Ana Sayfa ›› Dergiler ›› Türk Mikrobiyoloji Cemiyeti Dergisi Eylül 2013 ›› Türk Mikrobiyoloji Cemiyeti Dergisi Aralık 2012


Türk Mikrobiyoloji Cemiyeti Dergisi Aralık 2012

http://www.tmc-online.org/

    

Türk Mikrobiyol Cem Derg 42(4):123-126, 2012
doi:10.5222/TMCD.2012.123 
Derleme
Acinetobacter Enfeksiyonlarında Dirençle İlgili Değişen Tanımlamalar ve Dirençte Güncel Durum

Havva Tünay, Tuna Demİrdal, Neşe Demİrtürk
Afyon Kocatepe Üniversitesi Tıp Fakültesi Enfeksiyon Hastalıkları ve Klinik Mikrobiyoloji Anabilim Dalı

 
ÖZET
 

Acinetobacter türleri, son yıllarda, özellikle yoğun bakım ünitelerinde ciddi enfeksiyonlara yol açan önemli patojenlerdendir. Dirençli Acinetobacter enfeksiyonları ile ilgili çok sayıda çalışma vardır. Antimikrobik direnci tanımlamak için tıbbi literatürlerde “multi drug resistance (MDR)”, “pan drug resistance (PDR)”, “extreme drug resistance (XDR)” ve “extensive drug resistance (XDR)” gibi çeşitli terimler kullanılmaktadır. Ancak, bu terimlerle ilgili standart bir tanım yoktur. Karbapenemler, kolistin ve tigesiklin; dirençli Acinetobacter enfeksiyonlarında kullanılan tedavi seçeneklerindendir. Ancak son yıllarda, bu antimikrobik ajanlara karşı da direnç oranlarında belirgin artış saptanmaktadır. Bu makalede literatürlerde kullanılan direnç tanımları ve güncel direnç durumu ele alınmıştır.

Anahtar kelimeler: Acinetobacter, direnç, enfeksiyon

 

 

Türk Mikrobiyol Cem Derg 42(4):127-131, 2012
doi:10.5222/TMCD.2012.127
Araştırma 
Salmonella Cinsi Bakterilerin Tespitinde Rappaport-Vassiliadis Zenginleştirici Besiyerinin Üç Farklı Formülünün Karşılaştırılması

Emir Tan
Yeni Yüzyıl Üniversitesi Eczacılık Fakültesi Farmasötik Mikrobiyoloji Anabilim Dalı

 
ÖZET
 

Amaç: Rappaport Vassiliadis zenginleştirici besiyerinin üç farklı çeşidinde (orijinal formüllü olanı [RV], temel katkı maddelerinden malaşit yeşili-oksalat miktarı azaltılmış, pH’sı yediye yükseltilmiş Chaiwat-Jatisatienr modifikasyonu [RVJ] ve ticari hazır olanı [RVO]) Salmonella cinsi bakterilerin izolasyon oranlarını belirlemek ve Berlin/Almanya’da çeşitli süpermarket ve kasaplardan alınan besin maddelerinde Salmonella cinsi bakterileri araştırmak bu çalışmanın amacıdır.

Gereç ve Yöntem: Karşılaştırmalı bu çalışma, Salmonella bakterileri ile sıkça kontamine olduğu bilinen 300 besin maddesinde (domuz ve kümes hayvanları organları gibi) yapılmıştır. İncelenecek örnekler steril şartlarda küçük parçalara ayrılmış, 25 g örnek 225 ml % 1’lik peptonlu suda 37°C’de bir gece boyunca zenginleştirilmiştir. Daha sonra buradan 0.1 ml alınarak 10 ml’lik her üç farklı Rappaport-Vassiliadis besiyerine ekilmiştir. Besiyeleri 43°C’de 48 saat inkübe edildikten sonra, sırasıyla brilliant yeşili-fenol kırmızısı-laktoz-sakkaroz-agar (BPLSA), malaşit yeşili-fenol kırmızısı-laktoz-sakkaroz agar (MPLSA) ve mannit-lizin-kristal viyole-brilliant yeşili agar (MLKBA) seçici besiyerlerine pasaj yapılmıştır. Katı besiyerleri 37°C’de bir gece inkübe edilmiş ve Salmonella olması olasılıkla kolonilerden Salmonella antiserumları ile aglütinasyon testi yapılarak tanımlama sağlanmıştır.

