Ana Sayfa ›› Dergiler ›› Çocuk Dergisi Aralık 2013 ›› Çocuk Dergisi Mart 2002


Çocuk Dergisi Mart 2002

http://www.cocukdergisi.org/
    
Deprem Sonrası Bolu, Düzce ve Adapazarı İllerinde Süt Çocuklarında Tercih Edilen Beslenme Şekillerinin Karşılaştırılması, 2(1):14-21, 2002
Ali BAŞ1, Ekrem YAVUZ1, Sıtkı TUZLALI1, Rıdvan İLHAN1, Oktar ASOĞLU2, Neşe GÜNEY3 
İstanbul Üniversitesi, İstanbul Tıp Fakültesi Patoloji Anabilim Dalı1, Genel Cerrahi Anabilim Dalı2, İstanbul Üniversitesi Onkoloji Enstitüsü3
ÖZET
     Amaç: Deprem sonrası Bolu, Düzce ve Adapazarı illerinde süt çocuklarında tercih edilen beslenme metodları ve bunların çocukların büyümesi üzerine olan etkilerinin karşılaştırılması 
      Yöntem: Çalışmaya Kasım 1999 ve Haziran 2001 tarihleri arasında fakültemiz çocuk polikliniğine başvuran, yaşları 012 ay arasında değişin bebekler alındı. Prematüre olanlar demir preparatı kullananlar, büyüme ve gelişmeyi etkileyebilecek hastalığı olanlar çalışma kapsamı dışında tutuldu. Vakalar üç aydan uzun süreyle beslenme şekline göre, anne sütü, inek sütü, mama, anne sütü ve inek sütü, anne sütü ve hazır mama alanlar olarak beş gruba ayrıldı. Anne yaşı, annenin eğitim durumu, çalışıp çalışmadığı, kent merkezinde veya kırsal bölgede yaşayıp yaşamadığı, çocukların boy ve kiloları, boya göre kiloları kaydedildi. Altı ve dokuz aylık olan çocuklarda hemoglobin, serum demiri ve ferritin değerlerine bakıldı. 
      Bulgular: Çalışmaya 330'u (%53) erkek ve 292'si (%47) kız olmak üzere, 622 çocuk alındı. İlk üç ayda vakaların 245'i (%39.4) anne sütü, 145'i (%23,3) inek sütü, 99'u (%15.9) hazır mama, 68'i (%10.9) anne sütü ve inek sütü, 65'i (%10.4) anne sütü ve hazır mama ile beslenmekteydi. Birden fazla çocuk sahibi olanlarda anne sütü kullanım oranı %74, kardeşi olmayan grupta anne sütü ile beslenme oranı %26 olarak bulundu (p<0.03). Anne yaşı arttıkça emzirme oranında önemli artış gözlendi (p<0.03) Emzirmeyen annelerin %71.3'ünü (n=174) çalışan anne grubu oluşturmaktaydı. İlk altı ayda hemoglobin, serum demiri ve ferritin ortalama degerleri açısından gruplar arasında anlamlı farklılık saptanmadı. Dokuz aylık dönemde ise gruplar arasında hematolojik tabloda anlamlı farklılık saptandı (p<0.05). Boy ve kilo persentil değerleri anne sütü ile beslenenlerde inek sütü ile beslenenlerden daha yüksek bulundu. (boy için; p=0.006, kilo için; p=0.003). Anne sütü ile beslenen grup ile inek sütüyle beslenenler dışındaki grupları arasında boy ve kilo açısından istatistiksel açıdan anlamlı farklılık saptanmadı. İştahsızlık, kabızlık ve isha anne sütü ile beslenenlerde %28, inek sütü ile beslenenlerde %54, mama ile beslenenlerde %45 oranında olup, semptom görülme açısından anne sütü ile diğer gruplar arasında istatistiksel olarak anlamlı farklılık bulundu (p<0.001). 
      Sonuç: Deprem bölgelerinde anne sütü ile beslenme oranı arzu edilen oranlara ulaşmamıştır. Eğitim ve çalışan annelerin çalışma koşullarında düzenlemeler ile emzirme oranındaki düşüşün büyük ölçüde önüne geçilebilir. Demir eksikliği anemisi açısından ilk altı ayda gruplar arasında önemli farklılıklar olmamaktadır. Anne sütü veya inek sütü ile beslenen süt çocuklarını demir eksikliği anemisinden korumak için altıncı aydan itibaren demir desteği yapılmaldır. Boy ve kilo alma açısından anne sütü en ideal seçenektir. Anne sütü alınamadığı durumlarda alternatif olarak hazır mamalar tercih edilmelidir. 
      Anahtar kelimeler: Anne sütü, demir eksikliği, büyüme, deprem

