Ana Sayfa ›› Dergiler ›› Çocuk Dergisi Aralık 2013 ›› Çocuk Dergisi Aralık 2004


Çocuk Dergisi Aralık 2004

http://www.cocukdergisi.org/
    
Önem Kazanan Viral İnfeksiyonlar, 4(4):203-212, 2004
Ayper SOMER
ÖZET
     Önem Kazanan Viral İnfeksiyonlar 
      Son yıllarda, hem insanlarda hem de hayvanlarda giderek artan sıklıkta yeni ve tekrar önem kazanan viral infeksiyonlar bildirilmektedir. Bu hastalıkların görülmesi büyük olasılıkla insanın virus, bakteri ve hayvanların denge içinde yaşadıkları doğal çevreye yaptığı müdahaleler sonucu, bu nadir patojenlerin veya konakçılarının sayısındaki artışa bağlıdır. Bu yazıda aralarında Hantavirus, Batı Nil ensefaliti virusu ve Ebola virusunun da bulunduğu bazı özel viruslar hakkında güncel bilgiler verilmekte ve bu virusların görülme sıklığındaki artışın nedenleri tartışılmaktadır. 
      Anahtar kelimeler: Batı Nil ensefaliti virusu, Ebola virus, Hanta virus, önem kazanan viral infeksiyonlar, viral hemorajik ateş
 

 

Yenidoğanlarda Kardiyak Üfürümler, 4(4):213-215, 2004
Erdal TAŞKIN, Erdal YILMAZ, Mehmet KILIÇ, Saadet AKARSU, Ceren KARA, A. Denizmen AYGÜN
ÖZET
     Yenidoğanlarda Kardiyak Üfürümler 
      Amaç: Yenidoğan term bebeklerin rutin muayeneleri sırasında saptanan üfürümlerin insidansı ve üfürümlü bebeklerde doğumsal kalp hastalıklarının sıklığının ve dağılımının belirlenmesi. 
      Yöntem: İki yıllık prospektif çalışmada 4,256 miyadında yenidoğan bebeğin rutin muayenesi çocuk sağlığı ve hastalıkları uzmanı tarafından yapıldı. Üfürüm duyulan bebekler çalışmaya alındı ve kardiyolojik değerlendirme yapılarak doğumsal kalp hastalıklarının sıklığı ve dağılımı belirlendi. 
      Bulgular: Üfürüm duyulan 105 bebeğin 45'inde doğumsal malformasyon saptandı. En sık tanı ventriküler septal defektti. Bu hastaların % 28.8'i muayene sırasında semptomatik, % 71.2'si asemptomatikti. 
      Sonuç: Üfürüm saptanan bebekler, erken dönemde çocuk kardiyologlarına yönlendirilerek tanı konulmalı veya şüpheler giderilmelidir. 
      Anahtar kelimeler: Doğumsal kalp hastalığı, sıklık, üfürüm, yenidoğan

 

