Medeniyet Medical Journal Eylül 2014

http://medeniyetmedicaljournal.org/tr/
    

Göztepe Tıp Dergisi 29(3):149-153, 2014
doi:10.5222/J.GOZTEPETRH.2014.149
Parkinson hastalığında beden kitle indeksi ve osteoporozla ilişkisi

Sennur DELİBAŞ KATI *, Aslı Ece ÇİLLİLER **, Hayat GÜVEN **, Selim Selçuk ÇOMOĞLU **

 
ÖZET
 

Parkinson hastalığı (PH) genetik ve çevresel faktörlerin ortaklaşa neden olduğu beyinde substantia nigradaki dopaminerjik nöron harabiyetine bağlı gelişen motor ve motor olmayan bulguların bir arada bulunabildiği ilerleyici bir nörodejeneratif hastalıktır (1-15). Hastaların ileri yaşta olması, hareket güçlüğü bulunması ve zaman içinde oluşan beslenme sorunları nedeniyle osteoporoza yatkınlık oluşabilmektedir (16-27). Parkinson hastalığında yutmadan başlayarak sindirimi etkileyen birtakım mekanizmalar nedeniyle beden kitle indeksi düşük olmakta, bu da osteoporoza yol açmaktadır.

Artan yaşlı nüfusu olan Türkiye gibi toplumlarda kronik hastalıklar ve bunların yol açtığı ek sorunlar yaşam kalitesini bozmakta, bakıcı yükünü artırmakta ve yüksek maliyete yol açmaktadır. Bu nedenlerle Parkinson hastalarının da düşme riskinin de artmış olması nedeniyle osteoporoza bağlı oluşabilecek kırık gibi komplikasyonların önlenmesi ve buna yol açabilecek nedenlerin daha iyi ortaya konması gerekir.

Anahtar kelimeler: Parkinson hastalığı, osteoporoz, düşük beden kitle indeksi

 

 

Göztepe Tıp Dergisi 29(3):154-159, 2014
doi:10.5222/J.GOZTEPETRH.2014.154
Robot yardımlı parsiyel nefrektomi olgularının cerrahi, fonksiyonel ve onkolojik sonuçları

Uğur Boylu, Cem Başataç, Ümit YIldIrIm, Fikret Fatih Önol, Eyüp Gümüş

 
ÖZET
 

Amaç: Biz bu çalışmada klinik evre T1 böbrek tümörelerinde robotik parsiyel nefrektominin (RPN) cerrahi, fonksiyonel ve onkolojik sonuçlarını değerlendirmeyi amaçladık.

Gereç ve Yöntem: Ağustos 2008 ve Mayıs 2013 tarihleri arasında, klinik evre T1a-b böbrek tümörü sebebiyle RPN yapılan 45 hasta çalışmaya dâhil edildi. Hastaların demografik özellikleri, ortalama operasyon süresi, tahmini kan kaybı, sıcak iskemi süresi, hastanede kalış süresi, komplikasyonlar ve onkolojik sonuçlar retrospektif olarak değerlendirildi. İstatistiksel analiz SPSS v.20 (IBM, Armonk, NY, USA) bilgisayar yazılımı kullanılarak yapıldı.

Bulgular: Ortalama hasta yaşı, tümor boyutu ve R.E.N.A.L nefrometri skoru sırasıyla 55±11 yıl, 3,56±1,3 cm, 5,36±1,55 (aralık=4-10) idi. Hastaların tamamına 4 ya da 5 port kullanılarak transperitoneal RPN yapıldı. Ortalama operasyon süresi ve tahmini kan kaybı sırasıyla 133±45 dk. ve 210±30 mililitre idi. Sıcak iskemi süresi 23,5±8,4 dk. idi. Dren operasyon sonrası 3,2±1 günde alındı. Hastanede kalış süresi 4,3±1,5 gündü (aralık=2-8). İntraoperatif herhangi bir komplikasyonla karşılaşılmadı. Postoperatif olarak 8 hastada Clavien evre 1-2 komplikasyon gelişti. Final patolojide 45 tümörün 37’si maligndi (% 82,2). Cerrahi sınır bir hastada pozitifti. Buna rağmen, ortalama 25 aylık takip döneminde local rekürrens ile karşılaşılmadı.