 

Merkezi Sinir Sistemi Tüberkülozu Geciren Çocuklarda Klinik, Nöroradyolojik Bulgular Ve Prognoz, 2(1):22-28, 2002

Mahmut Çivilibal, Nilgün Selçuk, Nur Aydınlı, Uğur Deveci, H.Haldun Emiroğlu

ÖZET
      Amaç: Etkili tüberküloz tedavisine rağmen çocuklarda merkezi sinir sistemi tüberkülozu ülkemizde halen önemli bir sağlık problemi olarak devam etmektedir. Bu çalışmanın amacı, merkezi sinir sistemi tüberkülozu geçiren çocukların klinik ve nöroradyolojik bulgularını ve bunların prognozla ilişkisini değerlendirmektir. 
      Yöntem: Mart 1996Şubat 2001 tarihleri arasında kliniğimizde tedavi edilen tüberküloz menejitli 56 hasta retrospektif olarak değerlendirildi. 
      Bulgular: Hastaların %57'si erkek, %43'ü kızdı, yaş ortalaması 3.1±2.7 yıl ve yaş dağılımı 5 ay9 yaş idi. Vakaların %30'unda BacillusCalmetteGuerin (BCG) aşı skarı saptandı. Hastalarda en sık görülen başvuru bulguları ateş (%82), dalgınlık (%68) ve iştahsızlık (%61) idi. Vakaların %46'sında aktif tüberkülozlu bir erişkin ile temas öyküsü ve %77'sinde tüberküloz lehine akciğer grafisi bulguları saptandı. Başvuruda hastaların %25'i evre I, 24'ü %43'ü evre II ve %32'si evre III tüberküloz menenjit olarak değerlendirildi. Başvuru evrelerine göre bilgisayarlı beyin tomografisi (BBT) bulguları gruplandığında evre I'de tüm BBT'lerin normal olduğu görüldü. Evre II'de %4 normal, %67 hidrosefali, %9 bazal kontrast tutulumu, %8 hidrosefali ve bazal kontrast tutulumu, %8 hidrosefali ve tüberkülom, %4 hidrosefali ve enfarkt saptandı. Evre III'te ise %39 hidrosefali, %17 bazal kontrast tutulumu, %22 hidrosefali ve bazal kontrast tutulumu, %11 hidrosefali ve tüberkülom, %11 hidrosefali ve enfarkt vardı. Evre I'de tedaviye başlanan vakaların %86'sında tam düzelme, %14'ünde hafif sekel saptandı. Evre II vakalarında, %30 tam düzelme, %29 hafif sekel, %33 ağır sekel ve %8 ölüm, Evre III vakalarında %11 tam düzelme, %22 hafif sekel, %28 ağır sekel ve %39 ölüm görüldü. 
      Sonuç: Tüberküloz menenjitli çocuklarda başvuru evresi ve geliş BBT bulguları ile prognoz arasında anlamlı ilişki saptandı. Erken tanı ve tedavisinin iyi prognozda önemli olduğu gösterildi.

 

Kocaeli Bölgesi'ndeki Okul Çağı Çocuklarında Obezite ve Risk Faktörleri, 2(1):29-32, 2002
Hülya Akaç, Kadir Babaoğlu, Şükrü Hatun, Metin Aydoğan, Gülcan Türker, Ayşe Sevim Gökalp
ÖZET
       Amaç: Hipertansiyon, dislipidemi, insülin direnci ve ağır psikolojik strese yol açması nedeni ile önemli bir hastalık nedeni olan obezite, çocukluk çağında giderek artan bir sıklıkta görülmektedir. Bu çalışma, Kocaeli il sınırları içindeki okul çocuklarında obezite sıklığını ve risk faktörlerini araştırmak amacıyla yapılmıştır. 
      Yöntem: Çalışma kapsamına yaşları 616 yıl arasında değişin toplam 551 çocuk (287 kız, 264 erkek, yaş ort: 10.1±2.2 yıl) alınmıştır. Yaş ve cinse göre hesaplanan vücut kitle indeksi persentili 85 ile 95 arasında olan çocukları hafif obez, >95 olan çocuklar obez olarak kabul edilmiştir. Çocuklarda, obezite için risk faktörü oluşturabilecek televizyon seyretme süresi, atıştırma, tüketilen yiyeceklerin cinsi, fizik aktivite, sosyoekonomik seviye (SES) ve ailede obezite öyküsü sorgulanmıştır. 
      Bulgular: 29 kız ve 21 erkek toplam 50 çocuk (%9) hafif obez, 11 kız, 12 erkek toplam 23 çocuk (%4.1) ise obez olarak kabul edilmiştir. Elde edilen sonuçlara göre fizik aktivite ve katı yağ tüketimi hariç atıştırma, televizyon (TV) seyretme süresi, ailede obezite öyküsü ve sosyoekonomik seviye obez çocuklarda obez olmayanlara göre istatistiksel olarak anlamlı düzeyde yüksek bulunmuştur. 
      Sonuç: Kocaeli okul çocuklarnında obezite sıklığı azımsanmayacak düzeydedir. Bundan sonraki çalışmalar obeziteye bağlı morbiditeyi önlemek için risk faktörlerinin ortadan kaldırılmasına odaklanmalıdır. 
      Anahtar kelimeler: Çocukluk çağı, obezite, sosyoekonomik durum