Travmatik Doğum Vakalarının Değerlendirilmesi, 4(4):216-220, 2004
Filiz TÜTÜNCÜLER, Suriye ALTIAY, Can GAFFAROĞLU, Betül ACUNAŞ
ÖZET
     Travmatik Doğum Vakalarının Değerlendirilmesi 
      Amaç: Yenidoğan ünitemize çeşitli tanılar ile yatırılan ve aynı zamanda travmatik doğuma ait bulguları olan vakaların bir yıllık süre içinde prospektif olarak değerlendirilmesi. 
      Yöntem: Yenidoğan ünitesine çeşitli tanılar ile yatırılan ve aynı zamanda travmatik doğuma ait bulguları olan yenidoğanlar çalışmaya alındı. Tüm vakalarda ayrıntılı bir anamnez alındı ve fizik muayene yapıldı. Doğum travmasına bağlı gelişebilecek komplikasyonlar açısından vakalar izlendi ve gerekli laboratuar incelemeleri yapılarak izlem dosyalarına kaydedildi. 
      Bulgular: Bir yıllık süre içinde yenidoğan ünitesine yatan 270 bebeğin 14'ünde (% 5.2) doğum travması saptandı. Travmatik 14 vakanın % 57.1'i (8) term, % 42.9'u (6) preterm yenidoğan, % 57.1'i (8) erkek, % 42.9 (6) kızdı. Vakaların gebelik yaşı ort:36.9±3.8 hafta, doğum ağırlığı ort: 2,711±914 gramdı. Vakaların % 57.1 (8) hastanemizde, % 42.9'u (6) diğer hastanelerde, % 64.3'ü (9) sezaryen, % 35.7'i (5) vajinal yol ile doğmuş ve % 85.7'si (12) doğum öncesi bakım almıştı. Risk faktörleri değerlendirildiğinde % 49'unda (6) erken doğum, % 21.3'ünde (3) prezentasyon anomalisi, % 14.3'ünde (2) uzamış doğum eylemi % 14.3'ünde (2) intrauterin büyüme geriliği (İUBG) bulunurken, % 21.4'ünde (3) herhangi bir risk faktörü yoktu. Bazı vakalarda birden fazla travmatik bulgu olup, yumuşak doku lezyonları % 78.6 (11), kemik doku lezyonları % 42.9 (6) ve sinir dokusu lezyonları % 14.3 (2)'ydi. Vakaların klinik izlemi sırasında % 35.7'sinde (5) herhangi bir komplikasyon gelişmezken, % 35.7'sinde (5) hiperbilirubinemi, % 28.6'sında (4) konvülziyon, % 7.1'inde (1) kafaiçi kanama gelişti. Çalışmada kaybedilen vaka yoktu. 
      Sonuç: Bu çalışmada, doğumların çoğunun hastanede ve tecrübeli kadın doğum uzmanları tarafından yapılmış olmasına rağmen, preterm bebeklerin travmatik doğma riskinin yüksek olduğu saptanmıştır. İUBG ve preterm bebek doğma riskinin doğum öncesi düzenli bakım sayesinde azalmasıyla travmatik doğumlar ve bunlara bağlı gelişebilecek komplikasyonlar önlenebilir. 
      Anahtar kelimeler: Doğum travması, intrauterin büyüme geriliği, preterm yenidoğan, sezaryen doğum

 

Yenidoğanın Gastrointestinal Perforasyonları, 4(4):221-224, 2004
Mustafa OKUMUŞ, Tansu SALMAN, Alaaddin ÇELİK, Abdülkerim TEMİZ, Hüseyin ÖZBEY, Feryal GÜN
ÖZET
       Yenidoğanın Gastrointestinal Perforasyonları 
      Amaç: Yenidoğanın gastrointestinal perforasyonlarıyla ilgili yirmi yıllık deneyimimizi ve zaman içindeki değişiklikleri ortaya koymak. 
      Yöntem: Kliniğimizde tedavi ve takip edilen 93 hastanın kayıtları tarandı ve yıllara göre iki grup oluşturuldu. Her iki grup etiyoloji, başvuru şekli, uygulanan tedavi ve sonuçları ile karşılaştırıldı. 
      Bulgular: Her iki grup gestasyonel yaş, doğum ağırlığı, perforasyon zamanı ve yeri, tedavi şekli ve mortalite açısından karşılaştırıldığında, prematürite dışında istatiksel olarak anlamlı bir fark saptanmadı. Her iki grupta da abdominal distansiyon en sık rastlanan muayene bulgusu, mekanik intestinal obstrüksiyon en sık perforasyon nedeniydi. Perforasyonlar en sık ileumdaydı ve hastaların çoğuna primer onarım yapılmıştı. Genel mortalite 1. grupta % 60.5 olarak saptanırken, 2. grupta % 45.5 olarak bulundu. 
      Sonuç: Yenidoğanın gastrointestinal perforasyonları, yoğun bakım şartlarındaki tüm gelişmelere rağmen yüksek ölüm hızını halen korumaktadır. 
      Anahtar kelimeler: Gastrointestinal perforasyon, yenidoğan, nekrotizan enterokolit