Sonuç: Parsiyel nefrektomi günümüzde klinik evre T1 böbrek tümörü olan hastalarda altın standart tedavi yöntemidir. RPN nefron koruyucu cerrahiye uygun hastalarda etkin ve güvenilir bir minimal invazif tedavi alternatifidir.

Anahtar kelimeler: Böbrek, nefrektomi, nefron koruyucu, robot

 

 

Göztepe Tıp Dergisi 29(3):160-171, 2014
doi:10.5222/J.GOZTEPETRH.2014.160
Radikal prostatektomi spesmenlerindeki MMP-2’nin, MMP-9’un ve TIMP-1’in immünohistokimyasal ekspresyonlarının prognostik değeri

Ayçim Şen *, Şeyma ÖzkanlI **, Ebru Zemherİ **, Asıf YIldIrIm ***, Elvan Turfanda **, Tülay Zengİnkİnet **

 
ÖZET
 

Amaç: Prostat biyopsilerinde saptanan tümör grade (Gleson Skor) ve preoperatif prostatik spesifik antijen (PSA) değerleri, retropubik radikal prostatektomi (RRP) sonrası hastalığın gidişini doğru olarak tahmin etmede yetersiz kalmaktadır. Daha önce yapılan çalışmalarda, prostat kanserlerinde, matriks metalloproteinaz (MMP) ve doku metalloproteinaz inhibitöy (TIMP) salınımının arttığı bildirilmiştir. Bu çalışmadaki amaç radikal prostatektomi materyallerinde MMP2, MMP9 ve TIMP1’in prognostik önemini saptamaktır.

Gereç ve Yöntem: RRP operasyonu uygulanmış 66 hastanın klinik ve patolojik bulguları retrospektif olarak gözden geçirildi. Formalinle fiske edilmiş doku kesitleri MMP2, MMP9 ve TIMP1 antikorları kullanılarak manuel metod ile immünhistokimyasal olarak boyandı. Pozitif kontrol olarak çevre benign prostat dokusu kullanıldı. İmmünreaktiviteyi değerlendirirken, boyanmanın yaygınlığı ve şiddeti dikkate alındı. Sonuçlar yaş, preoperatif PSA değerleri, TRUS skoru, RRP Gleason skoru, tümör volümü, sinir, damar, kapsül ve seminal vezikül tutulumu, ekstrakapsüler yayılım, cerrahi sınır pozitifliği, lenf nodu metastazı gibi klinik ve patolojik bulgularla karşılaştırıldı.

Bulgular: Altmış altı olgunun altmış ikisinden MMP2 ve MMP9, on birinde TIMP1 salınımı izlendi. MMP2 ve TIMP1 salınımı bu çalışmaya alınan prognostik kriterlerin hiçbirisiyle korelasyon göstermedi. MMP9 da korelasyon göstermemekle beraber MMP9 dağılımı ile tümör volümü (P=0.052) ve MMP9 şiddeti ile lenf nodu metastazı varlığı arasında (P=0.075) anlamlılığa yakın derecede fark gözlendi.

Sonuç: MMP2, MMP9 ve TIMP1 salınımı ile klinik ve patolojik faktörler arasında korelasyon izlenmemiştir. Ancak daha büyük serilerle çalışma yapılması, imünhistokimyasal değerlendirmenin imaj analiz yöntemi ile değerlendirilmesi RRP sonrası bu biyobelirteçlerin prognostik değerini daha net ortaya koyabilir.

Anahtar kelimeler: MMP2, MMP9, TIMP1, Prostat, Prognoz

 

 

Göztepe Tıp Dergisi 29(3):172-175, 2014
doi:10.5222/J.GOZTEPETRH.2014.172
Çocukluk çağında varikosel

Meltem Çağlar OskaylI *, Mehmet Ali Özen **, Çiğdem Ulukaya Durakbaşa *, Murat Mutuş *, Mevlit Korkmaz ***, Aytekin KaymakçI ****, Ali İhsan Anadolulu *, Hamit Okur

 
ÖZET
 

Amaç: Varikosel çocukluk çağında sık görülen bir hastalık değildir. Ancak, bir adolesan hastalığı olarak düşünülebilir. Bu çalışmada, bir çocuk cerrahisi kliniğinde varikosel nedeniyle ameliyat edilen hastaların değerlendirilmesi amaçlandı.