Akut İmmun Trombositopenik Purpurada Uygulanan Tedavi Yöntemleri, 2(1):33-35, 2002
Ali Karakuş, Gülsüm Karakuş, Nilgün Selçuk, Mahmut Çivilibal, Asiye Nuhoğlu
ÖZET
          Amaç: Akut immun trombositopenik purpurada (İTP) uygulanan tedavi yöntemleri karşılaştırılarak, trombosit sayısını en kısa zamanda güvenilir sınırlara yükselten yöntemin bulunması amaçlandı. 
      Gereç ve Yöntem: Çalışmamızda yedi yıllık süre içerisinde kliniğimizde İTP tanısı ile yatırılan 61 vakada (32 kız,29 erkek) retrospektif olarak tedavi yöntemleri incelendi. Vakaların yaş ortalaması 6.6±3.1 yıl (3 ay13 yaş), trombosit sayısı 1,0038,000/mm3 idi. Hastaların 6'sına standart doz steroid alan 4 hastaya intravenöz immunglobulin (İVİG) tedavisi verildi. 15 vakaya ise başlangıç tedavisi olarak İVİG uygulanmış olup yanıt alınamayan ikisi yüksek doz tedavi protokolüne alındı. 
      Bulgular: Standart doz steroid alan grupta tedaviye yanıt oranı %66 idi ve en erken 3 günde trombosit sayısında yükselme gözlendi. Yüksek doz steroid tedavisi alan hastalarda tedaviye yanıt oranı %90.2 olup en erken 2 günde trombosit sayısında yükselme saptandı. İVİG alan grupta ise tedaviye yanıt oranı %90.4 iken trombosit sayısı 1 günde yükseldi. 
      Sonuç: İTP tedavisinde yüksek doz steroid ve İVİG tedavilerinde başarı yönünden fark olmadığı görüldü. İVİG tedavisinin üstünlüğü daha erken yanıt alınabilmesi olduğundan maliyet nedeniyle kanama riski fazla veya enfeksiyon bulguları olan seçilmiş vakalarda İVİG tercih edilmelidir. 
      Anahtar kelimeler: Trombositopeni, purpura, intravenöz immunglobulin

 

Yenidoğan Anemisi ve Yönetimi, 2(1):36-40, 2002
Alişan Yıldıran, Şükrü Küçüködük
ÖZET
     Anemi yenidoğan döneminde karşılaşılan önemli sorunlardan birisidir. Yaşamın daha sonraki döneminde gelişen bazı anemilerin oluşumu da bu dönemle ilişkilidir. Ventilasyon yapılsın veya yapılmasın yenidoğanların uygun hemoglobin değerlerinin ne olması gerektiği tartışmalıdır. Ve bu konuda ayrıntılı çalışmalar fazla değildir. Bu yazıda erişkinden bazı farklılıklar içermesi ve yenidoğanın kendine özgü sorunlarının bu farklılıkları etkileyebilmesi bakımından eritropoez kısaca ele alındıktan sonra eritrositlerin fizyolojik rolü, aneminin klinik etkileri, eritrosit transfüzyonunun yararları, riskleri ve transfüzyon tedavisine alternatif olarak rekombinant eritropotein kullanımı gözden geçirildi. 
      Anahtar kelimeler: Anemi, eritropoetin, transfüzyon, yenidoğan

 

