Türk Mikrobiyoloji Cemiyeti Dergisi Eylül 2013

http://www.tmc-online.org/

    

Türk Mikrobiyol Cem Derg 43(3):77-83, 2013
doi:10.5222/TMCD.2013.077
Derleme
Staphylococcus aureus Türlerinde Biyofilm ve Biyofilm Oluşumundan Sorumlu Genler

Zehra Nur YÜKSEKDAĞ, Nurnehir BALTACI
Gazi Üniversitesi Fen Fakültesi, Biyoloji Bölümü, Biyoteknoloji Anabilim Dalı

 
ÖZET
 

Staphylococcus aureus hastalık etkeni olan önemli bir mikroorganizmadır ve biyofilm yapımı gibi birçok önemli virülans faktörü oluşturmaktadır. Hastalarda kronik enfeksiyonların kalıcılığıyla ilgili olduğu düşünülen biyofilm üretimi, son yıllarda araştırmacıların ilgisini çeken bir konudur. Biyofilm, serbest yaşayan organizmaların uygun bir yüzeye tutunup kümeleşerek ürettikleri matriks ile oluşturdukları tabakadır. Bu tabaka, S. aureus’ların antibiyotiğe karşı dirençli olmasını sağladığı ve konak tarafından fagositozuna engel olduğu için, S. aureus enfeksiyonlarının tedavisini zorlaştırmaktadır. S. aureus türünde biyofilm tabakasının oluşumundan icaADBC lokusu ve bazı proteinler sorumlu tutulmaktadır. Bu derlemede, S. aureus türü bakterilerde biyofilm oluşumundan sorumlu olan icaA, icaD ve bap genlerinin birbirleri ve fenotipik ifadeleri arasındaki ilişkinin özetlenmesi amaçlanmıştır.

Anahtar kelimeler: Staphylococcus aureus, biyofilm, icaADBC

 

Türk Mikrobiyol Cem Derg 43(3):84-89, 2013
doi:10.5222/TMCD.2013.084
Araştırma 
CMV Profilaksisi Alan Böbrek Nakli Olan Hastalarda CMV Enfeksiyonu Sıklığı ve Risk Faktörlerinin Değerlendirilmesi §

Alparslan ERSOY*, Ahmet GÜLTEPE**, Emel IŞIKTAŞ SAYILAR*, Yavuz AYAR*, Halis AKALIN***, Fatih COŞKUN**, Meltem ÖNER TORLAK***, Gökhan COŞGUN**, Coşkun ATEŞ**
* Uludağ Üniversitesi Tıp Fakültesi, Nefroloji Bilim Dalı
** Uludağ Üniversitesi Tıp Fakültesi, İç Hastalıkları Anabilim Dalı
*** Uludağ Üniversitesi Tıp Fakültesi, Enfeksiyon Hastalıkları ve Klinik Mikrobiyoloji Anabilim Dalı

 
ÖZET
 

Amaç: CMV (sitomegalovirüs) böbrek nakli sonrası en sık görülen viral enfeksiyondur. Akut rejeksiyon, greft yetmezliği, mortalite, fırsatçı enfeksiyonlar, malignite, diabetes ve kardiyovasküler komplikasyon riskini arttırabilir. Nakil sonrası profilaktik antiviral tedavi CMV enfeksiyonlarının sıklığını azaltan en önemli yaklaşımdır. Bu çalışmada valgansiklovir profilaksisi alan böbrek nakli alıcılarında CMV enfeksiyonu sıklığı ve risk faktörlerini araştırmayı amaçladık.

Gereç ve Yöntem: Merkezimizde son dönem böbrek yetmezliği ile böbrek nakli yapılan ve erken dönemde oral valgansiklovir ile CMV profilaksisi yapılan 126 böbrek nakli alıcısı çalışmaya dâhil edildi. CMV enfeksiyonu Abott Real Time PCR tekniğiyle gösterilen CMV-DNA pozitifliği ile değerlendirildi. Hastalar CMV-DNA pozitif ve negatif olarak iki gruba ayrıldı ve özellikleri karşılaştırıldı.