 

Konjenital Müsküler Tortikolis: Erken ve Yoğun Fizyoterapide Aile Uyumu ile Tedavi Başarısı, 4(4):225-228, 2004
Erhan GÜLTEKİN, İlke ÖZAHİ İPEK, Cengiz ÇELİKYURT, Cavit AYDOĞDU, Semra YAPICI
ÖZET
    Konjenital Müsküler Tortikolis: Erken ve Yoğun Fizyoterapide Aile Uyumu ile Tedavi Başarısı 
      Amaç: Konjenital müsküler tortikolis olan hastalara uygulanan egzersiz programı, bu programı uygulamada aile ile işbirliğinin rolü ve sonuçlarını diğer çalışmalar ile karşılaştırarak sunmak. 
      Yöntem: Çalışma, 3 yıllık bir süre içinde pediatri polikliniğine başvuran ve konjenital müsküler tortikolis tanısı alan 41 çocuk üzerinde prospektif olarak gerçekleştirildi. Geç konjenital müsküler tortikolis kabul edilen iki hasta cerrahiye yönlendirildi. Kalan 39 hastanın ailelerine pasif germe egzersizleri öğretildi ve gelişmeleri değerlendirmek üzere 15 günde bir kontrole çağrıldı. 
      Bulgular: Evde tedavi protokolu uygulanan 27'si erkek, 12'si kız toplam 39 bebeğin, ilk değerlendirildiklerinde yaş ortalamaları 40.7±17.7 gün (14-71 gün), tedavi süresi ortalaması 4.1±1.1 aydı. Otuz dokuz hastadan egzersizleri düzenli yapılan 38'inde başarılı sonuç alındı. Ailesi tarafından fizyoterapi uygulanmayan bir hasta ile geç konjenital müsküler tortikolisi olan iki hastaya cerrahi tedavi uygulandı. 
      Sonuç: Erken konjenital müsküler tortikolis tedavisinde pasif germe egzersizleriyle başarılı sonuçlar alınmaktadır. Aileyle iyi bir iletişim kurarak tedaviye uyumu sağlamak, tedaviden başarılı sonuç almada en önemli faktörlerden biridir. Aileler bu konuda bilinçlendirilir ve egzersizlerin sürekli yapılması konusunda cesaretlendirilirse, erken dönemde başlanan tedavi ile konjenital müsküler tortikoliste çok yüksek oranlarda düzelme sağlanabilmektedir. 
      Anahtar kelimeler: Fizik tedavi, konjenital müsküler tortikolis, sternokleidomastoid kas

 