Gereç ve Yöntemler: 2001-2010 yıllarında inguinal bölge patolojileri nedeniyle ameliyat olan hastaların dosya kayıtları geriye dönük değerlendirildi. Varikoseli olan hastaların yaşı, başvuru yakınmaları, varikosel tarafı, Doppler ultrasonografi (US) bulguları, uygulanan ameliyatlar ve komplikasyonlar irdelendi.

Bulgular: Değerlendirilen dönemde inguinal bölgeye yönelik cerrahi girişim geçiren hastaların % 0,5’inde tanı varikoseldi ve bu nedenle ameliyat edilen 28 hasta (31 taraf) vardı. Hastaların yaş ortalaması 13 yıldı (11-17 yıl). Tutulum 24 hastada sol, 1 hastada sağ ve 3 hastada çift taraflıydı. Başvuru yakınmaları, sırasıyla, skrotal şişlik, skrotal ağrı, kasıkta ağrı ve/veya lokal morluktu. Bulunabilen US kayıtlarında 2 tarafta evre 4, 5 tarafta evre 3, 1 tarafta evre 2 ve 3 tarafta evre 1 varikosel vardı. Cerrahi yöntem olarak 21 hastaya (24 taraf) inguinal (Ivanissevich) ve 7 hastaya (7 taraf) retroperitoneal (Palomo) yaklaşım uygulandı. Kısa dönem izlemde komplikasyon görülmedi. Uzun süreli izlem yapılabilen 14 olgunun ikisinde (% 14) nüks görüldü. Bunların ikisi de Palomo yöntemi uygulanan hastalardı ve biri Palomo diğeriyse Ivanissevich yöntemiyle yine ameliyat edildiler. Ivanissevich yöntemiyle nüks ameliyatı yapılan hastada hidrosel gelişti ve hidroselektomi ameliyatı yapıldı.

Sonuç: Varikosel çocuk cerrahları tarafından göreceli olarak az yapılan bir ameliyattır. En sık görülen komplikasyonlarnüks ve hidrosel gelişimidir. Bu seride uzun dönem izlenen hasta sayısının kısıtlı olması nedeniyle, kesin yargılarda bulunmak olası değilse de komplikasyonlarven ve arter ligasyonunun birlikte yapıldığı olgularda görülmüştür.

Anahtar kelimeler: Varikosel, adölesan, cerrahi teknik, komplikasyon

 

 

Göztepe Tıp Dergisi 29(3):176-181, 2014
doi:10.5222/J.GOZTEPETRH.2014.176
İnmeli hastalarda omuz sorunlarının fonksiyonel durum, yaşam kalitesi ve rehabilitasyon sonuçlarına etkileri

Erkan Mescİ *, Nilgün Mescİ **

 
ÖZET
 

Amaç: İnmeli hastalarda omuz sorunu varlığının fonksiyonel kapasite, yaşam kalitesi, duygu durumu ve rehabilitasyon sonuçlarına etkisini değerlendirmek.

Gereç ve Yöntem: Çalışma benzer nörofizyolojik evrelerde bulunan hastalardan oluşturulan 20 omuz ağrılı, 20 ağrısız olmak üzere iki hasta grubu üzerinde yapıldı. Tedavi öncesinde Rivermead, Fonksiyonel Bağımsızlık Ölçeği (FBÖ), Beck Depresyon Skoru (BDÖ) ve SF-36 anketleri değerlendirildi. Hastaların Modifiye Ashworth Skala’sı ile spastisite düzeyleri belirlendi. Altı haftalık rehabilitasyon süresi sonunda aynı parametreler tekrar değerlendirilerek omuz ağrılı ve ağrısı olmayan hastalarda oluşan iyileşme düzeyleri karşılaştırıldı.

