Ana Sayfa ›› Dergiler ›› Çocuk Dergisi Aralık 2013 ›› Çocuk Dergisi Mart 2013


Çocuk Dergisi Mart 2013

http://www.cocukdergisi.org/
    

Çocuk Dergisi 13(1):1-5, 2013
doi:10.5222/j.child.2013.001
Derleme
İnvaziv Menengokok Hastalığı ve Aşıları

Selda HANÇERLİ TÖRÜN *, Nuran SALMAN **

 
ÖZET

Meningokok infeksiyonları bütün dünyada önemli sağlık sorunları arasında yer almaya devam etmektedir. İnvaziv Meningokok hastalığı çocukluk çağında % 10 oranında ölümcül olabilmektedir. Vakaların % 75’inden serogrup A, C, Y ve W135 sorumludur. İMH aşılama ile önlenebilir bir hastalıktır. İnfeksiyonların önlenmesi için uzun yıllardan beri iki yaşından itibaren uygulanan polisakkarid aşılar risk gruplarında ve salgın kontrolünde kullanılmaktadır. İki-55 yaş arasında tercih edilen aşı, meningokok konjuge aşıdır (MCV4).

Anahtar kelimeler: Meningokok aşıları, meningokok infeksiyonu

 

 

Çocuk Dergisi 13(1):6-10, 2013
doi:10.5222/j.child.2013.006
Araştırma
Erken Pubertenin Klinik ve Laboratuvar Özellikleri: 7-8 Yaşları Baskınlığı †

Ayşe Kılıç *, Mehmet Sait Durmuş *, Emin Ünüvar *, İsmail Yıldız *, 
Banu Küçükemre Aydın *, Ahmet Uçar *, Rüveyde Bundak **, Firdevs Baş *, 
Feyza Darendeliler *, Fatma Oğuz **, Müjgan Sıdal **, Ensar Yekeler **

 
ÖZET

Amaç: Bu çalışmanın amacı, erken başlangıçlı meme gelişimi veya pubarş ile pediatri polikliniklerine başvuran kız çocuklarının erken puberte tanısı alma ihtimalini değerlendirmektir.

Gereç ve Yöntem: Çalışma süresince, erken puberte şüphesi olan 289 hasta değerlendirildi. Özgeçmiş, antropometrik veri, kemik yaşı, luteinizan hormon, folikül stimülan hormon, östradiol, dehidroepiandrosteron sülfat, pelvik USG ile over ve uterin hacimler birlikte değerlendirildi.

Sonuç: Erken puberte şüphesi olan 289 kız çocuğundan, 64 (% 22.1)’ü yanlış tanılı erken puberte; kalan 225’inde 41 (% 18.2)’i prematür pubarş, 56 (% 24.9)’sı prematür telarş (PT) , 128 (% 56.9)’i doğru tanılı erken puberte tanısı aldı. Erken puberte ile başvuran kız çocuklarında kemik yaşı daha ileri, over ve uterin volümleri daha fazla, LH düzeyleri erken pubarş ve telarş tanılılara göre daha yüksek saptandı. Bu çocukların yaklaşık yarısı 7-8 yaşındaydı. Vücut kitle indeksi standart sapma skoru erken puberte vakalarında anlamlı yüksekti.

Tartışma: Birinci basamak hekimlerin puberte ve ilgili sorunlar hakkında daha fazla bilgi sahibi olması gerekmektedir. Yedi-8 yaş çocuklarda erken puberte olasılığı vardır. Vücut kitle indeksi yüksekliğinin erken başlangıçlı puberte eğiliminin artmasında rolü olabilir.