Çocuklarda Böbrek Biyopsisi, 4(4):229-231, 2004
Pınar TURHAN, Aysel KIYAK, Nur CANPOLAT, Nuray A. AYAZ, Belgin T. AKTAŞ, Gönül AYDOĞAN, Orhan KORKMAZ, Güngör TEKOĞUL, Işın KILIÇASLAN, Veli UYSAL, Seyhun SOLAKOĞLU
ÖZET
      Çocuklarda Böbrek Biyopsisi 
      Amaç: Perkütan böbrek biyopsisi, erişkinlerde olduğu gibi çocuklarda da glomerül hastalıkları başta olmak üzere birçok nefropatinin tanısında, prognozun belirlenmesinde ve tedavi seçiminde yol göstericidir. 
      Yöntem: Bu çalışmada, hastanemiz çocuk nefroloji kliniğinde Mayıs 1996-Şubat 2004 tarihleri arasında yapılan 161 perkütan böbrek biyopsisi retrospektif olarak değerlendirildi. 
      Bulgular: Vakalarımızın yaş ortalaması 8.7±4.0 (0.5-17) yıl olup, 81'i erkek, 80'i kızdı. Biyopsi endikasyonları; 74 vakada (% 46) proteinüri, 35 vakada (% 22) hematüri, 20 vakada (% 12) hematüri ve proteinüri, 20 vakada (% 12) vaskülit ve 12 vakada (% 8) kronik böbrek yetmezliği etiyolojisini belirlemekti. Biyopsi öncesi tüm vakalarda, ultrasonografi (USG) ile her iki böbreğin varlığı ve normal yerleşimli olup olmadığı saptandı. Biyopsiler USG eşliğinde biyopsi probu ile 14 G Bard biyopsi iğneleri ile yapıldı. Örnekler ışık, elektron ve immunfloresan mikroskobunda incelendi. Biyopsi materyalleri ortalama 21.6±8.9 (6-67) glomerül içeriyordu ve patolojik inceleme için yeterliydi. Hastalar biyopsi sonrası 48 saat hastanede yatırılarak komplikasyon gelişimi açısından izlendi. Yaşamı tehdit eden komplikasyona rastlanmadı. Makroskopik hematüri % 14.9, perirenal hematom ise % 9.3 oranında gözlendi. Patolojik inceleme sonucunda vakaların 29'unda fokal segmental glomerüloskleroz, 25'inde mezangioproliferatif glomerülonefrit, 20'sinde Henoch-Schönlein nefriti, 14'ünde membranoproliferatif glomerülonefrit, 11'inde kresentik glomerülonefrit, 9'unda IgA nefriti, 8'inde minimal değişiklik hastalığı, 7'sinde kronik glomerülonefrit, 5'inde Alport sendromu, 5'inde lupus nefriti, 3'ünde amiloidoz, 8'inde diğer nedenler ve 17'sinde normale yakın görünüm saptandı. 
      Sonuç: USG eşliğinde yapılan perkütan böbrek biyopsisinin çocuklarda da güvenilir ve tanı koydurucu olduğu sonucuna varıldı. 
      Anahtar kelimeler: Çocukluk çağı, perkütan böbrek biyopsisi, ultrason

 

Alt Solunum Yolu İnfeksiyonu Olan Çocuklarda Yatış Süresi ile İlişkili Faktörler, 4(4):232-235, 2004
Elif ÇOMAK, Ahmet R. ÖRMECİ, Sema KIRBIYIK, Ayşen TÜREDİ
ÖZET
      Alt Solunum Yolu İnfeksiyonu Olan Çocuklarda Yatış Süresi ile İlişkili Faktörler 
      Amaç: Alt solunum yolu infeksiyonu (ASYİ) tanısı ile yatarak tedavi alan iki ay-beş yaş arasındaki vakalarda, hastanede yatış süresi ile ilgili faktörleri belirlemek. 
      Yöntem: Ocak 1996-Mart 2002 tarihleri arasında kliniğimizde ASYİ tanısı ile yatırılarak tedavi edilen 155 vakanun dosyaları retrospektif olarak incelendi. ASYİ ile değişkenler arası ilişki, öncelikle ki-kare test ve düzeltilmemiş odds ratio (% 95 güven aralığı) ile değerlendirildi. Anlamlı ilişki bulunanlar, "multiple logistic regression" ile değerlendirilerek, bağımsız risk faktörleri saptandı. 
      Bulgular: Vakaların % 60.6'sı erkek, % 39.4'ü kız; yaş ortalaması 16.2±14.3 ay; % 7.7'sinin aşıları eksik; % 41.9'u altı aydan az anne sütü almış, % 28.4'ü malnütrisyonlu, % 7'sinde eşlik eden konjenital kalp hastalığı vardı. Başvuru sırasında, fizik muayenede en sık rastlanan bulgular ateş (% 74.2), solunum sıkıntısı (% 20.0) ve kalp yetmezliği (% 16.1)'ydi. Önemli hematolojik bulgular anemi (% 50.3), lökositoz (% 61.9) ve trombositozdu (% 34.2). Hastanede yatış süresi vakaların % 34.6'sında beş günden az, % 42.6'sında 5-10 gün arasında, % 15.5'inde 10-20 gün arasında ve % 10.3'ünde 20 günden uzun bulundu. Vakaların % 94.8'i iyileşerek taburcu edildi, % 5.2'si ise kaybedildi. Hastanede yatış süresinin uzun olmasına etki eden en önemli neden, başvuruda solunum sıkıntısı bulunmasıydı. 
      Sonuç: Ailelerin birinci basamak sağlık hizmeti veren kurumlar aracılığı ile anne sütü ile beslenme ve aşıların öneminin yanı sıra, ASYİ'lerinin erken dönem bulguları hakkında da eğitilmeleri, ASYİ'lerinden korunma, erken tanı ve tedaviyi sağlayarak, morbidite ve mortalite azaltılabilecektir. 
      Anahtar kelimeler: Alt solunum yolu infeksiyonu, çocukluk çağı, yatış süresi 
 

