İstanbul Kanuni Sultan Süleyman Tıp Dergisi 2015 Sayı-2

http://www.iksstipdergisi.com
    
DERLEME
1.
Mide Diffüz Adenokarsinomu-Linitis Plastika
Diffuse Gastric Adenocarcinoma-Linitis Plastica
doi: 10.5222/iksst.2015.047  Sayfalar 47 - 52
Bülent Kaya, Mehmet Velidedeoğlu, Aziz Şener, Azamet Cezik

Linitis Plastika (LP), tüm gastrointestinal sistemde görülebilen, submukoza ve musküler tabakaya diffüz olarak yayılan adenokarsinom türüdür. En sık midede görülür. Kötü diferansiye tümör hücrelerinin midenin tamamını infiltre etmesi sonucu, reaktif fibrozise bağlı mide duvarı kalınlaşıp, sert bir hal alır. Hastalık, lenfatik yayılım yoluyla ve komşu organların içine doğru lokal olarak genişleyerek, ya da peritoneal karsinomatoza yol açarak erken dönemde hızla yayılır.Mide kanserinin klasik semptomlarının yanında genişleyemeyen mide nedeni ile erken doygunluk,şişkinlik ve özofagusa reflü gibi şikayetler görülür.LP tanısında üst gastrointestinal sistem endoskopisi, endoultrasonografi, bilgisayarlı tomografi ve tanısal laparoskopi değerlidir.Endoskopik işlemlerde derin biopsiler alınması önerilir.LP tedavisi literatürde tartışmalıdır.Cerrahi tedavinin uzun dönem yaşam süresini arttırmadığını iddia eden çalışmalar mevcuttur.Diğer taraftan cerrahi ile birlikte kemoterapi ve radyoterapi uygulamalarının önerilmektedir.

Anahtar Kelimeler: Mide kanseri, Linitis plastika

ARAŞTIRMA
2.
Erken Doğumun Önlenmesi İçin Servikal Serklaj Uygulanan Hastalarda 17 Hidroksiprogesteron Kaproat Kullanımının Değerlendirilmesi
Evaluation of 17 Hydroxyprogesterone Caproate Use to Prevent Preterm Births in Patients Treated with Cervical Cerclage
doi: 10.5222/iksst.2015.053  Sayfalar 53 - 57
Meryem Eken, Ebru Çöğendez, Osman Temizkan, Gülçin Şahin Ersoy, Zafer Bütün, Semih Tuğrul

AMAÇ: Servikal serklaj uygulanan hastalarda 17-hidroksiprogesteron kaproat (17-P) kullanımının doğum zamanı üzerindeki aditif etkisinin incelenmesidir.

YÖNTEMLER: Bu çalışma retrospektif olarak 2008-2013 yılları arasında Zeynep Kamil Kadın ve Çocuk Hastalıkları Eğitim ve Araştırma Hastanesi’nde servikal serklaj uygulanan gebelerin incelenmesi ile planlanmıştır. Kontrol grubu sadece servikal serklaj uygulanan gebelerden, araştırma grubu ise servikal serklaj ile birlikte haftalık 17-P enjeksiyonları ile tedavi edilen gebelerden oluşturulmuştur. Primer çalışma sonucu 34. haftadan önce gelişen erken doğum ve 1500 gr altında yenidoğan doğum oranlarını değerlendirmek olarak belirlenmiştir.

BULGULAR: Servikal serklaj tedavisine ilaveten 17-P kullanan grupta 34. gestasyonel hafta ve öncesi doğum oranı ve çok düşük doğum ağırlıklı (<1500gr) doğum oranı kullanmayan gruba göre daha düşük izlenmiştir (sırasıyla p=0.004, p=0.004).

SONUÇ: Servikal serklaj uygulanan gebelerde servikal serklajı takiben haftalık 17-P kullanımı gebelik süresini uzatma açısından etkili görünmekte olup bu konuda daha fazla hasta ile yapılmış prospektif randomize kontrollü çalışmalara ihtiyaç vardır.