Bulgular: Yüz yirmi altı böbrek nakli alıcısının 35’inde (%27.7) CMV-DNA pozitifliği saptandı. CMV-DNA pozitif ve negatif alıcıların demografik karakteristikleri benzerdi. İki grubun akut rejeksiyon sıklığı ve böbrek fonksiyonları arasında fark bulunmadı. Siklosporin ve takrolimus bazlı immünsüpresif alanlardaki CMV-DNA pozitifliği oranı karşılaştırılabilirdi (sırasıyla %35’e karşılık %21.2 p>0.05). CMV enfeksiyonu gelişen alıcılarda akut rejeksiyon nedeniyle anti-timosit globulin (ATG) kullanma oranı anlamlı yüksekti (%22.8’e karşılık %8.7, p=0.038). Ayrıca, ATG kullanılan hastaların %50’sinde CMV enfeksiyonu görüldü.

Sonuç: CMV enfeksiyonu böbrek nakli alıcılarında önemli bir morbidite ve mortalite nedenidir ve gelişiminden başlıca indüksiyon veya rejeksiyon tedavisi için kullanılan antikor tedavileri sorumludur. Antikor tedavisi alan alıcılarda CMV-DNA kopyalarının düzenli izlenmesi yararlı olabilir. Özellikle bu hastalarda etkili profilaksi stratejileri geliştirilmelidir.

Anahtar kelimeler: Sitomegalovirüs enfeksiyonu, böbrek nakli, immünosüpresyon

 

 

Türk Mikrobiyol Cem Derg 43(3):90-96, 2013
doi:10.5222/TMCD.2013.090
Araştırma
Dokuz Eylül Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi 
Mikoloji Laboratuvarına Gönderilen Kazıntı Örneklerinin Direk Bakı ve Kültür Sonuçları §

M. Cem ERGON, Müjgan ÖZHUN, Mine DOLUCA DERELİ
Dokuz Eylül Üniversitesi Tıp Fakültesi, Tıbbi Mikrobiyoloji Anabilim Dalı

 
ÖZET
 

Amaç: Dokuz Eylül Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi Mikoloji Laboratuvarına son beş yıl içinde gönderilen tırnak, deri ve saç/saçlı deri kazıntı örneklerinin direk bakı ve kültür sonuçlarının retrospektif olarak incelenmesi hedeflendi.

Gereç ve Yöntem: Ocak 2008-Haziran 2012 tarihleri arasında direk bakı ve kültür isteği bulunan 2533 örnek ile yalnızca mikroskobik bakı isteği olan 655 örnek incelendi. Örnekler, mikroskobik bakıları %15’lik potasyum hidroksit ile yapıldıktan sonra, Sabouraud’un dektrozlu agarı ve Mycosel agarda kültüre alınarak 30ºC’de dört hafta enkübe edildi. Üreyen etkenlerin identifikasyonu konvansiyonel yöntemlerle yapıldı.

Bulgular: Direk bakı ve kültür isteği olan 2533 örneğin 843’ünde (%33.28) mantar elemanı gözlendi. Tüm örneklerin 30’unda (%1.19) bakteriyel kontaminasyon gözlenirken, 278’inde (%10.98) dermatofit, 31’inde (%1.22) dermatofit dışı küf mantarı veya maya mantarı üremesi saptandı. Mikroskobik bakısında hif/hif ve spor gözlenen örneklerin 248’inde (%29.42) dermatofit cinsi mantar üredi. Dermatofit üreyen örneklerin ise 30’unun (%10.80) direk bakısında mantar elemanı görülmedi. En sık üreyen etkenler Trichophyton rubrum (%74.10), T. mentagrophytes (%9.71) ve Microsporum canis (%7.19) olarak belirlendi. Yıllar içerisinde T. rubrum oranında belirgin bir artış gözlenmekle birlikte, yıllara göre tür dağılımlarında istatistiksel olarak anlamlı bir fark saptanmadı. Yalnızca mikroskobik bakı istenen örneklerin 236’sında (%36.03) mantar elemanı izlendi. Çalışmamızda direk bakı ve kültür isteği ile gönderilen örnek grubunda en fazla yer alan örnek türü tırnak (%59.73) olmakla birlikte en sık dermatofit üremesi saptanan örnek türü deri (%53.96) oldu. Deri örneklerindeki üreme oranı tırnak örneklerindeki üreme oranından istatistiksel olarak anlamlı derecede fazla bulundu (?2=34.00; p<0.0001).