 

Çocukluk Çağı Zehirlenmeleri, 4(4):236-240, 2004
Perran BORAN, Gülnur TOKUÇ, Sedat ÖKTEM
ÖZET
       Çocukluk Çağı Zehirlenmeleri 
      Amaç: Çocukluk çağı zehirlenme vakalarının değerlendirilmesi. 
      Yöntem: Ocak 2003 ve Aralık 2003 tarihleri arasında hastanemizin çocuk acil ünitesine başvuran zehirlenme vakaları retrospektif olarak incelendi. 
      Bulgular: Çalışmaya yaşları 6 ay ile 14 yaş (ortalama 45.1±31.7 ay) arasında değişen 172 erkek, 132 kız toplam 304 vaka dahil edildi. Zehirlenmenin en sık 2-5 yaş arası grupta olduğu (% 53.6), 5 yaş altında bu oranın % 84.5'e vardığı saptandı. Erkek/Kız oranı 1.3/1 olarak bulundu. Etken olarak en sık % 58.2 oranında (177 vaka) ilaçlar, sonra sırasıyla % 37.8 oranında (115 vaka) evde kullanılan temizlik ürünleri, % 4 (12 vaka) oranında ise pestisitler gelmekteydi. Tüm ilaçla zehirlenme vakalarını sıklık sırasına göre, % 41.2'sinde merkezi sinir sistemi ilaçları (antidepresan, antipsikotik, antiparkinson), % 20.3 oranında analjezikler, % 9 oranında antihistaminikler, % 8.5 oranında oral kontraseptifler ve diğerleri oluşturmaktaydı. 
      Sonuç: Çocuklarda önlenebilir morbidite ve mortalitenin en sık nedenlerinden olan zehirlenmeler konusunda aileler, doktorlar ve ilaç üreticileri daha duyarlı olmalı, eğitim ve gerekli güvenlik tedbirleri alınarak çocukların karşı karşıya kaldığı zehirlenme riski en aza indirilmelidir. 
      Anahtar kelimeler: Çocukluk çağı, kaza sonucu, zehirlenmeler

 

