Ana Sayfa ›› Dergiler ›› Çocuk Dergisi Aralık 2013 ›› Çocuk Dergisi Mart 2006


Çocuk Dergisi Mart 2006

http://www.cocukdergisi.org/
    
Çocuk Dergisi 6(1):11-16, 2006 
Çocukluk ve Ergenlik Döneminde Büyüme Hormonu Eksikliği Tanı ve Tedavisi Uzlaşı Raporu (Bölüm 1): Büyüme Hormonu Eksikliği Tanısı
Ulusal Pediatrik Endokrinoloji Derneği
ÖZET
    Rekombinant büyüme hormonu (BH) 1985 yılından beri kullanımda olmasına karşın büyüme hormonu eksikliğinin tanısı konusunda halen tartışmalı noktalar vardır. Bu nedenle BH eksikliği tanısı konusunda Avrupa'da ve Amerika Birleşik Devletleri'nde birkaç uzlaşı raporu yayınlanmıştır. Bu yazıda çocukluk ve ergenlik dönemindeki büyüme hormonu eksikliğinin tanısı ile ilgili olarak kanıtlara ve uzmanların görüşlerine dayanarak Türkiye'deki Ulusal Pediyatrik Endokrinoloji Derneği'nin önerileri sunulmuştur. 
      Anahtar kelimeler: Büyüme hormonu eksikliği, büyüme hormonu, çocukluk dönemi, endokrinoloji derneği, tanı, ulusal pediyatrik

 

Çocuk Dergisi 6(1):17-20, 2006 
Günlük 400 Ünite D Vitamini Yeterli mi?
Ahmet AYDIN, Hasan ÖNAL, Çiğdem AKTUĞLU ZEYBEK
ÖZET
       Gün ışığı yokluğunda, çocuklar, erişkinler ve yaşlılar için sırasıyla 400, 200, 600 IÜ/gün D vitamini raşitizm veya osteomalaziyi önleyebilir. Ancak, osteoporoz, bazı kanserler, tip I diabetes mellitus, osteoartrit, multipl skleroz, depresyon ve hipertansiyonun önlenmesinde yardımcı olabilmesi için daha fazla miktarda D vitamini gereklidir. Parati hormon konsantrasyonu, 25(OH)D konsantrasyonu 100 nmol/L'yi aşarsa baskılanır. Bundan dolayı yaşlılarda bu değerin altındaki 25(OH)D konsantrasyonu eksikliği yansıtır. Serum 25(OH)D konsantrasyonunun 100 nmol/L'yi aşması için D vitaminin 4000 IÜ/gün alınması gereklidir. Bu makalede ülkemizdeki epidemiyolojik D vitamini çalışmalarını gözden geçirdik ve literatürde yer alan günlük D vitamini dozu ile ilgili güncel araştırmaları tartıştık. 
      Anahtar kelimeler: D vitamini, D vitamini desteği, raşitizm

 

Çocuk Dergisi 6(1):21-27, 2006 
Preterm Bebeklerde İntraventriküler Kanama ve Posthemorajik Ventriküler Dilatasyonun İzlemi
Gülcan TÜRKER, Ayşe S. GÖKALP
ÖZET
         Düşük doğum ağırlıklı bebeklerde yaşam şansı artarken, intraventriküler kanama gelişen çok immatür preterm bebek oranında da artış devam etmektedir. Posthemorajik ventriküler dilatasyon preterm bebeklerin intraventriküler kanamalarının en ciddi direkt komplikasyonudur. Küçük birçok kan pıhtısının serebrospinal sıvının dolaşım ve emilimin engellemesi sonucunda gelişir. Yönetimi zordur ve yeni tedavi yaklaşımlarına gereksinim vardır. 
      Anahtar kelimeler: İntraventriküler kanama, posthemorajik ventriküler dilatasyon

 

