Ana Sayfa ›› Dergiler ›› Türk Mikrobiyoloji Cemiyeti Dergisi Eylül 2013 ›› Türk Mikrobiyoloji Cemiyeti Dergisi Haziran 2012


Türk Mikrobiyoloji Cemiyeti Dergisi Haziran 2012

http://www.tmc-online.org/

    

Türk Mikrobiyol Cem Derg 42(2):43-50, 2012
doi:10.5222/TMCD.2012.043
Derleme
Arcobacter Cinsi: Genel Özellikleri, Epidemiyoloji ve Laboratuvar Tanısı

Tuba KAYMAN
Kayseri Eğitim ve Araştırma Hastanesi Tıbbi Mikrobiyoloji Kliniği

 
ÖZET
 

Arcobacter cinsi, aerotolerant Campylobacter olarak tanımlanan mikroorganizmaları sınıflandırmak için 1991 yılında önerilmiş olup, epsilonproteobacteria sınıfı, rRNA superfamilya VI’da yer alır. Arcobacter türleri Campylo-bacteraceae ailesinin üyeleridir ve bu ailede yer alan Campylobacter türlerine fenotipik olarak benzerlik gösterirler. Aerobik şartlarda ve düşük ısılarda üreyebilme yetenekleri ile Campylobacter türlerinden ayrılırlar. Arcobacter türleri gram negatif, hareketli, oksidaz ve katalaz pozitif, kıvrımlı çomaklardır. Bu cins günümüzde A. butzleri, A. cryaerophilus, A. skirrowii, A. nitrofigilis, A. cibarius, A. halophilus, A. mytili, A. thereius, A. marinus, A. trophiarum, A. defluvii, A. molluscorum, A. ellisi, A. bivalviorum ve A. venerupis olmak üzere toplam 15 tür içermektedir. Bunlardan A. butzleri, A. cryaerophilus ve A. skirrowii insan patojenidir ve insanlarda gastrointestinal enfeksiyonlar ve ekstraintestinal invazif enfeksiyonlar ile ilişkilendirilmektedirler. Arcobacter türleri hayvanlar, klinik örnekler, su ve su ürünlerinden (karides, midye, istiridye) izole edilmektedirler ve A. butzleri sular, gıdalar, hayvan ve insan enfeksiyonlarından sıklıkla izole edilen en önemli türdür. İnsanlara geçiş yolları tam olarak aydınlatılmamış olmakla birlikte kontamine et, süt ve su tüketimi insanlara geçiş için en önemli araçlar olarak görülmektedir. Bu derlemede Arcobacter cinsinin genel özellikleri, epidemiyolojisi, oluşturduğu hastalıklar, izolasyon ve identifikasyon yöntemleri son literatür bilgileriyle sunulmuştur.

Anahtar kelimeler: Arcobacter türleri, gastroenterit, bakteriyemi

 

 

Türk Mikrobiyol Cem Derg 42(2):51-54, 2012
doi:10.5222/TMCD.2012.051
Araştırma
Erzurum’da 0-5 Yaş Arası Çocuklarda Rotavirus ve Adenovirus Sıklığının Araştırılması

Çiğdem Eda BALKAN *, Demet ÇELEBİ **, Özgür ÇELEBİ ***, Ülkü ALTOPARLAK *
Atatürk Üniversitesi Tıp Fakültesi Tıbbi Mikrobiyoloji Anabilim Dalı*, Veteriner Fakültesi Mikrobiyoloji Anabilim Dalı**, İl Sağlık Müdürlüğü***

 
ÖZET
 

Amaç: Çocukluk çağı gastroenteritlerinin en sık nedenlerinden olan rotavirus ve adenovirus gastroenteritleri, gelişmekte olan ve gelişmiş ülkelerde yüksek morbidite ve mortalite ile seyretmektedir. Bu viral enfeksiyonlar dünyanın pek çok yerinde tüm yıl boyunca görülür. Virüslerin fekal-oral yolla bulaştığı bilinse de rotavirus için havadan ve damlacık yoluyla geçiş de bildirilmiştir. Dışkı örneklerinde viral antijen analizi tanı açısından önemlidir. Bu çalışma, akut gastroenterit ön tanılı 0-5 yaş arası çocuk hastalardan alınan dışkı örneklerinde rotavirus ve adenovirus sıklığını belirlemek amacı ile yapıldı.