Demir Eksikliği Anemisi ve Zeka Üzerine Etkileri, 4(4):241-247, 2004
Leyla AĞAOĞLU, Oktay TORUN, Yasemin SEFİL, Dilek DEMİR, Emin ÜNÜVAR
ÖZET
       Demir Eksikliği Anemisi ve Zeka Üzerine Etkileri 
      Amaç: Demir eksikliği anemisinin (DEA) çocuklarda üst bilinçsel, kognitif fonksiyonlar ile IQ oranı üzerine olan etkilerinin araştırılması amaçlandı. 
      Yöntem ve Gereçler: İstanbul Üniversitesi İstanbul Tıp Fakültesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Genel Polikliniği'ne başvuran demir eksikliği anemisi tespit edilmiş 30 vaka çalışmaya alındı. Vakaların yaşları 6-12 yaş arasındaydı. Doğum hikayesinde özellik saptanmayan, nöromotor gelişimleri normal, kronik hastalık hikayesi olmayan, daha önce demir tedavisi almamış vakalardı. Demir eksikliği anemisi olmayan 30 vaka da kontrol grubunu oluşturdu. DEA grubumuza WISC-R zeka testi yaptıktan sonra, 5 mg/kg/gün dozunda ferrik (III) hidroksipolimaltoz içeren demir preparatı ve 45 mg/gün C vitamini içeren multivitamin verildi. DEA düzelen vakalara ilk testten 6 ay sonra IQ testinin tekrarı yapıldı. Anemi açısından kan değerleri normal olan kontrol grubu vakalarımıza WISC-R zeka testi yapıldı. DEA grubunun tedavi öncesi ve sonrası IQ sonuçları ve DEA grubunun kontrol grubuna kıyasla IQ sonuçları değerlendirildi. 
      Bulgular: DEA grubunun yaş ortalaması 9.1±1.9 yıl, kontrol grubunun yaş ortalaması 8.9±1.5 yıldı. DEA grubunun % 63'ü erkek, % 37'si kız; kontrol grubunun % 60'ı erkek, % 40'ı kız çocuğuydu. İki grup arasında yaş ve cinsiyet açısından anlamlı fark bulunmadı (p>0.05). DEA grubunun tedavi öncesi ortalama Hb: 10.2±1.4 g/dL, Hct: % 31.6±3.4, MCV: 68.5±7.2fL, Demir: 38.6±9.9 mg/dL, TDBK: 414.9±53.5, Ferritin: 6.7±3.0 ng/mL'ydi. 4-6 aylık tedavi sonrasında Hb: 12.3±0.8 g/dL, Hct: % 37.6±2.4, MCV: 78.3±6.6fL, Demir: 64.8±19.8 mg/dL, TDBK: 335.8±64.1, Ferritin: 29.3±20.4 ng/ml bulundu. Kontrol grubunun ortalama Hb: 12.7±0.5 g/dL, Hct: % 37.7±1.9, MCV: 78.4±2.7fL, bulundu. DEA vakalarımızın total IQ sonucu kontrol grubundan 12.9 puan daha düşüktü ve iki grup arasında istatistiksel anlamlı fark vardı (p<0.01). DEA grubunda demir tedavisi öncesi ve sonrası IQ'da 4.8 puan artış saptamamıza ve bunun istatistiksel açıdan anlamlı olmasına rağmen (p<0.001), kontrol grubu ile kıyaslandığında tedavi edilen grubun IQ puanı, kontrol grubundan 8.1 puan daha düşüktü. Tedavi sonrası kontrol grubu ile kıyaslanınca bu 8.10 puanlık fark istatistiksel açıdan anlamlı değildi (p>0.05). Demir eksikliğinin dikkat, hafıza, öğrenmeyi özellikle etkilediği görüldü. DEA grubu ve kontrol grubu arasında anne eğitimi açısından istatistiksel anlamlı fark elde edildi (p<0.05). Anne eğitim düzeyi DEA grubunda düşük, kontrol grubunda yüksek bulundu. Baba eğitimi, anne-babanın çalışma koşulları, ailenin gelir düzeyi, çocukların okul başarısı açısından iki grup arasında anlamlı fark elde edilemedi (p>0.05). 
      Sonuç: DEA çocuklarda üst bilinçsel fonksiyonları etkileyerek IQ oranının düşmesine neden olur. Demir tedavisi ile bu oran yükselmekle birlikte kalıcı olarak kontrol grubuna göre daha düşüktür. Bu fark istatistiksel anlam taşımasa da DEA öncelikle önlenmesi gereken bir toplum sağlığı sorunudur. 
      Anahtar kelimeler: Anemi, çocuk, demir, zeka

 