Çocuk Dergisi 6(1):28-32, 2006 
Hekimlerin Klinikte Sık Karşılaşılan Pediatrik Vakalara Yaklaşım Farklılığı
Mustafa AKÇAM, Ersin USKUN, Erdal EREN
ÖZET
     Amaç: Sık karşılaşılan pediatrik hastalıklara yaklaşımda, hekimler arasında farklılık olup olmadığının araştırılması, varsa bu farklılıklara etki eden bazı etmenlerin incelenmesi. 
      Yöntem: Çalışma 2003 yılında Kapadokya'da düzenlenen 39. Türk Pediatri Kongresi'ne katılan hekimlerde gerçekleştirilmiştir. Önceden hazırlanan anket formlarına dokuz değişik vaka senaryosu yazılarak bu vakalara 5 değişik yaklaşımdan birisini işaretlemeleri istenmiştir. Araştırma grubunun sosyodemografik özellikleri yanında, ankette bulunan dokuz vaka senaryosuna doğru yaklaşıma katılma durumuna göre artan biçimde puanlar verilerek yaklaşım/tutum puanları hesaplanmıştır. Tutum puanının artması sunulan vakalarda daha olumlu yaklaşım için bir göstergedir. 
      Bulgular: Araştırmaya katılan 215 hekimin kendilerine sunulan vakalara yaklaşımları ile ilgili olarak her vaka için olumlu yaklaşım gösterenlere artan biçimde puanlanarak ve 9 vaka toplanarak elde edilen yaklaşım puanının grubun tanımlayıcı özelliklerinden (yaş, cins…vb.) etkilenmediği, meslek özelliklerinden ise yalnız çalışılan yere göre yaklaşım puanı ortalamalarının farklı olduğu belirlendi (devlet hastanesinde çalışanlar diğer yerlerde çalışanlarda daha düşük puan almıştır; p=0.007). 
      Sonuç: Sağlıkta standart yaklaşımların olması, bu amaçla standart ulusal politikaların geliştirilip, hekimler arası farklı yaklaşımları kabul edilebilir düzeye indirecek önlemlerin alınması gerekmektedir. 
      Anahtar kelimeler: Çocuk hastalıkları, hekimler, yaklaşım farklılığı

 

Çocuk Dergisi 6(1):33-38, 2006 
Migren ve Gerilim Tipi Baş Ağrısı Tanısı Alan Çocuk ve Ergenlerde Emosyonel Problemler
Serap TEBER, Savaş YILMAZ, Ayhan BİLGİÇ, Gülhis DEDA, Emine Zinnur KILIÇ
ÖZET
       Amaç: Bu çalışmada migren veya gerilim tipi baş ağrısı tanısı konulan çocuklarda anksiyete ve depresyon belirti düzeylerinin belirlenmesi ve hastaların sağlıklı kontrollerle karşılaştırılarak baş ağrısı ile psikiyatrik belirtiler arasındaki ilişkinin incelenmesi amaçlanmıştır. 
      Yöntem: Çalışmaya toplam 18 (6 erkek, 12 kız) gerilim tipi baş ağrısı tanılı hasta, 13 (8 erkek, 5 kız) migren tanılı hasta alındı. Hastalara ülkemiz için geçerlilik ve güvenilirlik testleri yapılmış standardize araçlar olan Sürekli ve Durumluk Kaygı (Anksiyete) Ölçeği (TRA ve STA) ve Çocukluk Çağı Depresyon Ölçeği (ÇDÖ) verildi. Hastaların doldurdukları ölçeklerden aldıkları puanları yaş ve cinsiyet bakımından eşleştirildikleri psikiyatrik ve fiziksel rahatsızlık öyküsü olmayan sağlıklı çocuklardan oluşan kontrol grubu ile karşılaştırıldı. 
      Bulgular: Bu çalışmada gerilim tipi baş ağrısı tanısı konulan çocukların depresyon ve sürekli kaygı ölçeklerinden aldıkları puanların kontrol grubuna göre istatistiksel olarak anlamlı ölçüde yüksek olduğu saptanmıştır. Migren hastaları ile kontrol grubu karşılaştırıldığında ise ölçeklerin hiçbirinde iki grup arasında anlamlı bir farklılık tespit edilmemiştir. Ayrıca, gerilim tipi baş ağrısı olan hastaların migren hastaları karşılaştırıldığında depresyon puanlarının anlamlı düzeyde yüksek olduğu gözlenmiştir. 
      Sonuç: Gerilim tipi baş ağrısı ile depresyon ve anksiyete bozuklukları arasındaki ilişkinin migren hastalarına göre daha belirgin olması, ayrıca depresyon ve anksiyete düzeyi ile ağrı şiddetinin ilişkili olması, özellikle gerilim tipi baş ağrısı olan hastaların tedavisinde eşlik eden psikiyatrik rahatsızlığın tedavi edilmesinin önemini ortaya koymaktadır. 
      Anahtar kelimeler: Anksiyete, depresyon, gerilim tipi baş ağrısı, migren tipi baş ağrısı