Bulgular: Örneklerin % 34’ünde, 18 farklı Salmonella serotipi izole edilmiştir. Rappaport-Vassiliadis’in üç farklı formülüne göre hazırlanan besiyerlerinde %29 (RV), %30 (RVJ) ve %28 (RVO) oranında izolasyon saptanmıştır. Her üç RV besiyeri izolasyon oranları arasında anlamlı bir fark bulunmamıştır. Selektif katı besiyerlerindeki izolasyon oranları karşılaştırıldığında, RVO ve RVJ ile MLKBA kombinasyonu ve RVO ile BPLSA kombinasyonu en yüksek pozitif bulguları sağlamışlardır.

Sonuç: Rappaport-Vassiliadis’in üç farklı formülü arasında fark olmadığı ve MLKBA seçici agarın uluslararası standartlarda önerilen BPLSA besiyeriyle kıyaslanabilecek özellikte olduğunu sonucuna varılmıştır.

Anahtar kelimeler: Salmonella cinsi, Rappaport-Vassiliadis zenginleştirici besiyeri

 

 

Türk Mikrobiyol Cem Derg 42(4):132-136, 2012
doi:10.5222/TMCD.2012.132 
Araştırma 
Pneumocystis jirovecii Pnömonisi Şüphesi ile 2003-2011 Yılları Arasında Ondokuz Mayıs Üniversitesi Tıp Fakültesi Parazitoloji Laboratuvarına Gönderilen Solunum Yolu Örneklerinde Direkt Floresans Antikor Test Sonuçlarının Değerlendirilmesi †

Keramettin Yanık*, Adil Karadağ*, Egemen Usta*, Nevzat Ünal*, Hava Yılmaz**, Murat Hökelek***
Ondokuz Mayıs Üniversitesi Tıp Fakültesi Tıbbi Mikrobiyoloji* ve Enfeksiyon Hastalıkları ve Klinik Mikrobiyoloji** Anabilim Dalları, İstanbul Üniversitesi Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Tıbbi Mikrobiyoloji Anabilim Dalı***

 
ÖZET
 

Amaç: Pneumocystis jirovecii pnömonisi (PCP), altta yatan hastalığı olan ve immünsupresif tedavi veya steroid kullanan bağışıklık sistemi bozulmuş bireylerde, yaşamı tehdit eden önemli hastalıklardan biridir. Etken; daha önceleri bir protozoon olarak bilinen, günümüzde mantar olduğu kabul edilen ve insanlarda PCP’ye yol açan, P. jirovecii’dir. Çalışmamızın amacı, PCP şüphesiyle izlenen çocuk ve yetişkinlerde direkt floresans antikor (DFA) yöntemiyle P. jirovecii tespitinin değerlendirilmesidir.

Gereç ve Yöntem: PCP şüphesiyle 2003-2011 yılları arasında parazitoloji laboratuvarına gönderilen 255 solunum yolu örneği çalışmaya alındı. Örnekler; insan P. jirovecii kist, sporozoit ve trofozoitlerinin hücre duvarı ve matriks antijenlerine özgül monoklonal antikorların kullanıldığı MeriFluor Pneumocystis (MeridianBioscience, USA) ticari kiti kullanılarak, DFA tekniği ile üretici firmanın önerileri doğrultusunda çalışıldı.

Bulgular: Örneklerin en sık dahiliye, enfeksiyon ve göğüs hastalıkları kliniklerinden gönderildiği saptandı. Çalışmaya alınan 255 örneğin ait olduğu hastaların 152 (%60)’si erkek, 103 (%40)’ü kadın olup, yaş ortalamaları 46.7’idi. İkiyüz ellibeş örneğin 138 (%54)’i pozitif, 117 (%46)’si negatif olarak değerlendirildi. Pozitif hastaların 79 (%57)’u erkek, 59 (%43)’u kadın olup, 14 (%10)’ü 18 yaşın altındaydı. Hematolojik malignite, P. jirovecii pozitif hastalarda, altta yatan en sık hastalık (n: 75 hasta; %54,3) olarak tespit edildi.