Bulgular: Tedavi öncesinde Rivermead kol (p=0.006), Rivermead toplam (p=0.004), FBÖ mobilite (p=0.021), FBÖ toplam (0.008) ve SF-36 ağrı (p=0.000) skorları omuz ağrılı grupta düşük bulundu. Bunlar dışında omuz ağrılı hastaların tüm özellikleri kontrol grubuna benzerdi. Ağrı alt skoru dışında diğer SF-36 skorları her iki grupta benzer bulundu. BDÖ skorları gruplar arasında fark göstermiyordu (p=0.602). Altı haftalık rehabilitasyon süresi sonunda değerlendirme parametrelerinin çoğunda iyileşme miktarları gruplar arasında fark göstermemekle birlikte; APECS yatak içi mobilite skoru (p=0.046) ve SF-36 ağrı skorunda (p=0.004) omuz ağrılı grupta anlamlı düzeyde daha fazla düzelme gözlendi.

Sonuç: Hemiplejik omuz ağrısı günlük yaşam aktiviteleri ve yaşam kalitesini olumsuz etkilemekle birlikte, yapılacak etkin tedavilerle rehabilitasyon sonuçlarına olabilecek olumsuz etkilerinin önüne geçilebilmektedir.

Anahtar kelimeler: Günlük yaşam aktiviteleri, hemiplejik omuz ağrısı, yaşam kalitesi

 

 

Göztepe Tıp Dergisi 29(3):182-187, 2014
doi:10.5222/J.GOZTEPETRH.2014.182
Şiddetli pilon kırıklarının (Ruedi Allgower tip III) tedavisinde kullanılan iki farklı eksternal fiksasyon yönteminin eklem redüksiyon kalitesine ve uzun dönem ayak bileği fonksiyonlarına etkisi: Retrospetif analitik çalışma

Atilla Polat, Mehmet Kerem Canbora, Faruk Aykanat, Mücahit Görgeç

 
ÖZET
 

Giriş: Şiddetli pilon kırıklarının (Rüedi Allgower Tip III) eklem içi parçalanma şiddeti ve yumuşak doku hasarı nedeni ile tedavisi zor ve komplikasyonları fazladır. Bu çalışmada şiddetli pilon kırıklarında sık kullanılan iki farklı eksternal fiksasyon yönteminin, redüksiyon kalitesine ve uzun dönem ayak bileği fonksiyonlarına etkilerini karşılaştırdık.

Gereç ve Yöntem: Rüedi Allgower Tip III kırığı olan 64 hastanın 18’ine sınırlı açık redüksiyon ve eksternal fiksasyon (SİFEF), 46’sına kapalı ilizarov yöntemi (İF) uygulandı. Hastaların erken dönem redüksiyon kalite skorları ameliyat sonrası X-ray’lerinden Ovadia ve Beals’in kriterlerine göre, uzun dönem ayak bileği fonksiyonel skorlarıda Mazur tarfından geliştirilen fonksiyonel skorlama sistemine göre değerlendirildi (0-100 puan).

Bulgular: Hastaların cinsiyet ve yaş dağılımları arasında istatiksel fark bulunamadı (p=0,969 ve p=0,074). Her iki grup erken dönem redüksiyon kalite skorları karşılaştırıldığında SİFEF grubunda ortalama skor; 7.72±3.91, İL grubunda ortalama skor; 8.83±3.08, iki grup arasında istatiksel olarak anlamlı fark bulunamadı (p=0,656). Ayak bileği geç dönem fonksiyonel skorları karşılaştırıldı ve SİFEF grubunda ortalama skor; 71.11±18.61, İL grubunda ortalama skor; 73.02±13.959, iki grup arasında istatiksel olarak anlamlı fark bulunamadı (p=0,237).

Sonuç: Şiddetli pilon kırıklarının tedavisinde uygulanan iki farklı eksternal fiksasyon yönteminin (SİES ve İL), redüksiyon kalitesini sağlamada birbirlerine karşı üstünlüğü yoktur ve uzun dönem eklem fonksiyonlarına etkisi benzerdir.