 

Çocuk Dergisi 6(1):39-43, 2006 
Boy Kısalığı Nedeniyle Başvuran Vakaların Değerlendirilmesi
Serap SEMİZ, İnanç ÇAKALOZ, Güliz BAYRAM
ÖZET
     Amaç: Bu çalışmada, boy kısalığı vakalarımız retrospektif olarak değerlendirilerek etiyolojik tanıya göre sınıflandırıldı. 
      Yöntem: Ocak 2002-Ocak 2005 tarihleri arasında Pediatrik Endokrinoloji bölümünde boy kısalığı nedeniyle izlenen 80 vaka değerlendirmeye alınmıştır. 
      Bulgular: Boy kısalığı nedeniyle izlenen toplam 80 vakanın, 28 (% 35)'inde patolojik, 52 (% 65)'sinde normalin varyantı boy kısalığı belirlendi. Boy kısalığının en sık nedenleri sırasıyla, ailevi boy kısalığı (% 40), konstitüsyonel büyüme ve puberte gecikmesi (% 25) ve büyüme hormon eksikliği (% 17.5)'ydi. Vakaların % 6.1'inde malnütrisyon, % 3.8'inde Turner sendromu, % 2.4'ünde geç tanı almış hipotiroidi, % 1.3'inde psödohipoparatiroidi, % 1.3'inde iskelet displazisi (akondroplazi), % 1.3'inde erken puberte, % 1.3'inde çölyak hastalığı saptandı. 
      Sonuç: Vaka grubumuzun önemli bir bölümünde normalin varyantı boy kısalıkları yer almaktayken, azımsanmayacak oranlarda patolojik nedenler saptandı. Boy kısalığına nedensel yaklaşımda, tam fizik muayene, antropometrik değerlendirme ve dismorfik bulguların araştırılması yanında, altta yatan sistemik hastalıklar ve metabolik bozukluklar açısından temel laboratuvar incelemelerinin yapılmasının gerekliliği vurgulandı. 
      Anahtar kelimeler: Boy kısalığı, büyüme hormonu eksikliği, normalin varyantı boy kısalığı 
 

 