Sonuç: Kazanılmış immün yetmezlik sendromu (Acquired immune deficiency syndrome: AIDS) ve hematolojik malignitesi olanlar PCP’den en çok etkilenen hasta gruplarıdır. PCP tanısında en çok kullanılan immünolojik yöntem floresans antikor testleridir. Risk grubunda bulunan pnömonili hastalarda, P. jirovecii’nin oldukça sık görüldüğü gözardı edilmemeli, mortalite ve morbiditeyi azaltmak için, tanıda duyarlılığı yüksek DFA’nın tercih edilebileceği düşünülmelidir.

Anahtar kelimeler: Pneumocystis jirovecii pnömonisi, floresans antikor testi, immunsupresyon

 

 

Türk Mikrobiyol Cem Derg 42(4):137-141, 2012
doi:10.5222/TMCD.2012.137 
Araştırma
Kan Donörlerinde HBsAg, Anti-HCV, Anti-HIV, Sifiliz Seroprevalansı ve Macro-ELISA Sonuçlarının Optik Dansite Değerleri ile Doğrulama Testlerinin Karşılaştırılması

Demet Çelebİ*, Özgür Çelebİ**, Ülkü Altoparlak***, Ahmet Nezih Kök****
Atatürk Üniversitesi Veteriner Fakültesi Mikrobiyoloji Anabilim Dalı*, Erzurum İl Sağlık Müdürlüğü**, Atatürk Üniversitesi Tıp Fakültesi Tıbbi Mikrobiyoloji*** ve Adli Tıp**** Anabilim Dalları

 
ÖZET
 

Amaç: Bu çalışmada; 2000-2011 yıllarında arasında, 204.000 kan donörünün HIV, HBV, HCV ve sifiliz yönünden sonuçlarının retrospektif olarak değerlendirilmesi ve ELISA ile tespit edilen HIV optik densite (OD) değerlerinin doğrulama testi ile karşılaştırılması amaçlanmıştır.

Gereç ve Yöntem: HBsAg, anti-HCV ve anti-HIV½ testleri, farkı hız ve kapasitede emzyme immuno assay (EIA) yöntemi ile çalışan cihazlarla (2000-2002 arası IMX; 2002-2006 arası AxSYM; 2007-2011 arası ARCHITECT; Abbot Laboratories; ABD) çalışıldı. Sifiliz tanısı; 2000-2003 yıllarında Venereal Disease Research Laboratory (VDRL) testiyle, 2003-2007 yıllarında yine Abbott firmasının stripleriyle (Determine TP; Abbott Laboratories, Chicago, IL) ve 2008-2011’de ise aynı firmanın ARCHITECT cihazında yapıldı. Anti-HIV½ pozitif örnekler Western Blot yöntemiyle tekrarlanarak doğrulandı.

Bulgular: Toplam 204.000 kan vericisinde, HBV, HCV, HIV½ ve sifiliz seroprevalansı sırasıyla; %3,14, %0,92, %1,06 ve %2,33 olarak tespit edildi. Doğrulama testi sonuçlarına göre HIV½ pozitifliği % 0,002’ye indi ve EIA ile sadece OD>10 olan örnekler Western Blot yöntemiyle doğrulandı.

Sonuç: Sonuç olarak, kan ve kan ürünleri naklinde olumsuz bir sonuca yol açmamak için tanı testlerinde özellikle HIV testinde pozitif sınırlar çok iyi belirlenmeli ve bu konuda daha fazla araştırmalar yapılmalıdır.

Anahtar kelimeler: Kan donörleri, EIA, doğrulama

 

 

Türk Mikrobiyol Cem Derg 42(4):148-154, 2012
doi:10.5222/TMCD.2012.148
Araştırma
Kitosan Kaplamanın Gökkuşağı Alabalığı (Oncorhynchus mykiss, W. 1792) Filetolarının Raf Ömrü Üzerine Etkisi 

Özlem Pelin CAN*, Bahri PATIR**
Cumhuriyet Üniversitesi Mühendislik Fakültesi Gıda Mühendisliği Bölümü*, Fırat Üniversitesi Veteriner Fakültesi Gıda Hijyeni ve Teknolojisi Bölümü**

 
ÖZET
 

Amaç: Bu çalışma, kitosan ile kaplanan alabalık filetolarının soğuk muhafazası sırasında meydana gelen değişimleri incelemek amacıyla yapılmıştır.