Gereç ve Yöntem: Gaita örnekleri Eylül 2010 ve Eylül 2011 tarihleri arasında beş yaş altı 340 akut gastroenterit ön tanılı çocuktan alındı. Rota ve adenovirus antijenleri, kalitatif immünkromatografik yöntemle çalışan “CerTest Rota-Adeno Card Test” (CerTest, Biotec, Spain) kitleri ile tespit edildi. Rota ve adenovirus sıklığının mevsimlere, hastaların yaşlarına ve cinsiyetlerine göre dağılımı istatistiksel olarak değerlendirildi.

Bulgular: Dışkı örneklerinin 117’sinde (%34.4) viral antijenler belirlendi. Hastaların 88’inde (%25.9) rotavirus, 28’inde (%8.2) adenovirus, birinde rotavirus ve adenovirus birlikte pozitif (%0.3) tespit edildi. Rotavirus antijen pozitifliği en çok 5-24 ay grubu ile kış mevsiminde tespit edilirken (p<0.05), adenovirüs antijenleri ile yaş grupları ve mevsimler arasında anlamlı bir ilişki saptanamadı (p>0.05). Viral antijen pozitifliği ile cinsiyetler arasında istatistiksel olarak anlamlı bir fark bulunamadı (p>0.05).

Sonuç: Bölgemizde rotavirus enfeksiyonları özellikle çocukluk çağı gastroenteritleri arasında önemli bir sıklığa sahiptir. Özellikle sonbahar ve kış aylarında taze dışkı örneklerinde rotavirus ve adenovirus antijenlerinin araştırılması ile gastroenteritlere karşı gereksiz antiparaziter ve antibakteriyel ilaç kullanımının önüne geçileceği düşünülmektedir.

Anahtar kelimeler: Rotavirus, adenovirus

 

 

Türk Mikrobiyol Cem Derg 42(2):55-60, 2012
doi:10.5222/TMCD.2012.055
Araştırma
Çeşitli Klinik Örneklerden İzole Edilen Acinetobacter baumannii Suşlarının Antibiyotik Direnç Profiller
i

Ayşe Gül Özseven *, Emel Seslİ Çetİn **, Buket Cİcİoğlu Arıdoğan **
Kafkas Üniversitesi Tıp Fakültesi Tıbbi Mikrobiyoloji Anabilim Dalı*, Süleyman Demirel Üniversitesi Tıp Fakültesi Tıbbi Mikrobiyoloji Anabilim Dalı**

 
ÖZET
 

Amaç: Bu çalışmada Haziran 2009-Temmuz 2011 tarihleri arasında Süleyman Demirel Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi’nde yatarak tedavi edilen hastaların çeşitli klinik örneklerinden izole edilen toplam 237 Acinetobacter baumannii suşunun örneklere, gönderildikleri kliniklere göre dağılımı ve çeşitli antibiyotiklere direnç oranlarının belirlenmesi amaçlanmıştır.

Gereç ve Yöntem: Hasta örnekleri %5 koyun kanlı agar ve MacConkey agar besiyerlerine ekilmiştir. A. baumannii suşlarının tanımlanması konvansiyonel mikrobiyolojik yöntemler ve otomatize bakteri tanımlama sistemi (BBL Crystal Idendifi-cation Systems, BD, ABD) kullanılarak yapılmıştır. Bakterilerin antibiyotik duyarlılıkları Kirby-Bauer disk difüzyon tekniği ile Clinical and Laboratory Standards Institute (CLSI) önerilerine göre Mueller-Hinton agarda (Oxoid, İngiltere) test edilip değerlendirilmiştir. Antibiyotik duyarlılıkları CLSI’nin Acinetobacter türleri için önerdiği zon çapları dikkate alınarak belirlenmiştir.

Bulgular: Suşların büyük kısmı yoğun bakım ünitelerinden (%61.6) ve solunum örneklerinden izole edilmiştir (%48.2). En yüksek direnç oranları sefepim (%99.6), sefotaksim (%99.6) ve seftazidim (%98.7) için, en düşük direnç oranları ise imipenem (%60.8) ve meropenem (%71.7) için gözlenmiştir. İzolatların 114 tanesi (%48.1) karbapenemlerin her ikisine de dirençli bulunmuştur. Bu 114 izolatın 86 tanesi (%75.4) ise test edilen tüm antibiyotiklere dirençli bulunmuştur. Karbapenemlerin birine veya her ikisine de duyarlı olan suşlara göre, karbapenemlere dirençli olan suşlarda ampisilin/sulbaktam, gentamisin, amikasin, piperasilin/tazobaktam, siprofloksasin ve trimetoprim/sülfametoksazol için direnç oranları istatistiksel olarak daha yüksek düzeylerde tespit edilmiştir.