Anahtar Kelimeler: Servikal serklaj, 17- hidroksiprogesteron kaproat(17-P), preterm doğum

DERLEME
3.
Atletik Performans, Genetik ve Gen Dopingi
Atletic Performance, Genetics and Gene Doping
doi: 10.5222/iksst.2015.058  Sayfalar 58 - 62
Korkut Ulucan, Ece Sena Topal, Batu Kaan Aksulu, Bugra Yaman, İsmail Can Ciftci, Türker Bıyıklı

Genom bilimi ve gen regülasyonu teknolojilerindeki gelişmeler, bilim insanlarına genetik hastalıkların tedavisinde yeni yöntemlerin geliştirilmesini sağlamıştır. Günümüzde mutasyonlu genin bulunduğu dokuya, genin tam ve çalışan formunu aktarmak olası hale gelmiştir. Bu disipline “gen tedavisi” denmektedir. Bu yaklaşımın yanında, etki dışı uygulamalar ile sporcularda atletik performansı artırmak amacı ile performans artırıcı genlerin regülasyonları manipüle edilebilir. Bu alt- disipline ise “gen dopingi” adı verilmektedir. Bu uygulamanın en önemli özelliği, ilaç dopinginin aksine, tanısındaki zorluktur. Bu derlemede, kısaca, gen dopingine, gen dopingi metotlarına, aday genlere, olası tanı metotlarına, dezavantajlarına ve Dünya Anti-doping Merkezi’nin rolüne değinilecektir.

Anahtar Kelimeler: Gen dopingi, Spor genetiği, Gen terapisi, ACTN3

ARAŞTIRMA
4.
Yoğun bakıma kabul edilen zehirlenme olgularının analizi
Analysis of the poisoning cases administered in intensive care unit
doi: 10.5222/iksst.2015.063  Sayfalar 63 - 68
Aykut Urfalıoğlu, Necla Dilmen, Sait Fatih Öner, Onur Hanbeyoğlu, Zafer Gündoğdu

GİRİŞ ve AMAÇ: Çalışmamızda, 2010-2014 yılları arasında yoğun bakıma akut zehirlenme nedeniyle kabul ettiğimiz hastaları incelemeyi amaçladık.

YÖNTEM ve GEREÇLER: Elazığ Eğitim ve Araştırma Hastanesi yoğun bakım ünitesine 1 Ocak 2010-1 Ocak 2014 tarihleri arasında kabul edilen 10 yaş üzeri zehirlenme olguları retrospektif olarak incelendi.

BULGULAR: Toplam 480 hastanın, 334’ü (%69.6) kadın, 146’sı (%30.4) erkek(% 30.4) ve K: E oranı yaklaşık olarak 2.3/1 idi. Yaş ortalaması kadınlarda 26.2±12.01yıl, erkeklerde ise 28.3±11.8 yıl idi. Zehirlenme nedenlerinde, 411(%85.6) ilaç, 33(%6.9) karbon monoksit (CO), 14(%2.9) hayvansal zehirler, 9(%1.9) organofosfatlı tarım ilaçları, 6(%1.3) kimyasal korozif maddeler, 4(%0.8) mantar, 2(%0.4) alkol ve 1’i (%0.2) de diğer nedenler vardı. İlaçla oluşan zehirlenmelerde tekli ilaç alımının 334(%69.6), çoklu ilaç alımının ise 76(%15.8) olduğu görüldü. Tekli ilaç alımıyla oluşan zehirlenmelerde analjezik-antiinflamatuar ilaçlar, 125 (%37.4) en sık karşımıza çıkan gruptu. Olguların 407(%84.8)’si intihar amaçlı olup, bunlardan 293 olgu(%72) kadındı. Hastaların % 51’ inde (245) önceden konulmuş psikiyatrik bir tanı mevcuttu. Yoğun bakımda kalış süresi ortalama 1.55±1.03 gündü. Hastalardan 5’ine (%1) mekanik ventilatör desteği verildi, bunlardan 1 olgunun (%0.2) tedavi sürecinde öldüğü tespit edildi. 

