Türk Mikrobiyoloji Cemiyeti Dergisi Sayı-1 2014

http://www.tmc-online.org/

 

    
Orijinal Araştırma
Non-Fermentatif Gram Negatif Basillerde Metallo-Βeta-Laktamaz Varlığının Araştırılması 
Zeynep ERDİL, M. Hamidullah UYANIK, Halil YAZGI, Ahmet AYYILDIZ
Amaç: Non-fermentatif Gram negatif basiller (NFGNB) son yıllarda hastane enfeksiyonlarından sıklıkla izole edilmektedirler. Acinetobacter ve Pseudomonas türlerine ait suşlarda hızla yayılan ve geniş antibakteriyel direnç spektrumuna neden olan metallo enzimler enfeksiyonların tedavisi için ciddi bir tehdit oluşturmaktadır. Metallo beta laktamaz (MBL) enzim üretimini saptamak için moleküler ve çeşitli fenotipik yöntemler kullanılmaktadır. Bu çalışmada, imipeneme dirençli Acinetobacter baumannii ve Pseudomonas aeruginosa suşlarında MBL enzim üretiminin dört farklı fenotipik yöntem kullanılarak saptanması ve bu testlerin birbirleri arasındaki uyumun araştırılması amaçlanmıştır.

Gereç ve Yöntem: Eylül 2012-Ekim 2013 tarihleri arasında Atatürk Üniversitesi Araştırma Hastanesi'nde çeşitli klinik örneklerden izole edilen farklı hastalara ait 111 A. baumannii, 140 P. aeruginosa suşundan karbapeneme direnç tespit edilen 94 A. baumannii ve 48 P. aeruginosa suşu çalışma kapsamında incelenmiştir. Tür düzeyinde tanımlanma ve bakterilerin antimikrobiyal duyarlılıkları VITEK-2 compact (bioMérieux, Fransa) otomatize sistem ile yapılmıştır. MBL varlığı çift disk sinerji testi, kombine disk testi, gradient strip test yöntemi ve modifiye Hodge testi kullanılarak araştırılmıştır.

Bulgular: A. baumannii suşlarında MBL pozitifliği gradient strip test yöntemi, kombine disk testi, çift disk sinerji testi ve modifiye Hodge testi ile sırasıyla %97.9; 98.9, 98.9 ve 95.7 oranında saptanırken, bu oranlar P. aeruginosa suşlarında ise %100; 93.7; 89.6 ve 41.7 olarak saptanmıştır. A. baumannii suşlarında gradient strip test ile kombine disk testi, çift disk sinerji testi ve modifiye Hodge testi arasındaki uyum sırasıyla %94.7; 94.7 ve 91.5 oranında saptanmışken, P. aeruginosa suşlarında gradient strip test ile diğer testler arasındaki bu uyum oranları sırasıyla %93.7, %89.6 ve %41.7 olarak bulunmuştur.

Sonuç: Çalışmamızda A. baumannii ve P. aeruginosa suşlarında yüksek oranda karbapenem direnci ve MBL üretimi saptanmıştır. Tedavide kullanılabilecek bir MBL inhibitörünün bulunmaması bu durumu ciddi bir sorun hâline getirmektedir. MBL enzim varlığının saptanması, hastane enfeksiyonlarının önlenmesinde epidemiyolojik verilerin elde edilmesine ve uygun antimikrobiyal ajan seçimine yardımcı olacaktır. Fenotipik testler genel olarak birbiriyle uyumlu gözükse de moleküler yöntemlerle MBL enzim varlığının saptanması testlerin gerçek özgüllük ve duyarlılığını göstermesi açısından gerekli görülmektedir.