Sonuç: Sonuç olarak, A. baumannii suşlarının tedavide kullanılan birçok antibiyotiğe karşı yüksek direnç oranları gösterdiği, özellikle karbapenem direnci gösteren izolatların çok ilaca dirençli olma eğiliminde olduğu tespit edilmiştir. Yakın zamanda tüm ilaçlara dirençli (pan-drug rezistan) A. baumannii enfeksiyonlarının ciddi tedavi sorunlarına yol açmasını önlemek adına, klinik örneklerden izole edilen A. baumannii suşlarının antibiyotik duyarlılık testlerinin yapılarak tedavinin düzenlenmesi ve hastanelerin kendi direnç profillerini dikkate alarak antibiyotik kullanım politikalarını oluşturmaları gerekmektedir.

Anahtar kelimeler: Acinetobacter baumannii, çoklu antibiyotik direnci

 

 

Türk Mikrobiyol Cem Derg 42(2):61-65, 2012
doi:10.5222/TMCD.2012.061
Araştırma
Floresan In Situ Hibridizasyon Yöntemiyle Helicobacter pylori Tanısında 
Gözlemciler Arasında Fark Var mı?

İhsan Hakkı ÇİFTCİ *, Fatma Hüsniye DİLEK **, Birol ŞAFAK ***, Gülşah AŞIK ****, Gürsel ACARTÜRK *****
Sakarya Üniversitesi Tıp Fakültesi Tıbbi Mikrobiyoloji* ve Tıbbi Patoloji** Anabilim Dalları, Balıkesir Devlet Hastanesi Mikrobiyoloji Laboratuvarı***, Afyon Kocatepe Üniversitesi Tıp Fakültesi Tıbbi Mikrobiyoloji**** ve Gastroenteroloji***** Anabilim Dalları

 
ÖZET
 

Amaç: Helicobacter pylori’nin keşfinden bu yana, enfeksiyonunu değerlendirmek için çeşitli tanı yöntemleri gündeme gelmiştir. H. pylori enfeksiyonunun tanısında ve eradikasyon tedavisinin takibinde halen biyopsiye dayalı testler referans yöntem olarak kabul edilmektedir. Bu çalışma, biyopsi örneklerinde floresan in situ hibridizasyon (FISH) yöntemini kullanarak H. pylori tanısında gözlemciler arasındaki tekrarlanabilirliği araştırmak için tasarlandı.

Gereç ve Yöntem: H. pylori tanısı bağımsız iki gözlemci tarafından kör olarak değerlendirildi. Formalin ile fikse edilmiş parafin bloklu 100 adet gastrik biyopsi örneği FISH yöntemi ile değerlendirildi. Biyopsi kesitleri hava ile kurutuldu ve ticari olarak mevcut Seafast® H. pylori Combi kitiyle (Izinta, Hungary), üreticinin talimatları doğrultusunda hibridize edildi. Bu yöntemde H. pylori yeşil floresan ile işaretlenmektedir. Örnekler standart bir floresan filtre seti ile donatılmış Nikon Eclips 80i mikroskobu ile incelendi. Minör değişimlerin değerlendirilmesinde istatistik analizi için sayısal veriler de sağlayan detaylı bir histopatolojik sınıflama kullanıldı. H. pylori yoğunluğu 0 yok; 1 hafif; 2 orta; 3 şiddetli olarak derecelendirildi. Uygun değerlendirme için mukoza kalınlığı yetersiz olan örnekler dışlandı.

Bulgular: Gözlemcilerden biri tarafından 59 ve diğeri tarafından 48 hastada bakteri saptandı. H. pylori değerlendirmesinde iyi bir uyumluluk sağlandı ve ? değeri 0.65 (95% CI 0.31-0.75) olarak bulundu. Bununla birlikte, örneklerin %11‘inde gözlemciler arasında uyum yoktu. Semikantitatif skorlama ile H. pylori düzeyinin test edilmesi orta derecede tekrarlanabilirliğe ulaştı. Ancak, H. pylori yoğunluğu düşük olduğunda gözlemci uyumu da düşüktü ve ? değeri 0.14 olarak belirlendi (95% CI, anlamsız fark).

Sonuç: FISH yöntemi gastrik doku örneklerinde H. pylori tanısı için doğru, ucuz, hızlı bir test olup gelecekte alternatif bir araç gibi görünmektedir. Ancak, örneklerin değerlendirilmesinde deneyimin önemli olduğu ve kişiler arasında fark oluşabileceği unutulmamalıdır.