Anahtar kelimeler: Pubarş, puberte, erken puberte, telarş

 

 

Çocuk Dergisi 13(1):11-15, 2013
doi:10.5222/j.child.2013.011
Araştırma 
Henoch-Schonlein Purpuralı Çocuklarda Angiotensin Konverting Enzim Gen Polimorfizmi

Hasan DURSUN *, Aytül NOYAN *, Aysun KARABAY BAYAZIT *, Selçuk MATYAR**, 
Mithat BÜYÜKÇELİK *, Behçet ŞİMŞEK *, Gülen ATTİLA **, Nurcan CENGİZ ***, Ali ANARAT *

 
ÖZET

Amaç: Henoch-Schönlein purpuralı (HSP) 54 çocukta anjiotensin konverting enzim (ACE) gen polimorfizminin hastalığın kliniği, prognozu ve klinik seyri ile olan ilişkisini araştırmak amacıyla ACE geninin insersiyon (I) ve delesyon (D) polimorfizmini araştırdık.

Gereç ve Yöntem: Hasta kan örnekleri EDTA’lı tüpe alındı. Lökosit DNA’sı elde edilerek PCR yöntemiyle ACE I/D polimorfizmleri belirlendi.

Bulgular: Hastaların tümünde ACE genotipleri II, ID ve DD’nin oranları sırasıyla % 4, % 74 ve % 22 olarak saptandı. Hastalar HSP nefriti olanlar (n=14), HSP’li ve hafif idrar bulguları olanlar (n=18) ve böbrek tutulumu olmayanlar (n=22) olmak üzere üç gruba ayrıldı. ACE genotipleri II, ID ve DD’nin dağılımları sırasıyla HSP nefritinde % 7, % 57, % 36; hafif idrar bulguları olanlarda % 0, % 89, % 11; böbrek tutulumu olmayanlarda % 5, % 72, % 23 olarak saptandı. Renal tutulum varlığı ile ACE genotipleri arasında istatistiksel olarak anlamlı bir ilişki saptanmadı (?2=4.39, p=0.356). ACE allelleri I ve D’nin dağılımları sırasıyla HSP nefritinde % 36 ve % 64, hafif idrar bulguları olanlarda % 44 ve % 56, böbrek tutulumu olmayanlarda ise % 41 ve % 59 olarak saptandı. Böbrek tutulumu ile ACE allelleri arasında istatistiksel olarak anlamlı bir ilişki saptanmadı (?2=0.500, p=0.780).

Sonuç: Bu veriler HSP’li çocuklarda böbrek tutulumu ile DD genotipi veya D alleli arasında istatistiksel olarak anlamlı bir ilişkiyi desteklememektedir. Bununla birlikte D alleli hastaların % 96’sında saptandı ve DD genotipi de HSP nefritli hastalarda böbrek tutulumu olmayanlara göre daha yüksek bulundu. Bu sonuçlara göre hastalığın oluşumunda ve renal tutulumda D allelinin kolaylaştırıcı ve I allelinin ise koruyucu faktör olduğunu gösterdik, fakat bu bulguları destekleyen daha büyük çalışmalar gereklidir.

Anahtar kelimeler: ACE gen polimorfizmi, Henoch-Schönlein purpursı

 

 

Çocuk Dergisi 13(1):16-28, 2013
doi:10.5222/j.child.2013.016
Araştırma
Çocuklarda Plevral Ampiyem: Seksen Beş Vakanın Değerlendirilmesi

Mustafa ERTUĞRUL *, Ayper SOMER *, Selda HANÇERLİ TÖRÜN *, Nuran SALMAN*, Nezahat GÜRLER **, Tansu SALMAN ***, Ensar YEKELER ****, Alaattin ÇELİK ***

 
ÖZET

Amaç: Çocukluk çağı plevral ampiyem vakalarının klinik seyir, laboratuvar bulguları, tedavi seçenekleri ve prognozlarının retrospektif olarak değerlendirilmesi.

Gereç ve Yöntem: İstanbul Üniversitesi İstanbul Tıp Fakültesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Anabilim Dalı, İnfeksiyon Hastalık-ları Bilim Dalı’nda 1997-2002 yılları arasında yatırılarak izlenen 5 ay-16 yaş arası 85 plevral ampiyemli hastanın (30 kız, 55 erkek) yatış dosyaları retrospektif olarak incelenmiştir. Plevral ampiyem tanısı klinik bulgular ve akciğer grafisi sonuçlarına göre konmuş ve tüm vakalarda torakosentez ile desteklenmiştir.