Anahtar Sözcükler: Fenotipik testler, karbapenem direnci, metallo-beta-laktamaz, non-fermentatif


Akut Gastroenteritli Hastalarda Rotavirüs ve Adenovirüs Varlığının Araştırılması 
Yusuf DOĞAN, Fahriye EKŞİ, Tekin KARSLIGİL, Ayşen BAYRAM
Amaç: Enfeksiyöz gastroenteritler, alt solunum yolu enfeksiyonlarından sonra, çocuklarda morbidite ve mortalitenin ikinci en sık nedenidir. Virüslere bağlı gastroenteritlerin sıklığının özellikle gelişmiş ülkeler başta olmak üzere giderek arttığı gözlenmektedir. Viral gastroenterit etkenlerinden rotavirüs ve enterik adenovirüsler, çocuklarda akut gastroenteritlerin en sık görülen etkenleridir. Dışkı örneklerinde viral antijen analizi tanı açısından önemlidir. Bu çalışmada, Temmuz 2012-2013 tarihleri arasında Gaziantep Üniversitesi, Şahinbey Araştırma ve Uygulama Hastanesi, Merkez Laboratuvarı, Mikrobiyoloji Birimi'ne gastroenteritli hastalardan alınan dışkı örneklerinde viral enfeksiyon etkenlerinden rotavirüs ve adenovirüs sıklığının araştırılması amaçlanmıştır.

Gereç ve Yöntem: Çalışmamızda, çeşitli gastrointestinal yakınmalarla başvuran hastalardan, rotavirüs araştırmak amacı ile 1988, adenovirüs araştırmak amacı ile 1591 dışkı örneği incelemeye alınmıştır. Viral enfeksiyon etkenlerinden rotavirüs ve adenovirüs pozitifliği immünokromatografik yöntem (RIDA®QUICK Rotavirus/Adenovirus combi, R-Biopharm, Almanya) kullanılarak araştırılmıştır. Rotavirüs ve adenovirüs sıklığının hastaların cinsiyetlerine, yaşlarına ve örneklerin gönderildiği mevsimlere göre dağılımı istatistiksel olarak değerlendirilmiştir.

Bulgular: Araştırılan örneklerin 241'inde (%12.1) rotavirüs, 68'inde (%4.3) adenovirüs antijeni belirlenmiştir. Yirmi dört örnekte (%1.8) rotavirüs ve adenovirüs antijenleri birlikte pozitif olarak saptanmıştır. Rotavirüs antijeni erkek hastaların %11,9'unda, kadınların %12.4'ünde pozitif olarak saptanmış olup, cinsiyetler arasında istatistiksel olarak anlamlı farklılık bulunmamıştır (p=0.76). Rotavirüs antijeni pozitif bulunan olguların 198'i (%82.2) 0-5 yaş grubu hastalardan oluşurken, antijen pozitifliği en çok yaş aralığı olarak 5-24 ay (%19.9) arasında bulunan çocuklarda saptanmıştır. Mevsim olarak en sık kış aylarında (%17.1) tespit edilmiştir. Yaş (p<0.001) gruplarına ve mevsimlere (p=0.016) göre rotavirüs antijeni saptanması arasında anlamlı ilişki saptanmıştır. Adenovirüs antijeni araştırılan ve pozitif bulunan hastaların 39'u (%57.4) 0-5 yaş grubu hastalardan oluşmuştur. Adenovirüs antijenleri saptanması ile cinsiyet, yaş grupları ve mevsimsel dağılımları arasında anlamlı ilişki saptanmamıştır (p>0.05).

Sonuç: Bölgemizde rotavirüs ve enterik adenovirüs özellikle çocukluk çağı gastroenteritleri arasında önemli bir halk sağlığı sorunu oluşturmaktadır. Çalışmamız sonucunda elde edilen veriler bakteriyel ve paraziter etkenlerin yanında viral etkenlerin de araştırılmasını gerekli kılmaktadır.

Anahtar Sözcükler: Akut gastoenterit, adenovirüs, rotavirüs


Pseudomonas aeruginosa İzolatlarında Metallo-Beta-Laktamaz Üretiminin Araştırılması 
Özlem BUCAK, Tekin TAŞ, Esra KOÇOĞLU, Şeyda KARABÖRK
Amaç: Pseudomonas aeruginosa, karbapenemler dâhil antipseudomonal ilaçlara karşı direnç gelişebilecek önemli bir nozokomiyal patojendir. P. aeruginosa enfeksiyonlarının eradikasyonu için tedavi rejimleri giderek daha sınırlı hâle gelmektedir. Bu çalışmada, P. aeruginosa suşlarının çeşitli antibiyotiklere karşı direnç oranları ve imipeneme dirençli olanlarda metallo-beta-laktamaz (MBL) enzimi varlığının fenotipik yöntemle belirlenmesi amaçlanmıştır.