Anahtar kelimeler: Helicobacter pylori, floresan in situ hibridizasyon, tanı

 

 

Türk Mikrobiyol Cem Derg 42(2):66-72, 2012
doi:10.5222/TMCD.2012.066
Araştırma
Çocuklarda Son Üç Yılda Gaita Örneklerinden İzole Edilen Salmonella ve Shigella Suşlarının Antimikrobik Direncinin Araştırılması (2008-2011)

Recep KEŞLİ *, Hüseyin BİLGİN **, Özgür PİRGON **, Bahadır FEYZİOĞLU ***, Asuman GÜZELANT *
Konya Eğitim ve Araştırma Hastanesi Mikrobiyoloji Laboratuvarı* ve Çocuk Hastalıkları Kliniği**, Necmettin Erbakan Üniversitesi Tıp Fakültesi Tıbbi Mikrobiyoloji Anabilim Dalı***

 
ÖZET
 

Amaç: Salmonelloz ve shigelloz gelişmekte olan ülkelerde ve özellikle çocuklarda önemli sağlık sorunudur. Çoklu ilaç direncinin ortaya çıkması, gelişmekte olan ülkelerde bu bakterilere karşı antimikrobiklerin maliyet-etkinliğinde önemli bir sorundur. Bu çalışmada, ilaç direncindeki artış nedeniyle Konya Eğitim ve Araştırma Hastanesi’nde izole edilen Salmonella ve Shigella izolatlarının dağılımlarının ve antimikrobik direnç paternlerinin belirlenmesi amaçlandı.

Gereç ve Yöntem: Gaita örneklerinden 1 Nisan 2008 ve 31 Mart 2011 yılları arasında izole edilen Salmonella ve Shigella suşları konvansiyonel yöntemler ve otomatik tanımlama sistemi (Phoenix 100, Becton Dickinson and Co., Sparks, MD, USA) kullanılarak tanımlandı. Antimikrobik duyarlılık testleri, “Clinical and Laboratory Standards Institute (CLSI)” tarafından belirlenen kılavuzlara göre Kirby-Bauer disk diffüzyon yöntemiyle gerçekleştirildi.

Bulgular: Bakteriyel gastroenterit şüphesiyle hastanemiz mikrobiyoloji laboratuvarına gönderilen 3883 gaita örneklerinden 326’sında (%8.4) Salmonella türleri izole edildi. İzole edilen Salmonella türlerinin dağılımları ise Salmonella serotip Enteritidis 171 (%52.4), Salmonelle serotip Typhimurium 143 (%43.9), Sal-monella serotip Gallinarum yedi (%2.1), Salmonella serotip Paratyphi A beş (%1.5) olarak belirlendi. Salmonella suşlarının antimikrobik ajanlara direnç paternleri incelendiğinde; ampisilin’e direncin en yüksek olduğu bunu azalan oranlarla kloramfenikol, sefuroksim, seftriakson, tetrasiklin, trimetoprim-sulfametoksazol, siprofloksasin ve meropenemin izlediği belirlendi. Bütün Salmonella suşlarının amikasin ve sefazoline duyarlı olduğu görüldü. Shigella türleri için izolasyon oranı %3.2 (126) olarak saptandı. Shigella suşları arasında en sık rastlanan tür %36.5 oranında S. boydii iken, bunu %27 oranında S. dysenteriae, %23.8 oranında S. sonnei ve %12.7 oranında S. flexneri takip etti. Shi-gella suşlarının test edilen antimikrobiklere direnç oranları sırasıyla; kloramfenikol %85.7, ampisilin %76.2, sefuroksim %71.4, sefazolin %71.4, tetrasiklin %41.3, trimetoprim-sulfametoksazol %11.1, siprofloksasin %11.1, meropenem %11.1, amikasin %9.5 ve seftriakson %9.5 olarak belirlendi.

Sonuç: Yöremizde yaygın kullanılan antimikrobik ilaçlara direnç göreceli olarak düşük olmakla beraber çok ilaca direnç oranının yüksek bulunması ciddi bir sorun olarak algılanmalıdır. Salmonelloz veya shigelloz şüphesi olan vakaların tedavisinde uygun ampirik antimikrobik ilaçların seçimi için direnç patenlerinin izlenmesi gereklidir.