Trakya Üniversitesi Tıp Fakültesi'nde İzlenen Status Epileptikuslu Çocuklarda Etiyoloji, 2(1):41-44, 2002
Serap Karasalihoğlu, Naci Öner, Coşkun Çeltik, Ülfet Vatansever, Demet Benek
ÖZET
      Amaç: Kliniğimize başvuran çocuklardaki status epileptikus (SE) etiyolojisinin ve klinik özelliklerinin araştırılması. 
      Yöntem: Ocak 1994 ile Aralık 2000 tarihleri arasında SE tanısı alan 75 vaka retrospektif olarak değerlendirildi. Cinsiyet, yaş nöbetle birlikte olan infeksiyon hastalığı, nöbet tetikleyici olarak epilepsi ilacı dozunu aksatma, ailede ateşli nöbet, epilepsi, mental retardasyon veya nörolojik hastalık olup olmaması ve SE etiyolojisi kaydedildi. 
      Bulgular: Vakaların %24'ünde metabolik bozukluk, serebrovasküler hastalıklar, bakteriyel menenjit, ensefalit, kafa travması, beyin tümörü gibi akut semptomatik hastalık, %45.3'ünde kronik statik ensefalopati saptanırken, % 30.7 oranındaki vakada ise etiyoloji idiyopatikti. 
      Sonuç: Çocuklarda SE etiyolojisi ile ilgili daha önce yapılan çalışmalara göre, çalışmamızda akut nedenlere bağlı SE daha az orandaydı. Bunun nedeni bölgemizde sık olan asfiktik doğumların SE etiyolojisinde (kronik statik ensefalopati) daha önemli bir yer tutması olabilir. 
      Anahtar kelimeler: Çocuk, etiyoloji, status epileptikus

 

Alt Solunum Yolu İnfeksiyonlarında Reaktif Trombositoz, 2(1):45-48, 2002
Ergin Çiftçi, Erdal İnce, Ülker Doğru
ÖZET
     Amaç: Alt solunum yolu infeksiyonu olan çocukları reaktif trombositoz açısından incelemek. 
      Yöntem: Pnömoni ve ampiyem, lober pnömoni ve viral pnömoni gibi alt solunum yolu infeksiyonu olan çocukların trombosit sayıları prospektif olarak incelendi. 
      Bulgular: Trombositoz, pnömoni ve ampiyem grubunda % 92, lober pnömoni grubunda %36 ve viral pnömoni grubunda %16 oranında saptandı. Ölçülen en yüksek trombosit sayısının ortalaması pnömoni ve ampiyen grubunda (794,434±211,273/mm3) lober pnömoni (420,320±191,602/mm3) ve viral pnömoni grubuna (372,880±109,994/mm3) göre daha yüksek bulundu (p<0.0001). Pnömoni ve ampiyem grubundaki hastalar incelendiğinde trombosit sayısının ortalama 14.3±5.3 günde doruğa çıktığı ve 25.6±8.4 günde normale indiği saptandı. 
      Sonuç: Reaktif trombositoz çocuklarda sık görülen bir durum olmasına karşın pnömoni ve ampiyemli hastalarda özellikle daha sık görülmektedir. 
      Anahtar kelimeler: Alt solunum yolu infeksiyonları, trombositoz

 

Çocuklarda Tüberküloz Peritonit: Altı Vaka, 2(1):49-52, 2002
Betül Sezgin, Özgül Yiğit, Gamze Özgürhan
ÖZET
     Bölümümüzde 19981999 yıllarında takip edilen altı tüberküloz peritonitli çocuk hastanın klinik ve laboratuar bulguları sunuldu. Hastalar karın şişliği, ateş, halsizlik, kilo kaybı yakınmaları ile başvurmuşlardı. Fizik muayenelerinde beş vakada batın distansiyonu (%83.3), üç vakada ateş (%50), iki vakada kilo kaybı (%33.3), iki vakada hepatomegali (%33.3) saptandı. Beş vakada tüberkülin deri testi (PPD) pozitif olup (%83.3), tekrarlanan açlık mide sıvısı tetkiklerinde aside dirençli bakteri (ARB)'ye rastlanmadı. Kültürlerde üreme olmadı. Bütün vakalarda ultrasonografi ve bilgisayarlı tomografi bulguları tüberküloz peritonitle uyumluydu. Ailede tüberküloz öyküsünün olması, tüberkülin deri testi pozitifliği, sedimentasyon artışı, parasentez sıvısının eksüda özelliğinde olup malign hücre gözlenmemesi, batın ultrasonografisi, bilgisayarlı tomografi incelemelerinde yer yer yüksek dansiteli sıvı göllenmeleri ve yapışıklıklar ile mezentere komşu barsak looplarında kalınlaşmalar saptanması üzerine tüberküloz peritonit tanısı konuldu. Tüm vakalar antitüberküloz tedaviye iyi yanıt verdiler. 
      Anahtar kelimeler: Çocuk, tüberküloz, peritonit

 