Bulgular: Başvuru öncesi yakınmaların süresi ortalama 7 gün idi (Dağılım: 1-30 gün). En sık saptanan başvuru yakınmaları ateş, öksürük ve nefes darlığı idi. Plevral sıvı kültüründe üreme % 24.7 hastada saptandı. En sık üreyen patojenler Staphylococcus aureus (n=11), Streptococcus pneumoniae (n=5), Haemophilus influenzae (n=2), alfa-hemolitik streptokoklar (n=2) ve enterokoklar (n=1) idi. Tüm hastalara antibiyoterapi verilirken vakaların % 78.8’ine kapalı toraks tüpü drenajı uygulandı. Kırk üç hastada (% 50.6) dekortikasyon girişimi gerekti. Operasyon kararı ultrasonografide plevral membran kalınlaşması saptanması (n=27), loküle koleksiyon varlığı (n=9) veya bronkoplevral fistül varlığında (n=2) alındı. Cerrahi girişim gerektiren 43 vakadan 9’unda akciğer apsesi ile birlikte olan reküren ampiyem (n=5), bronkoplevral fistül (n=2) ve pnömotoraks (n=2) gibi ciddi komplikasyonlar gelişmişti. Bilgisayarlı akciğer tomografisinde plevral kalınlaşmanın varlığı, başvuruda alınan plevral sıvı örneğinde düşük pH ve glukoz değerlerinin saptanması ve hastaneye geç başvuru tıbbi tedaviye yetersiz yanıt ile birlikteydi. Hastanede yatış süresi 6-81 gün arasındaydı. Ölen vaka veya uzun süreli komplikasyon kaydedilmedi.

Sonuçlar: Plevral ampiyemli tanısı alan çocuklar erken tanı konulduğunda uygun antibiyotik tedavisi ve gerekli vakalarda kapalı toraks tüp drenajı ile başarılı bir şekilde tedavi edilmektedirler. Ancak, kronik ampiyem evresinde gelen gecikmiş vakalarda dekortikasyon girişimi gerekmektedir. Dekortikasyon gerektiren vakalarda da prognoz son derece iyidir.

Anahtar kelimeler: Plevral ampiyem, çocuk, dekortikasyon, eksüda

 

 

Çocuk Dergisi 13(1):29-35, 2013
doi:10.5222/j.child.2013.029
Araştırma
Akut Bronşiolitli Sütçocuklarında Sosyoekonomik Durum Değerlendirilmesi

Sıdıka Turan *, Burçin Nalbantoğlu **, Eda Çelik Güzel ***, Ayşin Nalbantoğlu ****, Sami Hatipoğlu *****

 
ÖZET

Giriş: Bu araştırmada amaç; akut bronşiolit tanısı alan çocukların akut bronşiolit atak sayısı ve ailelerindeki sosyoekonomik risk faktörlerinin birbiri ile ilişkisini araştırmaktır.

Gereç ve Yöntem: Çocukların ailelerine toplam 37 soru anket tarzında birebir görüşme yöntemi ile sorulmuştur. Kullanılan yöntem veri toplama-anket yöntemidir. İstatistiksel analizler için SPSS (Statistical Package for Social Sciences) for Windows 10.0 programı kullanıldı.

Bulgular: Vakaların yaşları 1 ile 24 ay arasında değişmekte olup, ortalama yaş 7.75±5.74’dır. Vakaların % 63’ü erkek; % 37’si kızdır. Anne ve babanın eğitim durumuna göre çocukların akut bronşiolit atak sayısı arasında istatistiksel olarak anlamlı farklılık görülmemektedir (p>0.05). İlk 6 ay mama ile beslenen çocuklarla akut bronşiolit atak sayısı yalnızca anne sütü ve mama+anne sütü ile beslenen çocuklara göre istatistiksel olarak daha fazla görülmektedir (p<0.05).