TARTIŞMA ve SONUÇ: Zehirlenme vakalarının bilinmesinin, hasta profilinin ortaya konulması ve eksiklerin görülmesi dışında, acil yaklaşım ile tedavi planlarını belirlenerek morbidite ve mortalite oranlarını azaltma açısından önemli olduğu, bu nedenle de retrospektif çalışmaların daha sık yapılmasının yararlı olacağı düşüncesindeyiz.

Anahtar Kelimeler: Akut zehirlenme, yoğun bakım, retrospektif analiz

5.
Vajinal Kanamanın İlk Trimester Fetal Anöploidi Tarama Testi Parametrelerine Etkisi
The Effect of Vaginal Bleeding on Parameters Used in the First Trimester Fetal Aneuploidy Screening Test
doi: 10.5222/iksst.2015.069  Sayfalar 69 - 72
Mehmet Fatih Karslı, Kerem Doğa Seçkin, Bülent Çakmak, Cihan Toğrul, Orhan Altınboğa, Tuncay Küçüközkan

AMAÇ: Çalışmanın amacı ilk trimesterde mevcut olan aktif vajinal kanamanın ilk trimester fetal anöploidi tarama testi parametrelerine olan etkisinin incelenmesidir.

YÖNTEMLER: Çalışmamıza, 2009 ve 2013 tarihleri arasında 11 -14 hafta arası, perinatoloji kliniğinde düşük tehdidi tanısıyla yatan, kanaması olan ve bu aralıkta ikili tarama testi alınan gebeler çalışma grubu olarak dahil edildi. Kontrol grubu olarak tekil gebeliği olan ek hastalığı bulunmayan, ikili tarama testi yaptıran ve ilk trimesterde kanama öyküsü bulunmayan gebelerden oluşturulmuştur. Gruplar maternal yaş, maternal kilo, gestasyonel hafta, gebelik öyküsü, ikili test parametreleri olan Nukhal translüsensi (NT), Baş-popo-mesafesi (CRL), serbest beta human koryonik gonadotropin (serbest ß-hCG) ve Gebelikle İlişkili Plazma Protein-A (PAPP-A) Multiples of Median (MoM) seviyeleri açısından karşılaştırıldı. P değeri <0.05 olan değerler istatistiksel olarak anlamlı kabul edilmiştir.

BULGULAR: Çalışma gebeliğinin ilk trimesterinde ikili tarama testi alındığı sırada aktif kanaması olan 139 gebe ve hiç kanaması olmayan 453 sağlıklı gebe olmak üzere toplam 592 gebeden oluşturuldu. Gruplar arasında maternal yaş, maternal ağırlık, gravida, parite, abort, yaşayan, gebelik haftası, NT, CRL ölçümleri açısından anlamlı farklılık saptanmadı (p>0.05). Akut kanaması olan gebeler kontrol grubuyla karşılaştırıldığında PAPP-A ve serbest ß-hCG MoM seviyeleri anlamlı olarak çalışma grubunda yüksek olarak saptandı (p<0.05). Trizomi 21 riski: 1/250 ve üstünde olan gebeler arasında da gruplar arasında anlamlı fark bulunmadı (p>0.05).

SONUÇ: İlk trimester tarama testi yapılması planlanan gebelerde aktif kanamanın bulunması test biyokimyasal parametrelerini etkileyebileceğinden, taramanın kanamanın olmadığı bir zamanda yapılması gerektiği sonucuna ulaşılmıştır. Yapılacak daha büyük çalışmalar ışığında, düşük tehdidi sırasında ikili tarama testinin yapılmaması görüşüne varılması uygun bir seçenek olacaktır.

Anahtar Kelimeler: İlk trimester tarama testi, vajinal kanama, PAPP-A, serbest ß, -hCG

6.
Obezitenin Term Gebelerde Maternal ve Fetal Sonuçlara Etkisi: Bir Olgu Kontrol Çalışması
The Effect of Obesity on Maternal and Fetal Outcomes in Term Pregnant Women: A Case-Control Study
doi: 10.5222/iksst.2015.073  Sayfalar 73 - 78
Deniz Taşdemir, Erbil Karaman, Ahmet Yıldız, Agahan Han, Yasemin Karaman, Hasan Talay

AMAÇ: Bu çalışmada vücut kitle indeksinin term gebelerde metarnal ve fetal sonuçlara etkisini belirlemeyi amaçladık.