Gereç ve Yöntem: Çeşitli klinik örneklerden izole edilen 100 P. aeruginosa suşu değerlendirildi. Antibiyotik duyarlılıkları Kirby-Bauer disk difüzyon yöntemi ile CLSI kriterlerine göre belirlenmiştir. İmipenem dirençli ve orta duyarlı suşlarda, MBL varlığı açısından kombine disk (IMP-EDTA) test yöntemi kullanıldı.

Bulgular: Antibiyotik direnç oranları imipeneme %25, sefepime %14, seftazidime %19, piperasilin/tazobaktama %10, aztreonama %24, siprofloksasine %11, tobramisine %6 ve amikasine %5 olarak bulundu. Metallo-beta-laktamaz üretimi, imipenem dirençli ve orta duyarlı P. aeruginosa suşlarınının %80'inde tespit edildi.

Sonuç: Çalışmamızda, kombine disk test yöntemi ile elde edilen MBL pozitiflik oranı diğer çalışmalar ile uyumludur. İmipeneme dirençli bulunan suşlarda direnç yayılımını önlemek için MBL varlığı araştırılmalıdır.

Anahtar Sözcükler: Metallo-beta-laktamaz, antibiyotik direnci, Pseudomonas aeruginosa


Staphylococcus aureus İzolatlarında Agar Tarama ve Mikrodilusyon Yöntemleri ile Vankomisin Direncinin Araştırılması 
Özlem BUCAK, Esra KOÇOĞLU, Tekin TAŞ, Duygu TEKİN, Fırat Zafer MENGELOĞLU
Amaç: Bu çalışmada metisiline direncli Staphylococcus aureus (MRSA) ve metisiline duyarlı S. aureus (MSSA) izolatlarında vankomisine azalmış duyarlılığın araştırılması amaçlanmıştır.

Gereç ve Yöntem: Abant İzzet Baysal Üniversitesi Tıp Fakültesi Tıbbi Mikrobiyoloji Laboratuvarı'nda işleme alınan toplam 131 S. aureus (45 MRSA ve 86 MSSA) izolatı çalışıldı. Vankomisin orta duyarlı S. aureus (VISA) araştırılmasında, 4 μg/ml ve 6 μg/ml vankomisin içeren beyin-kalp infüzyon agar besiyeri kullanıldı. İnkübasyonun 24. ve 48. saatlerinde üreme değerlendirildi. Vankomisin minimal inhibitör konsantrasyon (MİK) değerlerinin belirlenmesinde mikrodilüsyon yöntemi kullanıldı. S. aureus için vankomisin MİK değeri Klinik ve Laboratuvar Standartları Enstitüsü kriterlerine göre değerlendirildi. Kalite kontrol suşları olarak Mu3 hVISA, S. aureus ATCC 29213 (vankomisine duyarlı) ve laboratuvarımızda konvansiyonel yöntemlerle ve otomatize sistemle (BD Phoenix 100, ABD) tanımlaması yapılmış olan vankomisine dirençli Enterococcus faecalis kullanıldı.

Bulgular: Çalışmada tarama besiyerlerinde üreme gözlenmemiştir. Tüm izolatlarda vankomisin MİK değer aralığı 0.25-2 μg/ml olarak bulunmuştur. MİK90 ve MİK50 değerleri 1 μg/ml olarak belirlenmiştir. Vankomisin MİK değerleri; S. aureus için 1 μg/ml, Mu3 suşu icin 4 μg/ml ve Enterococcus faecalis suşu icin >16 μg/ml olarak saptanmıştır.

Sonuç: Hastanemizde izole edilen S. aureus suşlarında vankomisine azalmış duyarlılık saptanmamıştır. Enfeksiyon kontrolü ve epidemiyolojik önlemlerin alınması amacıyla vankomisin direncinin tarama yöntemleri ile araştırılmasının yararlı olacağı düşüncesindeyiz.