Sonuç: Laboratuvarımıza gelen örneklerden en sık soyutlanan türlerin ve sıklığının yurdumuz ve dünya verileri ile uyumlu olduğu görüldü.

Anahtar kelimeler: Dermatofitler, kazıntı örnekleri, kültür

 

 

Türk Mikrobiyol Cem Derg 43(3):97-103, 2013
doi:10.5222/TMCD.2013.097
Araştırma
Bazı Liken Örneklerinin Antimikrobiyal Özelliklerinin Belirlenmesi

Fadime KIRAN, Atila YILDIZ, Özlem OSMANAĞAOĞLU
Ankara Üniversitesi Fen Fakültesi, Biyoloji Bölümü

 
ÖZET
 

Amaç: Sentetik ilaçların uzun süreli kullanımlarının yan etkilere sahip olduğu ve dirençlilik oluşturduğu bilinen bir gerçektir. Bu durum özellikle bulaşıcı hastalıkların tedavisinde önemli bir sorun teşkil etmektedir. Gelişen bu olumsuz etkiler, sentetik ilaçlara alternatif olarak şifalı bitkilerin çeşitli hastalıkların tedavilerinde kullanılabilme olasılığını ortaya koymuştur. Bu çalışmada çeşitli liken örneklerinin antimikrobiyal etkisi araştırılmış ve antimikrobiyal ajanlar olarak kullanım potansiyelleri belirlenmiştir.

Gereç ve Yöntem: Antimikrobiyal aktivite spektrumunun tespiti amacıyla kullanılan mikroorganizmalar, klinik ve gıda kaynaklı intoksikasyon ve enfeksiyonlarda etkili olan ve tehlike oluşturabilen gram pozitif ve gram negatif bakteriler arasından seçilmiştir. İlaveten mantarları temsilen Aspergillus niger RSKK 483, mayaları temsilen ise Candida albicans ATCC 26555 kullanılmıştır. Çankırı’nın (Türkiye) çeşitli bölgelerinden toplanan Evernia divaricata, Evernia prunastri, Lobaria pulmonaria ve Pseudevernia furfuracea liken örneklerinin kloroform ve aseton ekstratlarının antimikrobiyal aktiviteleri, disk difüzyon tekniğinin kullanımı ile tespit edilmiştir.

Bulgular: Liken ekstraktları gram pozitif bakterilere karşı oldukça güçlü bir etki göstermiştir. Evernia divaricata en yüksek antimikrobiyal aktiviteye sahip liken olarak belirlenmiştir. Özelikle vankomisin dirençli Enterococcus faecalis ve metisilin dirençli Staphylococcus aureus suşlarına karşı yüksek aktivite sergilemiştir. Pseudevernia furfuracea ise yalnızca Bacillus cereus ATCC 9139, Bacillus subtilis ATCC 21332 ve Bacillus sphaericus RSKK 382 suşları üzerinde etkili olmuştur. Ayrıca, ekstraksiyon için kloroform yerine aseton kullanılması hâlinde antimikrobiyal aktivitenin maksimum oranda elde edilebileceği belirlenmiştir.

Sonuç: Çalışmada kullanılan liken örnekleri doğal antimikrobiyal etkiye sahiptirler. Ancak ilerleyen aşamalarda antimikrobiyal aktivitenin kaynağı olan doğal metabolitin belirlenmesi ve saflaştırılması gerekmektedir. Bu işlemleri takiben liken ekstraktlarının farmasötik alanlara dâhil edilmesi olası olabilir.