Çocuk Dergisi 6(1):44-52, 2006 
Ergenlerin Aile İçi İlişkileri, Sorunları ve Sorunlarına Yönelik Çözüm Önerileri
Nejla KURTULMUŞ, Emre YANIKKEREM, Gülten KARADENİZ
ÖZET
         Amaç: Kız ve erkek ergenlerin karşılaştığı sorunlar, ergen ve aile içi ilişkileri ve sorunların çözümüne yönelik önerilerini belirlemektir. 
      Yöntem: Bu çalışma Aralık 2003'de Manisa il merkezinde bulunan üç lisede (Manisa Lisesi, Ticaret Lisesi ve Şehzade Mehmet koleji'nde) gerçekleştirilmiştir. Bu üç lise seçilirken, özel, genel ve meslek lisesi olmasına dikkat edilmiş, farklı tür liselerde okuyan tüm öğrencilere ulaşmak hedeflenmiştir. Araştırmanın uygulanabilmesi için Milli Eğitim Müdürlüğü'nden resmi izin alınmıştır. Daha sonra okul yönetimleri ile görüşülüp çalışmanın amacı açıklanmış ve sınıflara girilerek anketler dağıtılmış, çalışmaya katılmak isteyen ve o gün sınıfta bulunan 1,052 öğrenci ile araştırma gerçekleştirilmiştir. Araştırmanın evreni 1,400 öğrencidir. Verilerin değerlendirilmesinde SPSS 10.0 paket program kullanılmış, verilerin değerlendirilmesinde ortalama, yüzde, ki-kare testi kullanılmıştır. 
      Bulgular: Erkek ergenlerin % 17.2'si kız ergenlerin % 17.6'sı bu dönemde daha içine kapanık olduklarını ve çevreyle iletişim kuramadıklarını, kızların % 4.7'si, erkeklerin % 9.9'u ergenlik döneminde alkol kullanmaya başladıklarını (p< 0.05), kızların % 9.2'si, erkeklerin % 12.6'sı bu dönemde sigara içmeye başladıklarını ifade etmiştir. Erkeklerin % 23.1'i, kızların % 24.2'si aileden kopup, arkadaşlarına daha düşkün olduklarını ifade etmiştir (p>0.05). Ergenlerin en çok yaşadığı sorun % 22.7 ile aile sorunlarıdır. Diğer sorunlar sırasıyla üniversite sınavı, akne, boy ve dış görünüm ile ilgili fiziksel sorunlardır. Kız öğrenciler erkeklere göre çevre baskısı nedeniyle daha fazla kısıtlandığını belirtmiştir. Kız öğrencilerin % 22.4'ü, erkeklerin % 10.5'i anne ve babalarının ergenin bir sorunu olduğunda anlayış göstermediklerini söylemiştir. Kız öğrenciler (% 6) erkeklere (% 1.7) göre anne tarafından daha fazla şiddete maruz kalmaktadır (p< 0.05). Kız öğrencilerin % 5.1'i, erkek öğrencilerin %4.9'u baba tarafından şiddete maruz kalmaktadır (p>0.05). Okulda kız öğrencilerin % 6.1'i erkek öğrencilerin % 11.1'i fiziksel şiddette maruz kalmaktadır (p< 0.05). Çalışmamızda öğrencilerin % 63.3'ü ebeveynlerine, öğretmenlerine ve gençlere ergenlik dönemi hakkında bilgi verilmesini istemektedir. Çalışmamızda ergenlerin % 87.4'ü okullarında psikolojik danışma ve rehberlik servislerinin olduğunu belirtmişlerdir. Ergenlerin % 27'si bu servislere başvurduklarını belirtirken, % 75.9'u bu servislerin mutlaka olması gerektiğine inanmaktadır. 
      Sonuç: Ergenlerin bu dönemi sorunsuz ve sağlıklı geçirmeleri için ergenlerin bedensel, ruhsal ve sosyal gelişim özellikleri hakkında bilgi sahibi olunmalı, ergenlerin bilgi gereksinimleri, sorunları belirlenmelidir, okul sağlığı programları ile ergenlere sağlık eğitimi programları oluşturulmalıdır. 
      Anahtar kelimeler: Alkol, ergen, ergen sorunları, kuşak çatışması, sigara, şiddet

 

