindeki amaç, vitamin D bağımlı raşitizmin, klasik tedavi yaklaşımlarına dirençli hipokalsemi vakalarının ayırıcı tanısında dikkate alınması gerekliliğini vurgulamaktır. Vitamin D bağımlı raşitizm olabileceği düşünülen hastalarda serum 1,25(OH)2 D veya 1-a-hidroksilaz geni mutasyon analizinin yapılamadığı durumlarda, 1-a-hidroksi-vitamin D denenmesi ayırıcı tanıda tercih edilecek yaklaşım olmalıdır.

Anahtar kelimeler: Raşitizm, inatçı hipokalsemi, vitamin D bağımlı raşitizm tip I

2019

2018

2017

2016

2015

2014

2013

2012

2011

2010

2009

2008

2007

2006

2005

2004

2003

2002

Logos Tıp Yayıncılığı
Yildiz Posta Cad. Sinan Apt. No:36
D.63-64 Gayrettepe 34349 Istanbul
 
Fax :
(212) 288 0541
(212) 288 5022
(212) 211 6185
  E-mail
logos@logos.com.tr
  Google Maps için tıklayın