Yüz Yüze Eğitim Anne Davranışını Değiştirebilir mi?, 4(4):248-253, 2004
Selda HIZEL, Cihat ŞANLI, Reyhan BULDUK
ÖZET
        Yüz Yüze Eğitim Anne Davranışını Değiştirebilir mi? 
      Amaç: Annelerin anne sütü, bebek beslenmesi, aşılanması, vitamin desteği ve bebek bakımı konularındaki bilgi, tutum ve davranışlarını ölçmek, bebek bakımı ve beslenmesi konularında yanlış uygulamaları ortaya çıkarmak, annelere yüz yüze eğitim verilerek, verilen eğitimin etkisini değerlendirmek. 
      Yöntem: Kırıkkale Üniversitesi Tıp Fakültesi Çocuk Polikliniği'ne çeşitli nedenlerle başvuran 1 yaş altı bebek sahibi 114 anneye bilgi ve davranışlarını ölçen anket uygulanıp, aynı konularda yüz yüze eğitim verilmiştir. Anket formundaki sorular davranış ve bilgiyi ölçenler olarak gruplandırılarak, annelerin bilgi ve davranışları iyi, orta ve kötü şeklinde skorlandırılmıştır. Eğitim öncesi ve sonrası anne bilgi ve davranışları karşılaştırılmıştır. 
      Bulgular: Eğitim verilen 114 anneden 30'u (% 26) ikinci görüşmeye gelmiştir. İlk görüşmede annelerin % 91.2'si anne sütünün faydalarını bildiğini, % 88.5'i bebeğini ilk olarak anne sütü ile beslediğini ifade etmiştir. Annelerin % 10.5'i anne sütü alan bebeğe vitamin verilmesi konusunda bilgi sahibi değilken, bilgisi olanların % 55.1'i de vitamine ne zaman başlanıp ne süre verileceğini bilmiyordu. Annelerin % 27.2'si bebeğin altını temizlerken irritan temizlik malzemeleri kullanmaktaydı ve % 22.8'si ise bebekte pişik olduğunda ne yapılması gerektiğini bilmiyordu. Eğitim öncesi ve sonrası bebeğin beslenme ve bakımına ilişkin davranış ve bilgi düzeyleri karşılaştırıldığında, anne eğitimi sonrası anlamlı olarak doğru uygulamaların arttığı gözlenmiştir (p<0.005). 
      Sonuç: Anneler bebeklerin sağlıklı büyümesinde en önemli etken faktördür. Bebek beslenmesi ve bakımı konusunda doğum öncesi ve sonrası annelere yüz yüze verilen eğitimin gerekliliği, araştırmamız sonuçları ile bir kez daha vurgulanmıştır. 
      Anahtar kelimeler: Anne eğitimi, bebek bakımı, bebek beslenmesi

 

Miyoklonus-Opsoklonus-Ataksi ile Başvuran Nöroblastom Vakası, 4(4):254-256, 2004
Arzu AKÇAY, Gönül AYDOĞAN, Ferhan AKICI, Zafer ŞALCIOĞLU
ÖZET
       Miyoklonus-Opsoklonus-Ataksi ile Başvuran Nöroblastom Vakası 
      Myoklonus-opsoklonus-ataksi (MOA), nöroblastomlu çocukların % 2-3'ünde görülen bir paraneoplastik sendromdur. Merkezi sinir sistemi tutulumu olmaksızın nörolojik bulguların olması ve steroid tedavisine iyi yanıt vermesi nedeniyle immun kaynaklı olduğu düşünülmektedir. Genellikle iyi histoloji ve erken evre hastalık gibi iyi prognostik kriterlerle birliktelik göstermesi nedeniyle sağkalım beklentisi yüksektir. Ancak, hastalar immun kaynaklı olduğu düşünülen geç nörolojik komplikasyonlar açısından risk altındadır. MOA sendromu ile başvuran ve nöroblastom tanısı konulan 22 aylık kız hasta sunuldu ve literatür eşliğinde tartışıldı. 
      Anahtar kelimeler: Myoklonus-opsoklonus-ataksi, nöroblastom, paraneoplastik sendrom

 