Anahtar kelimeler: Liken, disk difüzyon, antimikrobiyal aktivite

 

 

Türk Mikrobiyol Cem Derg 43(3):104-111, 2013
doi:10.5222/TMCD.2013.104
Araştırma
Dispeptik Yakınmalı Hastalarda Helicobacter pylori Virulans Genleri ile Endoskopik Bulguların Karşılaştırılması §

Arzu İRVEM*, Fetiye KOLAYLI**, Saadettin HÜLAGU***
* Ümraniye Eğitim ve Araştırma Hastanesi, Mikrobiyoloji Bölümü
** Kocaeli Üniversitesi Tıp Fakültesi, Mikrobiyoloji ve Klinik Mikrobiyoloji Anabilim Dalı
*** Kocaeli Üniversitesi Tıp Fakültesi, Gastroenteroloji Bilim Dalı

 
ÖZET
 

Amaç: Helicobacter pylori gastrit, gastrik ve duodenal ülser, gastrik kanser ve MALT lenfoma ile ilişkili önemli bir patojenidir. H. pylori suşları ile enfekte olan birçok bireyde peptik ülserin gelişmemesi ve asemptomatik kalması, peptik ülser gelişiminde başka faktörlerin rol oynayabileceğini düşündürmektedir. Enfeksiyonun gelişmesinde H. pylori’ye ait sitotoksin ilişkili patojenite adacığında (CagPAI) yer alan sitotoksin ilişkili gen (CagA), vakuol oluşturucu sitotoksin geni (VacA), kan grubu antijeni bağlayan adezin (BabA), Sialil-Lewis X bağlayan (SapA) ve IceA virulans faktörleri yanında konağa ait faktörler de önemli rol oynamaktadır. Üreaz enzimi ve yüksek hareket özelliği de enfeksiyon patogenezinde önemlidir. Virülans genleri ile gastrik hastalıklar arasında ilişkinin varlığı bilinmekle birlikte, çeşitli coğrafik bölgelerde farklılıklar göstermektedir. Patojenik ve non-patojenik H. pylori suşları konakta bulunabilmekte ve farklı genotiplere sahip suşlar farklı klinik bulguların ortaya çıkmasına neden olabilmektedirler. Bu çalışmada, Kocaeli bölgesindeki dispeptik yakınması olan hastalarda H. pylori virülans genlerinin prevalansını ve virulans genleri ile endoskopik bulguların karşılaştırılmasını amaçladık.

Gereç ve Yöntem: Çalışmaya alınan 121 dispeptik yakınmalı hastanın endoskopik doku biypsisinde H. pylori 16S rRNA genine spesifik primerler kullanılarak yapılan Polimeraz Zincir Reaksiyonunda (PZR) yetmiş sekiz hastanın (40 gastritli, 20 gastrik ülserli, 9 duodenitli, 9 normal endoskopik bulgulu) biyopsi örneğinde H. pylori pozitif olarak belirlendi. Virülans genlerinin varlığı klasik PZR yöntemi, istatistiksel analiz için Pearson Chi-squared ve Fisher’s exact test testleri kullanıldı.

Bulgular: Kocaeli bölgesinde belirlenen H. pylori suşlarında CagA geni %70.5, VacA s1a/m2 alleli %71.8, VacA s2/m2 alleli %16.7 oranında bulundu. CagA, VacA s1/m2 genotipi dominant olmasına rağmen, klinik bulgularla istatistiksel olarak anlamlı bir ilişki belirlenemedi. IceA1 ve IceA2 allelleri hemen hemen eşit oranda (sırasıyla %24.4 ve 26.9) belirlenirken babA2 alleli %6.4 oranında belirlendi. IceA2 alleli ile klinik bulgular arasında negatif bir ilişki belirlendi (p=0.011). IceA1, babA2 allelleri istatistiksel olarak klinikle ilişkili bulunamadı.

Sonuç: Oranın bu şekilde düşük olmasının nedeni gastrik kanserli ve prekanseröz lezyonlu hasta grubunun olmaması ile ilişkili olabileceği düşünülmüştür.