Sonuçlar: Çalışma verileri toplu halde değerlendirildiğinde, akut bronşiolit için önemli olan risk faktörlerinin hasta grubumuzda mevcut olduğu saptanmıştır. Bu risk faktörleri özellikle ebeveynlerin sigara içmesi, çocukların yeterince emzirilmemesi, kalabalık ortamlar, düşük gelir ve düşük sosyokültürel seviyede yaşama, bebeğin çok sayıda kişi ile temas ettirilmesi ve hijyene dikkat edilmemesidir.

Anahtar kelimeler: Bronşiolit, sosyoekonomik durum, infant

 

 

Çocuk Dergisi 13(1):36-39, 2013
doi:10.5222/j.child.2013.036
Vaka Sunumu
Yenidoğanda Over Kisti

Burcu ÖZDİLEK *, Burçin NALBANTOĞLU *, Mustafa Metin DONMA *, Cem ÇELİK **, Cem PAKETÇİ *, Erkut KARASU *, Nuriye Ece MİNTAŞ *

 
ÖZET

Yenidoğanda over kisti ender görülen bir durumdur. Ultrasonografinin yaygın olarak kullanıma girmesinin ardından tespit edilme oranı artmıştır. Ancak halen bu hastaların tanı, takip, prognozu ve tedavisi tartışmalıdır. On bir aylık kız hasta polikliniğimize, doğumdan beri devam eden ve küçülmeyen over kistleri nedeniyle başvurdu. Hastanın muayenesi ve gelişimi normaldi. Yapılan ultrasonografide, en büyüğü 12x11 mm boyutlarında basit kistler tespit edildi. Hastanın takiplerinde kistlerin boyutunda küçülme saptanması ve komplikasyon gelişmemesi üzerine hasta takibe alındı. Yenidoğan döneminde gözlenen over kistlerinin bir çoğu selimdir. Konjenital pilor stenozu, hidrosefali, korpus kallozum agenezisi ve fetal hipotirodizm gibi anomaliler eşlik edebilmektedir. Prognozu belirlemede en önemli faktörler kist çapı ve ekojenitesidir. Potansiyel komplikasyonları arasında over torsiyonu, over rüptürü, kanama ve diğer organlara bası bulunmaktadır. Torsiyon en önemli ve ciddi komplikasyondur ve 5 cm’den küçük kistlerde bile gözlenebilmekte ve over kaybı ile sonuçlanabilmektedir. Yenidoğan döneminde görülen over kistleri, genellikle kendiliğinden küçülerek kaybolmaktadır. Bu yüzden ultrason ile takip, bu hastaların izleminde en sık tercih edilen yoldur. Ciddi komplikasyonları olmasına rağmen, bunların görülme sıklığı çok enderdir.

Anahtar kelimeler: Over, kist, yenidoğan

 

 

Çocuk Dergisi 13(1):40-42, 2013
doi:10.5222/j.child.2013.040
Vaka Sunumu
Cornelia de Lange Sendromu ve Konjenital Umblikal Herni

Faik İLİK *, Hüseyin ÇAKSEN **

 
ÖZET

Cornelia de Lange sendromu ya da diğer adıyla Brachmann-de Lange sendromu konjenital genetik bir hastalıktır. Sendrom yaklaşık olarak 10.000-50.000 doğumda bir görülür. Birkaç olası gende görülen anormallikler bu kalıtsal hastalığa neden olmaktadır. NIPBL, SMC1A ve SMC3 genlerindeki mutasyonlar Cornelia de Lange sendromuna neden olabilir. Klinik bulgular bu hastalıkta çok geniş olup, etkilenmiş kişilerde hafif ya da çok şiddetli olabilir. Ek semptom ve bulgular; aşırı vücut kıllanması (hirsutizm), mikrosefali, işitme kaybı, kısa boyun ve çeşitli sindirim sistemi sorunlarıdır. Bu sendromla birlikte nöbetler, kalp defektleri, göz sorunları, iskelet anomalileri ve davranış sorunları bildirilmiştir. Cornelia de Lange sendromu’na konjenital umblikal herninin eşlik etmesi bizim bilgimize göre bildirilen ilk vakadır.