Primer Hipomagnezemi: Vaka Sunumu, 4(4):257-260, 2004
Sedat ÖKTEM, Gülnur TOKUÇ, Serdar YILMAZ, Özlem KETENCİ
ÖZET
       Primer Hipomagnezemi: Vaka Sunumu 
      Çocukluk çağı konvülziyonlarının nadir görülen bir sebebi hipomagnezemidir. Primer hipomagnezemi ise çok nadir olup, bağırsakta emilim bozukluğu ve renal kayıpla giden ailevi formları tanımlanmıştır. Bu yazıda hipomagnezemiye bağlı hipokalsemisi mevcut olan, bu nedenle tek başına kalsiyum ve antiepileptik tedaviye yanıt vermeyen, parenteral kalsiyum ve magnezyum ile serum seviyeleri yükseltilip oral magnezyum sitrat tedavisi başlandıktan sonra, izlem süresince konvülziyon görülmeyen bir vaka sunulmuştur. Bu vaka ile hipokalsemik vakalarda altta yatabilecek hipomagnezeminin mutlaka araştırılması gerektiğini ve primer hipomagnezeminin hatırlanması gerektiğini vurgulamak istedik. 
      Anahtar kelimeler: Hipokalsemi, hipomagnezemi, konvülziyon

 

Hava Yolu Obstrüksiyonu ve İleri Derecede Büyüme Geriliği ile Ortaya Çıkan Konjenital Laringeal Kist: Vaka Sunumu, 4(4):261-263, 2004
Göknur CANDEMİR, M. Emin ORHAN, Mustafa GÜLGÜN, Fuat TOSUN, S. Ümit SARICI, Rıdvan AKIN, Erdal GÖKÇAY
ÖZET
        Hava Yolu Obstrüksiyonu ve İleri Derecede Büyüme Geriliği ile Ortaya Çıkan Konjenital Laringeal Kist: Vaka Sunumu 
      Konjenital laringeal kistler, yenidoğan ve sütçocukluğu döneminde üst solunum yolu obstrüksiyonu veya büyüme geriliği ile kendini gösteren az rastlanılan doğumsal bir hastalıktır. Bu kistlere direkt laringoskopi, bilgisayarlı tomografi ve ultrasonografi ile tanı konabilir. Bu yazıda birinci haftadan itibaren solunum sıkıntısı bulguları gösteren ve ileri derecede büyüme geriliği olan konjenital larinks kistli bir vaka sunulmaktadır. 
      Anahtar kelimeler: Büyüme geriliği, hava yolu obstrüksiyonu, konjenital laringeal kist

 

Kostmann Sendromu: Vaka Sunumu, 4(4):264-266, 2004
Yalçın ÇELİK, Bahar SALİHOĞLU, Sami HATİPOĞLU, Aysun KARADAĞ, Vefik ARICA
ÖZET
       Kostmann Sendromu: Vaka Sunumu 
      Kostmann Sendromu, ağır konjenital nötropeni, kemik iliğinde miyelosit olgunlaşmasının promyelosit aşamasında duraklaması ile karakterize, mutlak nötrofil sayısının 200 /mm3'den az olması ile sonuçlanan bir hastalıktır. Hastalarda ciddi bakteriyel infeksiyonlar görülür. 1987'de rekombinan insan granulosit koloni stimulating faktörün (r-HuG-CSF) kullanılır olmasıyla nötropeninin prognozu ve hastaların yaşam kalitesi belirgin olarak değişmiştir. Bu yazıda sütçocukluğu döneminde başlayan tekrarlayan bakteriyel infeksiyonlar öyküsü olan 16 aylık erkek hasta Kostmann sendromunun klinik özelliklerini tartışmak amacıyla sunuldu. 
      Anahtar kelimeler: Konjenital nötropeni, Kostmann sendromu, rekürren bakteriyel infeksiyonlar

2019

2018

2017

2016

2015

2014

2013

2012

2011

2010

2009

2008

2007

2006

2005

2004

2003

2002

Logos Tıp Yayıncılığı
Yildiz Posta Cad. Sinan Apt. No:36
D.63-64 Gayrettepe 34349 Istanbul
 
Fax :
(212) 288 0541
(212) 288 5022
(212) 211 6185
  E-mail
logos@logos.com.tr
  Google Maps için tıklayın