Anahtar Sözcükler: Vankomisin orta duyarlı S. aureus (VISA), S. aureus, mikrodilusyon


Hava Kaynaklı Aeroallerjen Fungus Sporlarının Konsantrasyonu ve Mevsimsel Dağılımı
Feza OTAĞ, Taner COŞKUN, Şahin DİREKEL, Didem ÖZGÜR, Gürol EMEKDAŞ
Amaç: Küfler soluduğumuz havada en fazla miktarda bulunan partiküllerdir ve aeroallerjen fungus sporları uygun koşullarda atmosferde yaygın olarak bulunabilirler. Duyarlı bireylerde konjuktiva, solunum, deri ve burun mukozası gibi yollarla vücuda girerek alerjik rinit, astım, konjunktivit gibi semptomların ortaya çıkmasına neden olabilirler. Bu çalışmada, Mersin atmosferinde bulunan fungus sporlarının tanımlanması ve meteorolojik faktörlere bağlı olarak spor konsantrasyonlarında meydana gelen değişiminin incelenmesi amaçlanmıştır.

Gereç ve Yöntem: 2007 Eylül-2008 Kasım ayları arasında Mersin iline bağlı 4 merkez ve 2 çevre ilçeden, toplam 9 seferde 549 örneklem yapılmıştır. Taşınabilir hava örnekleme cihazı airIDEAL (bioMérieux, Fransa)'in haznesine yerleştirilen Sabouraud Dekstroz Agar yüzeyine ekim yaptırılmıştır. Üreyen küf kolonilerinin yedinci günden itibaren makroskobik ve mikroskobik morfolojilerine göre değerlendirilmesiyle cins düzeyinde tanımlamaları yapılmıştır.

Bulgular: Çalışma süresince 33 mantar taksonuna ait toplam 298.220 CFU küf mantarı izolasyonu yapılmıştır. İzole edilen küflerin %71.75'i Cladosporium, %16.35'i Penicillium, %6.31'i Aspergillus, %3.42'si Alternaria, %0.83'ü Fusarium olarak tanımlanmış; diğer cinsler ise atmosferdeki sporların %1.34'ünü oluşturmuştur. En sık rastlanan küflerin spor konsantrasyonlarının mevsimsel dağılımına bakıldığında; çalışmamızda en sık rastlanan Cladosporium, Alternaria ve Penicillium cinsleri her mevsiminde artış gösterirken, Fusarium ve Aspergillus cinsleri yaz ve sonbahar aylarında en yüksek seviyede tespit edilmiştir. Fungus sporlarının yoğunluğunun meteorolojik parametreler ile ilişkisine bakıldığında ise; Alternaria, Cladasporium ve Fusarium spor miktarlarının sıcaklık, nem ve rüzgâr ile istatistiksel olarak pozitif, Penicillium'un negatif korelasyon gösterdiği tespit edilirken, Aspergillus'un yalnızca sıcaklık ile pozitif korelasyon gösterdiği saptanmıştır.

Sonuç: Bu çalışma, Mersin atmosferindeki allerjen ve toksijenik fungus sporlarının iklimsel verilerle beraber takibinin yapıldığı ilk çalışma olması bakımından önem taşımaktadır. Ayrıca çalışmadan elde edilen verilerin, duyarlı bireylerin tanı ve tedavisinde yararlı olacağı umut edilmektedir.

Anahtar Sözcükler: Cladosporium, Alternaria, hava kaynaklı spor konsantrasyonu, volumetrik/gravimetrik yöntem


Hayvancılıkla Uğraşan Kişilerde İmmunofluoresans Testi (IFA) ile Klamidyoz Antikorlarının Araştırılması 
Adile MUZ, Hasan ÖNGÖR, Ahmet GÖDEKMERDAN, Murat KARAHAN
Amaç: Bu çalışmada, hayvancılıkla uğraşan çeşitli gruplardan (kanatlı kesimhane işçileri, kanatlı hayvan bakıcıları, koyun yetiştiricileri ve Fırat Üniversitesi Veteriner Fakültesi öğrencileri) alınan kan örneklerinde Chlamydia/Chlamydophila spp.'ye karşı oluşan antikorların immuno-fluoresans testi (IFA) ile saptanması amaçlandı.