YÖNTEMLER: Çalışmaya prospektif vaka kontrol çalışması olarak, hastanemiz kadın hastalıkları ve doğum ünitesine başvurmuş ve doğumu hastanemizde gerçekleşmiş olan 37 hafta ve üzeri gebeler dahil edildi. Çalışmada vaka grubunda vücut kitle indeksi(VKİ) 30 ve üzeri olan 142 gebe ile kontrol grubu olarak aynı gebelik haftalarındaki vücut kitle indeksi 30’un altı olan 158 sağlıklı gebe dahil edildi. Gruplar, gestasyonel diabet ve hipertansiyon sıklığı, sigara-alkol bağımlılığı, mekonyumlu amniyon, erken membran rüptürü, doğum şekli, sezeryan endikasyonları, post partum hemogram/hematokritte azalma, post partum enfeksiyon, bebek doğum ağırlığı, omuz distosisi, fetal APGAR skoru, ayrıca maternal fetal neonatal istenmeyen sonuçlar açısından karşılaştırıldı. 

BULGULAR: Normal vücut kitle indeksi olan kadınlarla karşılaştırıldığı zaman, obez gebeler gestasyonel diabet(p=0.044), hipertansiyon(p=0.0001), sezeryan sıklığı(p=0.001), sefalopelvik uygunsuzluk veya ilerlemeyen eylem nedeniyle sezeryan(p=0.001), hastanede kalış süresi(p=0.01), iri bebek(p=0.01), bebeklerin servis izlemine alınması(p=0.025) ve maternal-fetal-neonatal istenmeyen sonuçlarda(p=0.001) istatiksel olarak anlamlı bir artışa sahipti. Her 2 grup arasında sigara/alkol bağımlılığı, erken membran rüptürü ve mekonyumlu amniyon, post partum hemoraji, düşük doğum ağırlıklı bebek doğurma sıklığı, yenidoğan APGAR skoru arasında istatistiksel olarak anlamlı fark bulunmadı.

SONUÇ: Çalışmamızdan elde ettiğimiz verilere göre maternal obezite gebelik komplikasyonlarının ve fetal-neonatal morbiditenin artmasında önemli bir faktör gibi gözükmektedir. 

Anahtar Kelimeler: Gebelik, gestasyonel diyabet, hipertansiyon, obezite, vücut kitle indeksi

OLGU SUNUMU
7.
Toraksa Olan Ateşli Silah Yaralanmasında Merminin Atipik Seyri
The Atypical Trajectory of a Bullet in Gunshot Injury of Thorax
doi: 10.5222/iksst.2015.079  Sayfalar 79 - 81
Serkan Doğan, Canan Akman, Ekım Saglam Gurmen, Zeynep Saral Ozturk, Tarik Ocak
Serkan Doğan, Canan Akman, Ekım Saglam Gurmen, Zeynep Saral Ozturk, Tarik Ocak
İstanbul Kanuni Sultan Süleyman Eğitim Ve Araştırma Hastanesi Acil Tıp Kliniği

Ateşli silahlarla oluşan yaralanmanın ciddiyeti ve derecesi, merminin balistik özelliklerine bağlıdır. Silahın cinsi, atış mesafesi ve bunun sonucunda oluşan kinetik enerjinin gücü yaralanmanın ciddiyetini ortaya koyar. Biz de bu olgu sunumunda izlediği seyir göz önüne alındığında toraksa yönelmiş olan merminin kaburgaya çarpıp sıra dışı bir yol izleyerek batına doğru yönelmesi ile sebep olduğu yaralanmalar ve vücuttaki beklenilmeyen lokalizasyondaki sonlanışını tartışmak istedik.