Gereç ve Yöntem: Çalışmada üç deney grubu (kontrol grubu, bir dakika kitosan solüsyonuna daldırılan grup [I], 30 saniye kitosan solüsyonuna daldırılıp çıkartılan ve iki dakika beklendikten sonra tekrar 30 saniye ikinci daldırmaya tabi tutulan grup [II]) oluşturulmuştur. Deney örnekleri, muhafazanın 0., 3., 6., 9. ve 12. günlerinde mikrobiyolojik (toplam mezofilik ve psikrofilik aerob bakteri sayısı), kimyasal (pH, toplam uçucu bazik azot [TVB-N] ve tiyobarbitürik asit [TBA] sayısı) ve duyusal (renk, koku, tat, doku ve genel beğeni düzeyi) açıdan incelenmiştir.

Bulgular: Muhafazanın altıncı gününde kitosan solüsyonu uygulanmış gruplar ile kontrol grubu arasındaki mikrobiyolojik fark anlamlı bulunmuştur (p<0.05). Kontrol grubu örneklerinde muhafaza süresi sonunda TBA ve TVB-N değerleri diğer gruplara ait örneklerden daha yüksek tespit edilmiştir (p<0.05).

Sonuç: Bu çalışmaya göre, kitosan solüsyonu ile kaplamanın gökkuşağı alabalığı filetolarının muhafaza süresini uzattığı sonucuna varılmıştır.

Anahtar kelimeler: Alabalık, kitosan kaplama, raf ömrü

 

 

Türk Mikrobiyol Cem Derg 42(4):155-160, 2012
doi:10.5222/TMCD.2012.155
Olgu Sunumu
Bir Olgu Nedeniyle Microsporum audouinii

Didem ÖZPERÇİN*, Serdar SUSEVER*, Asuman ÖZKAN*, Melike UMAROVA**, 
Algün Polat EKİNCİ**, Meltem UZUN*, Zayre ETRURAN*, Yıldız YEĞENOĞLU*
İstanbul Üniversitesi İstanbul Tıp Fakültesi Tıbbi Mikrobiyoloji* ve Dermatoloji** Anabilim Dalları

 
ÖZET
 

Tinea capitis (scalp ringworm) çocukluk çağının yangısal bir hastalığı olup, puberte sonrası ender görülür. Bu olguda, temporal bölgede saç dökülmesi ile gelen ve Microsporum audouinii izole edilen tinea capitis ön tanılı dokuz yaşında bir hasta sunulmuştur. Lezyonlu bölgelerden alınan saç ve saçlı deri kazıntı örnekleri direkt mikroskobik inceleme ve kültür yöntemleri ile incelenmiştir. Potasyum hidroksit ve Kalkoflor beyazı ile muamele edilen örneklerde mantar elemanlarının ektotriks yerleşim gösterdiği belirlenmiştir. Ekim yapılan kloramfenikol ve siklohekzimidli Sabouraud dekstroz agarda sekizinci günden itibaren beyazımsı, somon renkli, ışınsal dağılım gösteren küf kolonileri üremiş; mikroskobik inceleme sonucunda septalı hifler, bazen interkalar genellikle ucu sivri terminal klamidokonidyumlar, seyrek mikrokonidyumlar, nodüler, raket ve seyrek taraksı hifler görülmüştür. M. audouinii olabileceği düşünülen küfün, patates dekstroz agarda şeftali rengi pigment oluşturması, pirinç agarda zayıf üremesi ve saçı delememesi özellikleriyle tür düzeyinde tanısı yapılmıştır. Günümüzde seyrek olarak saptanan bu etken üzerine bilgileri yenilemek amacıyla olgu sunulmuştur.

Anahtar kelimeler: Dermatofitoz, tinea capitis, Microsporum audouinii

2019

2018

2017

2016

2015

2014

2013

2012

2011

Logos Tıp Yayıncılığı
Yildiz Posta Cad. Sinan Apt. No:36
D.63-64 Gayrettepe 34349 Istanbul
 
Fax :
(212) 288 0541
(212) 288 5022
(212) 211 6185
  E-mail
logos@logos.com.tr
  Google Maps için tıklayın