Anahtar kelimeler: Salmonella türleri, Shigella türleri, antibiyotik direnci

 

 

Türk Mikrobiyol Cem Derg 42(2):73-77, 2012
doi:10.5222/TMCD.2012.073
Araştırma
Antibiyotikle İlişkili İshal Olgularında Toksijenik Clostridium difficile Varlığının ve Risk Faktörlerinin Araştırılması

Nadire Seval GÜNDEM *, Mehmet ÖZDEMİR **, Bülent BAYSAL **, Mahmut BAYKAN **
Erzincan Devlet Hastanesi Tıbbi Mikrobiyoloji Laboratuvarı Erzincan*, Necmettin Erbakan Üniversitesi Meram Tıp Fakültesi Tıbbi Mikrobiyoloji Anabilim Dalı**

 
ÖZET
 

Amaç: Clostridium difficile, enfeksiyöz nozokomiyal ishallerde en sık tanımlanan ajandır ve antibiyotik kullanımının C. difficile ile ilişkili ishallerde en önemli risk faktörü olduğuna inanılmaktadır. Bu çalışmada, antibiyotiğe bağlı ishal düşünülen hastalarda C. difficile varlığı araştırılarak risk faktörlerinin belirlenmesi amaçlanmıştır.

Gereç ve Yöntem: Mart 2009-Mayıs 2010 tarihleri arasında, hastanede yatan, son üç hafta içinde antibiyotik kullanan ve antibiyotiğe bağlı ishal gelişen 250 hastanın gaita örneğinde C. difficile ve toksinlerinin varlığı ticari bir enzim immünassay kiti (ImmunoCard Toxins A&B, Meridian Diagnostics, Belçika) ve anaerob kültür yöntemiyle araştırılmıştır. İzole edilen suşlar, konvansiyonel yöntemler ve API 20A paneliyle biyokimyasal özellikleri araştırılarak tanımlanmıştır.

Bulgular: Toplam 250 gaita örneğinin 10’unda (%4) toksin A-B pozitif olup, hepsi anaerob koşullarda üretilmiştir. Toksin saptanmayan örneklerde üreme de olmamıştır. Toksin A-B pozitifliği 2-4 yaş grubunda ve 65 yaş üstündeki hastalarda diğer yaş gruplarına göre daha sıktır ve malignite ve immün yetmezlik gibi hastalıklar saptanmıştır. Bu hastaların en sık kullandığı antibiyotiğin üçüncü kuşak sefalosporinler olduğu, bunu meropenem, amikasin, netilmisin ve tigesiklin gibi antibiyotiklerin izlediği görülmüştür.

Sonuç: Hastanede yatan, antibiyotiğe bağlı ishal gelişen hastalarda C. difficile ve toksinlerinin araştırılması bu enfeksiyonların erken tanı ve tedavisinin sağlanması için önemlidir. Çalışmamız bölgemizde bu konuyla ilgili yapılan ilk çalışmadır ve elde ettiğimiz verilerin C. difficile enfeksiyonlarına yaklaşıma katkı sağlayacağı düşünülmektedir.

Anahtar kelimeler: Clostridium difficile, antibiyotik, toksin A-B

 

 

Türk Mikrobiyol Cem Derg 42(2):78-80, 2012
doi:10.5222/TMCD.2012.078
Olgu Sunumu
İki Yaban Geyiğinde Tüberküloz Olgusu

Burçak ÖZKAN *, Kıvılcım SÖNMEZ **, Damla HAKTANIR **, M. Erman OR ***, Aydın GÜREL **
International Pet Hospital Tiran Arnavutluk*, İstanbul Üniversitesi Veteriner Fakültesi Patoloji ** ve İç Hastalıkları*** Anabilim Dalları**

 
ÖZET
 

Halsizlik, düşkünlük ve iştahsızlık nedeni ile İstanbul Üniversitesi Veteriner Fakültesi İç Hastalıkları Anabilim Dalı Kliniği’ne getirilen iki yaban geyiğinde tüberküloz saptanmış, olgu ülkemiz yaban geyiklerinde saptanan bir tüberküloz olgusu olması açısından önemli bulunarak sunulmuştur.

Anahtar kelimeler: Yaban geyiği, tüberküloz, zoonoz

2019

2018

2017

2016

2015

2014

2013

2012

2011

Logos Tıp Yayıncılığı
Yildiz Posta Cad. Sinan Apt. No:36
D.63-64 Gayrettepe 34349 Istanbul
 
Fax :
(212) 288 0541
(212) 288 5022
(212) 211 6185
  E-mail
logos@logos.com.tr
  Google Maps için tıklayın