Anahtar kelimeler: Cornelia de Lange sendromu, konjenital umblikal herni, iskelet anomalileri

 

 

Çocuk Dergisi 13(1):43-46, 2013
doi:10.5222/j.child.2013.043
Vaka Sunumu
Yenidoğan Döneminde Tanı Konan Bir Shwachman Diamond Sendromu Vakası

Nalan KARABAYIR *, Servet Erdal ADAL *, Arzu AKÇAY *, Türkan UYGUR *

 
ÖZET

Shwachman Diamond sendromu (SDS) kemik iliği disfonksiyonu, ekzokrin pankreas yetersizliği, büyüme gelişme geriliği ve iskelet anomalileri ile karakterize otozomal resesif geçişli ender bir hastalıktır. Fanconi anemisi ve Diamond-Blacfan anemisinden sonra 3. sıklıkta görülen konjenital kemik iliği yetersizliği olan SDS 1/75000 sıklığında saptanmaktadır. Tanı genellikle erken çocukluk döneminde ortaya çıkan hematolojik bozukluklarla konur. Bu makalede yenidoğan döneminde Shwacman-Diamond sendromu (SDS) tanısı konan ve yüksek doz G- CSF verilmesine rağmen, nötropenisi persiste eden bir yenidoğan vakası sunulmuştur.

Anahtar kelimeler: Kemik iliği yetersizliği, Shwachman Diamond sendromu, yenidoğan

 

 

Çocuk Dergisi 13(1):47-50, 2013
doi:10.5222/j.child.2013.047
Vaka Sunumu
DKoagulaz Negatif Staphylococcus Aureus Sepsisine Bağlı Gelişen ve Perkütan Peritoneal Drenajla Tedavi Edilen Spontan İntestinal Perforasyonlu İleri Derecede Düşük Doğum Ağırlıklı Bir Yenidoğan Vakası

Gonca SANDAL *, Şenay AKBAY *, Levent DUMAN **, Mustafa AKÇAM *

 
ÖZET

Spontan intestinal perforasyon (SİP), nekrotizan enterokolitten (NEK) ayrılan bir klinik antitedir. SİP, en çok düşük doğum ağırlıklı (VLBW) ve ileri derecede düşük doğum ağırlıklı (ELBW) preterm infantlarda görülür. Risk, VLBW infantlarda yaklaşık olarak % 2-3, ELBW infantlarda ise % 5’dir. SİP için en iyi bilinen tek risk faktörü prematüritedir (1-3). Biz, burada koagulaz negatif Staphylococcus aureus sepsisinine bağlı olduğu düşünülen ve perkutan peritoneal drenajla tedavi edilen spontan intestinal perforasyonlu ileri derecede düşük doğum ağırlıklı bir yenidoğan vakasını sunmaktayız.

Anahtar kelimeler: Spontan intestinal perforasyon, preterm infant, Staphylococcus aureus sepsisi, perkutan peritoneal drenaj

 

 

Çocuk Dergisi 13(1):51-54, 2013
doi:10.5222/j.child.2013.051
Ön Tanınız Nedir?
Aralık Sayısının “Tanınız Nedir?” Yanıtı: Hipertiroidi Basedow Graves Hastalığı

Ayşe Kılıç *, Şükran Poyrazoğlu *, Didem SOYDEMİR *, İsmail YILDIZ *

 
ÖZET

2019

2018

2017

2016

2015

2014

2013

2012

2011

2010

2009

2008

2007

2006

2005

2004

2003

2002

Logos Tıp Yayıncılığı
Yildiz Posta Cad. Sinan Apt. No:36
D.63-64 Gayrettepe 34349 Istanbul
 
Fax :
(212) 288 0541
(212) 288 5022
(212) 211 6185
  E-mail
logos@logos.com.tr
  Google Maps için tıklayın