Sütçocuklarında Solunum Sıkıntısının Nadir Bir Nedeni Olarak Subglottik Hemanjiyom ve Yüksek Doz Oral Metilprednizolon Tedavisi, 2(1):53-56, 2002
Ahmet Akçay, Emre Pakdemirli, Aziz Polat, Bülent Topuz
ÖZET
        Subglottik hemanjiyom nadir görülen vasküler malformasyondur. Bu yazıda larinkste konjenital subglottik hemanjiyom saptanan 3.5 aylık bir vaka sunulmaktadır. Subglottik hemanjiyomun en önemli belirtileri laringeal stridor, dispne, tekrarlayıcı obstrüktif bronşit ve tedaviye cevap vermeyen pnömonidir. Ayırıcı tanıda tanı ve doğrulanmasında manyetik rezonans veya komputerize tomografi gereklidir. Yüksek doz oral metilprednizolon sublottik hemanjiyom tedavisinde etkilidir. 
      Anahtar kelimeler: Subglottik hemanjiyom, dispne, stridor, metil prednizolon

 

Bir Vaka Nedeniyle Menkes Hastalığı, 2(1):57-60, 2002
Ayhan Söğüt, Hülya Kayserili, Turgut Tükel, Mine Çalışkan, Meral Özmen, Memnune Yüksel Apak
ÖZET
      Menkes hastalığı fokal serebral ve serebellar dejenerasyon, özel saç yapısı ve bağ dokusuna ait bozukluklarla kendini gösteren ve bakırın emilim, taşınma ve metabolizmasındaki bozukluk nedeniyle bakıra bağımlı enzimlerde fonksiyon bozukluğuna yol açan, X'e bağlı resesif geçişli nadir bir hastalıktır. Tipik yüz görünümü ile birlikte çelik gibi sert saç bulgusu hastalığı düşündürür. Serum bakır ve seruloplazmin düzeylerindeki düşüklük ile dokularda bakır artışının gösterilmesi hastalığın tanısı için özgündür. Parenteral yoldan uygulanan bakır tedavisine, özellikle yeni doğan dönemine başlandığında, hastalardaki nörolojik bulgularda düzelmeye neden olduğu, ancak bağdokusuna ilişkin bozukluklar üzerine etkisinin olmadığı saptanmıştır. 
      Hastalığın geni Xq13.3'e lokalize edildikten sonra 1993 yılında klonlanmış, delesyon ve nokta mutasyonları tanımlanmıştır. Aynı genin mutasyonları benzer bulguları olan oksipital boynuz sendromunda da saptanmıştır. 
      Bu yazıda Menkes hastalığı tanısı, bakır bağlama kapasitesindeki artışın gösterilmesi kesinleşmiş bir vaka sunulacak ve özellikleri tartışılacaktır. 
      Anahtar kelimeler: Menkes hastalığı, pili torti, bakır metabolizması

 

Bir Vaka Nedeniyle H Tipi Trakeoözofagiyal Fistül, 2(1):61-64, 2002
Şebnem Çalkavur, Rana Ural, Hasan Ağın, Mustafa Bak
ÖZET
      H tipi trakeoözofagiyal fistül (TÖF) özofagus atrezileri arasında %4 oranında görülür ve tanı konulması, nadir de olsa oyun çocukluğu dönemine, hatta okul çağına dek gecikebilmektedir. İki yaşında erkek vaka, doğumdan itibaren, beslenme esnasında öksürük, morarma, nefes darlığı şikayetleri ve sekiz defa akciğer infeksiyonu geçirmiş olması nedeniyle başvurdu. İki ve dokuz aylıkken çekilen baryumlu özofagusmideduodenum grafilerinin (ÖMD) normal olduğu, ancak ikinci ÖMD grafisinde bazı spotlarda saptanan trakea ve bronşlardaki boyanmanın hastanın az miktarda baryumu aspire etmesine bağlandığı öğrenildi. Hastanemizde, öyküsünün tipik olması nedeniyle ısrarla tekrar çekilen üçüncü ÖMD grafisi ve uygulanan bronkoskopi ile servikal düzeyde H tipi TÖF saptanmış olan vaka nadir gözlenmesi nedeni ile sunulmuştur. 
      Anahtar kelimeler: H tipi fistül, trakeoözofagiyal fistül, fistül

2019

2018

2017

2016

2015

2014

2013

2012

2011

2010

2009

2008

2007

2006

2005

2004

2003

2002

Logos Tıp Yayıncılığı
Yildiz Posta Cad. Sinan Apt. No:36
D.63-64 Gayrettepe 34349 Istanbul
 
Fax :
(212) 288 0541
(212) 288 5022
(212) 211 6185
  E-mail
logos@logos.com.tr
  Google Maps için tıklayın