Anahtar kelimeler: Eksternal fiksasyon, pilon kırıkları, redüksiyon kalitesi

 

 

Göztepe Tıp Dergisi 29(3):188-191, 2014
doi:10.5222/J.GOZTEPETRH.2014.188
Tümör taklidi yapan bir ileri yaş Morgagni hernisi olgusu

Sinan Aslan *, Halil Tözüm **, Salih Bölük *, Tahir Şevval Eren **

 
ÖZET
 

Diafragma hernileri sıklıkla gebeliğin 3-12 haftaları arasında, diafragmanın oluşumu sırasında ortaya çıkan ve patolojilerden kaynaklanan konjenital malformasyonlardır. Erken yaşlarda bulgu verirler. İleri yaşlarda görülen edinsel diafragma hernileri ise genellikle travma ile ilişkilidir. Konjenital bir diafragma defekti olan Morgagni hernisi, antero-medial yerleşimlidir ve ileri yaşlarda pek ender görülür. 

Uzun zamandır devam eden öksürük yakınması ile tetkik edilmekte olan 32 yaşındaki Radyolojik tetkileri sonucunda, “düşük grade liposarkom, lipomatozis” gibi ön tanıların değerlendirilmesi önerildi. Travma öyküsü olmayan hastaya yapılan videotorakoskopide morgagni hernisi tanısı konuldu ve torakotomi ile defekt kapatıldı. Olgumuzu bu yaşta pek ender görülmesi ve ayrıcı tanısının zorluğu sebebi ile sunulmaya uygun gördük.

Anahtar kelimeler: Konjenital diyafragma anomalisi, Morgagni, diyafragma rekonstrüksiyonu

 

 

Göztepe Tıp Dergisi 29(3):192-195, 2014
doi:10.5222/J.GOZTEPETRH.2014.192
Osteogenezis İmperfekta ile Parsiyel Trizomi 20p Birlikteliği: Olgu Sunumu

Ali KARAMAN *, Tülay TOS **, Bilge GEÇKİNLİ *, Hatip AYDIN *

 
ÖZET
 

Kemik frajilitesi olarak genelikle gösterilen osteogenesis imperfekta (OI) osteoporozisin sekonder bir nedenidir. 10000’de bir kişiyi etkiler. Orta OI’nın tanısı çeşitli fenotipitk ekspresyon ve devamsız gidiş ile ilgilidir. Burada orta düzeyde artmış kemik frajilitesi ve iskelet deformitesi, mental retardasyon ve parsiyel trizomi 20p gösteren OI’lı bir hasta sunduk.

Anahtar kelimeler: Osteogenezis imperfekta, parsiyel trizomi 20p, mental retardasyon

 

 

Göztepe Tıp Dergisi 29(3):196-200, 2014
doi:10.5222/J.GOZTEPETRH.2014.196
Yineleyen karın ağrısının ender bir nedeni: Porfiri

Müsemma Karabel *, Halil İbrahim AydIn **, İsmail Kurt ***, Yavuz Tokgöz ****, Gökhan Baysoy *

 
ÖZET
 

Giriş ve Amaç: Akut aralıklı porfiri (AAP), biyosentezindeki kalıtsal bozukluklar sonucunda gelişen porfiri tiplerinden birisidir. Yaşamı tehdit eden karınla ilgili ve nöropsikiyatrik belirtiler ön plandadır. Bu makalede şiddetli karın ağrısıyla başvurup, takibinde AAP tanısı alan prepubertal bir olgu sunulmuştur.

Olgu: On iki yaşında kız hasta, şiddeti giderek artan karın ağrısı, kabızlık ve bulantı nedeniyle başvurdu. Dört yıldır düzensiz aralıklarla olan karın ağrıları sırasında idrar renginin kırmızılaştığını belirten hastanın eşzamanlı olarak el ve ayaklarda uyuşma, karıncalanma yakınması vardı. Subfebril ateşi, özellikle kollarda daha belirgin kas gücünde azalması ve ses kısıklığı olan olguya yapılan testler sonucunda AAP tanısı konuldu. Hemin arjinate solüsyonu, %10 dekstrozlu mayi ve propranolol başlandı. Özgül tedaviyle 3 günde ses kısıklığı ve karın ağrısı geriledi, kas güçsüzlüğü azaldı.