Anahtar Kelimeler: ateşli silah yaralanması, atipik seyir, mermi

8.
Senkron Apendiks ve Kolon Tümörünün Bir Olgu Nedeniyle İrdelenmesi
Evaluation of a Case of Synchronous Appendiceal and Colonic Tumors
doi: 10.5222/iksst.2015.082  Sayfalar 82 - 83
Suat Can Ulukent, Nuri Alper Şahbaz, Yiğit Mehmet Özgün, Özgür Akbayır

Kolorektal tümörlerle birlikte görülen senkron ve metakron apendiks tümörleri sıklığı kesin olarak bilinmemekle beraber literatürde bildirilmiştir. Altmış beş yaşında kadın hasta, kliniğimize 2 aydır devam eden kilo kaybı, halsizlik, sol yan ağrısı ve gaz-gaita çıkaramama şikâyetleriyle başvurdu. Yapılan kolonoskopik incelemede proksimal kolona geçişin olmadığı ve ileusa sebep olan splenik fleksura tümörü saptandı. Total kolektomi yapılan hastanın patoloji sonucunda splenik fleksurada seroza invazyonu gösteren orta derecede diferansiye adenokarsinom ve apendikste de senkron olarak iyi diferansiye nöroendokrin tümor olduğu tespit edildi. Burada sizlere insidental olarak tespit ettiğimiz kolon adenokarsinomu ve senkron apendiks nöroendokrin tümörü olgumuzu sunmayı amaçladık.

Anahtar Kelimeler: Senkron tümör, nöroendokrin tümör, appendiks

9.
Baker Kist Orijinli Pigmente Villonodüler Sinovit
Pigmented Villonodular Synovitis Originating From The Baker’s Cyst: A Case Report
doi: 10.5222/iksst.2015.084  Sayfalar 84 - 86
Bahar Dernek, Pınar Kürsüz Köseoğlu, Tuğba Aydın, Memduh Dursun, Fatma Nur Kesiktaş

Pigmente villonodüler sinovit (PVNS) nadiren rastlanılan ve eklem, tendon kılıfı ve diğer sinoviyal yapılardan köken alan bir hastalıktır. PVNS genellikle erişkinlerde görülebilmekle beraber nadiren de olsa PVNS’ye çocuklarda da rastlanılabilmektedir. PVNS semptomları hastalığa spesifik özellik taşımamaktadır ve tedavisinde cerrahi teknikler gerekmektedir. Nadiren PVNS’ye atipik bölgelerde de rastlanılmaktadır. Olgu sunumumuzda nonspesifik belirti ve bulgularla ortaya çıkan atipik yerleşimli bir PVNS olgusu anlatılmıştır.

Anahtar Kelimeler: Pigmente villonodüler sinovit, Baker kisti, ağrı

10.
Sezaryen Sonrası Vajene Doğan Myom
Vaginal Prolapse of a Myoma After Cesarean Section
doi: 10.5222/iksst.2015.087  Sayfalar 87 - 89
Barış Büke, Çağrı Güven, Deniz Şimşek, Sibel Demir

Sezaryen Sonrası Vajene Doğan Myom: Olgu Sunumu
Anahtar sözcükler: gebelik, myom, vajene doğan myom, vajinal myomektomi
Uterin fibroidler (UF) premenopozal dönemdeki bayanlarda en yaygın görülen jinekolojik tümörlerdir. Günümüzde bayanların çocuk sahibi olma isteklerini 30 yaş sonrasına ertelemeleri nedeniyle gebelikte myom saptanma sıklığı geçmişe oranla artış göstermektedir. Gebelikte myom saptanan bayanların büyük kısmı herhangi bir sorun yaşamadan gebeliklerini sonlandırmaktadır ancak; literatürde myomlar; spontan düşük, erken eylem, ablasyo plasenta, erken membran rüptürü, fetal malprezantasyon, distosi, sezaryen ile doğum, postpartum kanama ve histerektomi ile ilişkili bulunmuştur. Bu olgu sunumunda gebeliğinde fundal bölgede, servikal bölgede, uterus posteriorunda birden fazla myom olan hastanın gebelik takibinde myom dejenerasyonuna bağlı ağrı dışında komplikasyonu olmamıştır. Servikal bölgedeki yaklaşık 8 cm’lik myom nedeniyle hasta sezaryen ile doğumu gerçekleştirilmiştir. Sezaryende hastanın myomlarına müdahale edilmemiştir. Post-operatif 2. günde taburcu edilen hasta, post-operatif 15. Günde vajinal kanama nedeniyle kliniğimize başvurmuştur. Hastanın vajinal muayenesinde serviksi dilate eden vajene doğmuş yaklaşık 5-6 cm’lik, plasental kalıntıyı andıran, dejenere myom saptanmıştır. Genel anestezi altında myom vajinal yolla ekstirpe edilmiştir. İşlem sonrası kanaması olmayan hasta port-operatif 1. Günde taburcu edilmiştir.