Çocuk Dergisi 6(1):53-61, 2006 
Gelişimsel Kalça Displazisinde Olası Bir Risk Faktörü: Bebeği Başaşağı Durulama
Ayşegül BURSALI, Ayşen BULUT, Gülbin GÖKÇAY
ÖZET
        Amaç: Ülkemizde gelişimsel kalça displazisinin bilinen geleneksel risk faktörleri olan kundak ve beşik yanında, yeni tanımlanan bebeğin banyo sonrası başaşağı durulanması geleneğinin yaygınlığı ve bölgesel farklılıklarının tanımlanmasıdır. 
      Yöntem: Türkiye'de 17 merkezde 15-50 yaş aralığında 2384 anneden sağlık elemanları tarafından yüzyüze görüşme ile bilgi toplandı. 
      Bulgular: Kalça gelişimi için risk faktörü olan kundak ve beşiğe bağlama uygulamaları yanında "doğum sonrası banyolarda bebeğin başaşağı tutularak durulanması" geleneği de ülke genelinde yaygın olarak uygulanmaktadır. Genel olarak banyodan sonra bebeği başaşağı durulama % 48, kundak % 47, beşik % 11, ailede kalça sorununa bağlı aksayan kişi varlığı % 8.3 olarak bulundu. 
      Sonuç: Bu çalışma, kalça gelişimi için yeni belirlenen riskli bir uygulamayı ortaya koyan ilk araştırma olması yanında, kundak ve beşiğe bağlama geleneklerinin bölgesel dağılımını da göstermektedir. 
      Anahtar kelimeler: Gelişimsel kalça çıkığı, kundak, risk faktörleri

 

Çocuk Dergisi 6(1):62-65, 2006 
Akut ve Kronik İmmün Trombositopenik Purpura Ayırımı Tanı Anında Yapılabilir mi?: Trombosit Volüm Parametrelerinin Önemi
Saadet AKARSU, Abdullah KURT, A. Neşe ÇITAK KURT
ÖZET
         Amaç: İmmun trombositopenik purpura (İTP) trombosit sayısı yanında, volüm parametreleri üzerinde de değişikliklere yol açan klinik bir tablodur. Bu çalışmada akut ve kronik İTP hastalarında trombosit volüm parametrelerinin (ortalama trombosit volümü [MPV], ortalama trombosit dağılım aralığı [PDW]) değerlendirilmesi ve ilk başvuru esnasında bu iki tanının ayırımının yapılabilirliğinin belirlenmesi amaçlandı. 
      Yöntem: Beş yıllık sürede kliniğimizde izlenen 56 (% 80)'sı akut, 14 (% 20)'ü kronik İTP tanılı toplam 70 hastanın tanı anındaki değerleri retrospektif olarak incelendi. 
      Bulgular: MPV değeri akut İTP grubunda 7.0±2.0 fl, kronik İTP grubunda 8.4±0.9 fl olarak saptandı. İki grup arasında istatistiksel anlamlı fark vardı (p<0.001). PDW değeri akut İTP grubunda 13.1±3.6 fl, kronik İTP grubunda 15.2±3.1 fl olarak saptandı. İki grup arasında ise istatistiksel anlamlı fark yoktu (p>0.05). 
      Sonuç: İTP tanısında, trombosit volüm parametrelerinden özellikle MPV değeri hastalığın akut ya da kronik seyredeceği konusunda ön bilgi verebilir. Ancak daha fazla çalışmaya ihtiyaç vardır. 
      Anahtar kelimeler: İmmun trombositopenik purpura, akut, kronik, ortalama trombosit volümü, trombosit dağılım aralığı

 

Çocuk Dergisi 6(1):66-68, 2006 
Prepubertal Dönemdeki Obez ve Sağlıklı Çocukların Tam Kan Sayımı Parametreleri Yönünden Karşılaştırılması
Sibel TULGAR KINIK, Bülent ALİOĞLU, Türkan CEYLAN, Namık ÖZBEK
ÖZET
       Prepubertal obez çocuklardaki anemi sıklığının gösterilmesi amacıyla yapılan bu çalışmaya 31 prepubertal obez çocuk (yaş dağılımı: 4.7-8.6 yıl; ortalama 7.2±0.9 yıl) ile kontrol grubu olarak 30 prepubertal sağlıklı çocuk (yaş dağılımı: 5.0-8.7 yıl; ortalama 7.5±0.9 yıl) alındı. Yaş ve cinsiyet dağılımları benzer özellikler taşıyan vakaların hematolojik parametreleri karşılaştırıldı. Obez grubun ortalama vücut kitle indeksi (VKİ) kontrol grubundan belirgin olarak yüksek bulundu. Her iki grubun ortalama hemoglobin, hematokrit, ortalama eritrosit hacmi, kırmızı küre sayısı, ortalama eritrosit hemoglobini, kırmızı küre dağılım genişliği, lökosit sayısı ve trombosit sayısı değerleri arasında fark bulunmadı. Preadolesan dönemdeki obez çocukların demir eksikliği açısından riskli gruba girmediğini ve bu çocuklara eğer belirgin bir risk faktörü yoksa gereksiz demir metabolizması tetkiklerinin yapılmamasını öneririz. 
      Anahtar kelimeler: Çocukluk çağı obezitesi, tam kan sayımı