Tartışma: Bu makalede yineleyen karın ağrısıyla başvurup AAP tanısı alan olgu üzerinden, tek başına açıklanamayan kronik yineleyen karın ağrısı, kabızlık ve/veya nöropsikiyatrik özelliklerin eşlik ettiği karın ağrısı olan hastalarda akut porfiri tanısının her zaman düşünülmesi gerektiği ve tedavide ilk basamağın klinik şüphe olduğu hatırlatılmak istenmiştir.

Anahtar kelimeler: Çocuk, akut aralıklı porfiri, karın ağrısı

 

 

Göztepe Tıp Dergisi 29(3):201-204, 2014
doi:10.5222/J.GOZTEPETRH.2014.201
Wilson hastalığında cinsiyete bağlı olarak MR bulgularının tartışılması

Dilek AĞIRCAN, Buse Rahime HASIRCI, Münevver OKAY, Abdulkadir KOÇER

 
ÖZET
 

Wilson hastalığı (WH) ile ilgili klinik ve radyolojik bulgular yaşa ve cinsiyete bağlı olarak değişkenlik gösterir. Nöropsikiyatrik tutulum bulguları saptanan erkeklerde özellikle serebellar ve serebral kortikal atrofi, kadınlarda ise globus pallidus lezyonları görülmektedir. Yürürken dengesizlik, konuşma bozukluğu ve ellerde titreme yakınması ile polikliniğimize başvuran 31 yaşındaki erkek hasta klinik ve laboratuvar incelemeler sonrasında WH tanısı aldı. Kranial Manyetik Rezonanslı Görüntüleme (MRG) incelemesinde yaygın kortikal ve serebellar atrofi ve tipik Panda yüzü izlediğimiz olgumuzda, erkek hastalarda saptanan zengin radyolojik bulgular tartışıldı. Atrofi ile nörodejeneratif süreçlerin birlikteliği düşünüldüğünde WH’nda erken süreçte tedavinin başlanmasının olumlu katkıları yadsınamaz bir gerçektir. Özellikle nörolojik açıdan henüz bulguları tam yerleşmemiş olan olgularda MR incelemelerinin dikkatle ele alınması ve kortikal atrofi açısından takibinin uygun olacağını vurgulamak amacıyla olgumuz sunmaya değer bulundu.

Anahtar kelimeler: Wilson hastalığı, manyetik rezonans görüntüleme

 

 

Göztepe Tıp Dergisi 29(3):205-208, 2014
doi:10.5222/J.GOZTEPETRH.2014.205
Menenjiomatozis menenjiye eşlik eden nörofibromatozis tip 2 olgu sunumu: Literatür eşliğinde bir gözden geçirme

Münevver OKAY, Buse Rahime HASIRCI, Dilek AĞIRCAN, Bahar ÇALIŞKAN, Asuman Orhan VAROĞLU, Abdulkadir KOÇER

 
ÖZET
 

Nörofibromatozis tip 2 (NF2), otozomal dominant kalıtımla geçen, tümör gelişimine yatkınlık oluşturan, menejiom ve multiple schwannomların gelişimiyle karakterize bir sendromdur. Etkilenen bireylerde bilateral vestibuler sinirde işitme kaybına yol açan schwannomlar görülmektedir. Diğer asıl tümörler ise kranial, spinal ve periferik sinirlerin schwannomaları, intrakranial (optik sinir menenjiomları dâhil) ve intraspinal menejiomlardır. Hastalığın tanı koyulduğu yaş ve intrakranial menenjiomların varlığı en güçlü prognostik faktör belirleyicisidir. NF2 hastalarında ender olarak multiple menenjiomlar görülmektedir. Bu çalışmada, 19 yaşında multiple intrakranial menenjioması olan bir NF2 olgusu sunulmuş ve multiple menenjioma tartışılmıştır.

Anahtar kelimeler: Nörofibromatozis, menenjiomatozis

2018

2017

2016

2015

2014

2013

2012

2011

2010

2009

2008

2007

2006

2005

2004

2003

Logos Tıp Yayıncılığı
Yildiz Posta Cad. Sinan Apt. No:36
D.63-64 Gayrettepe 34349 Istanbul
 
Fax :
(212) 288 0541
(212) 288 5022
(212) 211 6185
  E-mail
logos@logos.com.tr
  Google Maps için tıklayın