Anahtar kelimeler: Helicobacter pylori, virulans genleri

 

 

Türk Mikrobiyol Cem Derg 43(3):112-114, 2013
doi:10.5222/TMCD.2013.112
Olgu Sunumu
İmmünsüpresif Bir Hastada Chryseobacterium meningosepticum’un Neden Olduğu Bakteriyemi Olgusu

Yasemin ZER*, Yelda DEMİR*, Handan HAYDAROĞLU ŞAHİN**, Ahu SÖNMEZ*, 
Mustafa PEHLİVAN**, Tekin KARSLIGİL*
*Gaziantep Üniversitesi Tıp Fakültesi, Tıbbi Mikrobiyoloji Anabilim Dalı
**Gaziantep Üniversitesi Tıp Fakültesi, Tıbbi Hematoloji-Onkoloji Anabilim Dalı

 
ÖZET
 

Chryseobacterium meningosepticum bir fırsatçı patojen olup, normal insanlarda hemen, hiç hastalık etkeni olarak saptanmaz. Bununla birlikte immünsüpresif hastalarda, yenidoğanlarda ve yoğun bakım ünitelerinde çeşitli enfeksiyonlara neden olabilir. Neden olduğu klinik tablolar az görülmesine rağmen, mortal seyirli olması açısından önem taşır. Bu çalışmada nötropeni gelişen, hematolojik maligniteli bir hastada bakteriyemi etkeni olarak laboratuvarımızda ilk kez izole edilen C. meningosepticum sunulmuştur.

Anahtar kelimeler: Nötropeni, bakteriyemi, Chryseobacterium meningosepticum

 

 

Türk Mikrobiyol Cem Derg 43(3):115-118, 2013
doi:10.5222/TMCD.2013.115
Olgu Sunumu
Corynebacterium pseudodiphtheriticum Pnömonisi: 
Bir Olgu Sunumu

Nesibe AYGÜN ÜNAL*, Nilay ÇÖPLÜ*, Selin NAR ÖTGÜN**, Mustafa ÇAĞATAY*, Bahar KURT***
* Dışkapı Yıldırım Beyazıt Eğitim Araştırma Hastanesi Klinik Mikrobiyoloji Kliniği
** Türkiye Halk Sağlığı Kurumu
*** Dışkapı Yıldırım Beyazıt Eğitim Araştırma Hastanesi Göğüs Hastalıkları Kliniği

 
ÖZET
 

Göğüs hastalıkları polikliniğine öksürük, balgam ve nefes darlığı yakınmaları ile başvuran 62 yaşındaki erkek hastanın öyküsünde Hodgkin lenfoma tanısı vardı. Bronşiyal lavaj sonrası hastaya ampirik olarak moksifloksasin ve trimetoprim/sulfametoksazol başlandı. Bronşiyal lavaj örneğinin direkt mikroskobik incelemesinde çok sayıda lökosit ve Gram pozitif çomak morfolojisinde, birbirine karşı Çin harfleri dizilimi gösteren bakteriler görüldü. Kültürde kanlı agar besiyerinde düzgün yüzeyli, 1 mm çapında beyaz renkli koloniler gözlendi ve bunların gram pozitif çomak olduğu saptandı. API Coryne (Bio-Mérieux, France) tanımlama sistemi ile API Coryne biyokodu 7101004 olarak belirlendi ve %99.6 olasılıkla Corynebacterium pseudodiphtheriticum olarak kabul edildi. Bir haftalık tedaviyi takiben hastanın semptomlarında iyileşme görüldü. Bu olgu sunumu ile nondiphteria Corynebacterium türlerinin özellikle immunsuprese ve malignitesi bulunan hastalarda solunum yolu enfeksiyonlarına neden olabileceği vurgulanmıştır.

Anahtar kelimeler: Corynebacterium pseudodiphtheriticum, immün yetmez konak, pnömoni

2019

2018

2017

2016

2015

2014

2013

2012

2011

Logos Tıp Yayıncılığı
Yildiz Posta Cad. Sinan Apt. No:36
D.63-64 Gayrettepe 34349 Istanbul
 
Fax :
(212) 288 0541
(212) 288 5022
(212) 211 6185
  E-mail
logos@logos.com.tr
  Google Maps için tıklayın