Anahtar Kelimeler: gebelik, myom, vajene doğan myom, vajinal myomektomi

11.
Polihidramniyozun Nadir Görülen İki Nedeni: Konjenital İshal ve Bartter Sendromu
Two Rare Causes of the Polyhydramnios: Congenital diarrhea and Bartter Syndrome
doi: 10.5222/iksst.2015.090  Sayfalar 90 - 93
Olcay Işık, Ayla Günlemez, Nihal Akçay, Esma Yıldızlı, Kenan Bek, Ayşen Aydoğan, Ayşe Engin Arısoy

Polihidramniyoz yüksek riskli gebelik belirtisidir. Polihidramniyozla birlikte perinatal morbidite ve mortalite artmaktadır. Etiyolojide annede diyabet, ikizden ikize kanama, plasental koryoanjioma, fetal anomali gibi sık görülen nedenler yanı sıra özellikle erken başlangıçlı ciddi polihidramniyoz vakalarında; fetal renal tubulopati ve konjenital diyare gibi amniyotik sıvıyı arttıran daha nadir ciddi hastalıklar da yer almaktadır.
Bu makalede, annelerinde nedeni belirlenemeyen polihidramniyoz öyküsü olan ve fetal poliüri ve ishalle teşhis edilen; yenidoğan döneminde “Neonatal Bartter Sendromu” ve “Konjenital İshal” tanısı alan iki olgumuz polihidramniyozun nadir nedenleri olarak sunulmuştur.

Anahtar Kelimeler: polihidramniyoz, neonatal Bartter, konjenital ishal

12.
Ayak Başparmak Distal Falanksta Osteokondroma
Osteochondroma of the Distal Phalanx of the Great Toe
doi: 10.5222/iksst.2015.094  Sayfalar 94 - 96
Güzelali Özdemir, Barış Yılmaz, Etem Aytaç Yazar
Güzelali Özdemir, Barış Yılmaz, Etem Aytaç Yazar
Fatih Sultan Mehmet Eğitim Ve Araştırma Hastanesi, Ortopedi Ve Travmatoloji Kliniği, İstanbul, Türkiye

Osteokondromalar kemiğin en sık görülen benign tümörleridir. En sık uzun kemiklerin metafizer bölgelerinde, femur, proksimal humerus ve proksimal tibiada ve tendon yapışma yerlerinde yer alır. Bununla birlikte ayak ve elde oldukça nadir olarak görülürler. Genellikle belirti vermeyen ve radyografiler ile rastlantısal olarak tespit edilen bu tümörün seyrek görülenayak başparmak distal falanks lokalizasyonunda kolaylıkla atlanabileceğini bir olgu üzerinden paylaşmak istedik.

Anahtar Kelimeler: Ayak başparmağı, osteokondroma, benign tümör

2019

2018

2017

2016

2015

2014

2013

2012

2011

2010

2009

2006

2005

2004

Logos Tıp Yayıncılığı
Yildiz Posta Cad. Sinan Apt. No:36
D.63-64 Gayrettepe 34349 Istanbul
 
Fax :
(212) 288 0541
(212) 288 5022
(212) 211 6185
  E-mail
logos@logos.com.tr
  Google Maps için tıklayın