 

Çocuk Dergisi 6(1):69-72, 2006 
Pachydermoperiostosis: İki Vaka Takdimi
Özgür PİRGON, Mehmet Emre ATABEK, Musa SİLAHLI, Ahmet SERT
ÖZET
     Pachydermoperiostosis çocukluk çağında ender görülen, otozomal dominant kalıtılan, idiyopatik hipertrofik osteartropatiyi tanımlamak için kullanılır. Biz çocukluk çağında ender görülmesi nedeniyle ve eşlik edebilecek olan diğer özellikleri yönünden dikkati çekmek için farklı şikâyetlerle başvuran iki vaka sunuyoruz. 
      Anahtar kelimeler: Çocukluk çağı, hipertrofik osteoartropati, Pachydermoperiostosis

 

Çocuk Dergisi 6(1):73-76, 2006 
Primer Testis Lenfoması: Vaka Sunumu
Arzu AKÇAY, Ferhan AKICI, Gönül AYDOĞAN, Zafer ŞALCIOĞLU, Teoman AKÇAY, Serdar SANDER, Hilal AKI
ÖZET
        Testis kanseri, erkek çocuklarda sık görülen malignitelerden biridir ve en yaygın tipi germ hücreli tümörlerdir. Lenfomalar, puberte öncesi erkek çocuklarda primer testis kanseri olarak ender oluşur ve lokalize olduğunda iyi prognoza sahiptir. Burada, skrotum ve penis cildinde endürasyon ve şişlikler ile başvuran 2.5 yaşındaki bir hasta sunulmuştur. Hasta kombine kemoterapi ile tedavi edilmiş olup, tanıdan itibaren 61 aydır hastalıksız olarak yaşamaktadır. 
      Anahtar kelimeler: Pediatrik lenfoma, testis lenfoması, testis neoplazileri

 

Çocuk Dergisi 6(1):77-80, 2006 
Methemoglobinemi Tedavisinde Uygulanan Metilen Mavisi Sonrası Gelişen Hemolitik Anemi ve Hiperbilirubinemi: Vaka Sunumu
İlknur GİRİŞGEN, Taner KARAKAŞ, Elif ACAR, Ayşenur ÖKTEN
ÖZET
       Siyanoz ile başvuran, solunum sıkıntısı olmayan, dolaşım ve solunum sistem muayeneleri normal ve özellikle ilaç alım öyküsü olan hastalarda kesinlikle methemoglobinemi düşünülmelidir. Burada 45 günlük sünnet edilen ve sünnet sırasında kullanılan prilokain sonrası methemoglobinemi, tedavide verilen metilen mavisi sonrasında hemolitik anemi ve hiperbilirubinemi gelişen bir vaka sunulmuştur. 
      Anahtar kelimeler: Hemolitik anemi, methemoglobinemi, metilen mavisi

2019

2018

2017

2016

2015

2014

2013

2012

2011

2010

2009

2008

2007

2006

2005

2004

2003

2002

Logos Tıp Yayıncılığı
Yildiz Posta Cad. Sinan Apt. No:36
D.63-64 Gayrettepe 34349 Istanbul
 
Fax :
(212) 288 0541
(212) 288 5022
(212) 211 6185
  E-mail
logos@logos.com.tr
  Google Maps için tıklayın