Gereç ve Yöntem: Çalışma ve kontrol grubundan alınan kan serumunda, C. pneumoniae, C. trachomatis ve C. psittaci'ye karşı oluşan IgG ve IgM antikorları IFA (Cambridge Biomedical Inc., Boston, ABD) yöntemiyle analiz edildi.

Bulgular: Seksen biri çalışma ve 22'si kontrol grubu olmak üzere toplam 103 kan serumunun IFA yöntemiyle incelenmesi sonucunda çalışma grubunda; C. pneumoniae IgG %53, IgM %37; C. trachomatis IgG %15, IgM %41; C. psittaci IgG %15, IgM %26 bulunurken, kontrol grubunda ise C. pneumoniae IgG %18, IgM %4.5; C. trachomatis IgG %4.5 oranlarında antikor pozitifliği saptandı. Buna karşın, kontrol grubunda C. psittaci'ye karşı IgG ve IgM pozitifliği saptanmadı.

Sonuç: Çalışmamızda hayvancılıkla uğraşan insanlarda her üç Chlamydia türüne karşı oluşan antikor oranlarının kontrol grubuna göre oldukça yüksek olduğu görülmektedir.

Anahtar Sözcükler: Chlamydia/Chlamydophila spp, immunofluoresans testi (IFA), seropozitiflik


Derleme
Hastalık Etkeni Mayalarda Patojenliğin Evrimi 
Özdem ANĞ
Günümüzde mikroplarda virulansın konak ile mikroorganizma arasındaki karşılıklı etkileşimin bir sonucu olduğu kabul edilmektedir, çünkü virulans, ilgili genlerin yalnızca duyarlı bir konakta belirtildiği bir özelliktir. Son yıllarda “yeni ortaya çıkan (yeni önem kazanan) “veya “yeniden ortaya çıkan (yeniden önem kazanan) “enfeksiyon hastalıklarına gittikçe artan sayıda rastlanmasında, ekolojik, teknik ve sayısal değişimlerden daha çok, belirli enfeksiyon etkenlerinde patojenliğin evriminin sorumlu olduğu düşünülmektedir.

Non-albicans türlerinin etken olduğu kandidiyaz olguları son yıllarda artmış olsa da, araştırmacıların çoğu tarafından fırsatçı patojen kabul edilen Candida albicans, günümüzde de en sık rastlanan patojen Candida türüdür. Cryptococcus neoformans ise birincil patojen bir mantar olarak üzerinde önemle durulmayı gerektirmektedir.

C. albicans'ın virulans faktörleri arasında adhezinler, proteolitik ve lipolitik enzimler ve fenotipik değişim yani, biyofilm oluşturma ve Hsp90 sayılabilir. Çeşitli enfeksiyonlardan ve kommensal yaşamdan izole edilen suşlarda genotipik farklara rastlanmıştır. Patojen kandidaların, sıcakkanlı hayvanlarda, invaziv enfeksiyona bağlı olmaktan çok, kommensal yaşam koşullarında evrim geçirdikleri ileri sürülmüştür.

C. neoformans'ın virulans faktörleri olarak, kapsül, melanin, lakkaz, üreaz, fosfolipaz ve 37°C'de üreyebilme yeteneği, dev hücreler, hücre duvarı yapısında oluşan değişimler ve Hsp90 tanımlanmıştır. C. neoformans'ın çevrede aynı ortamda bulunduğu bakteriler, protozoonlar, nematodlar, böcekler ve bazı memeli hayvanlarda milyonlarca yıl öncesinden başlayan karşılıklı ilişkiler sırasında virulansının evrildiğini ve evrimin hâlen sürmekte olduğu gösterilmiştir.

Anahtar Sözcükler: Mayalar, patojenite, evrim

2019

2018

2017

2016

2015

2014

2013

2012

2011

Logos Tıp Yayıncılığı
Yildiz Posta Cad. Sinan Apt. No:36
D.63-64 Gayrettepe 34349 Istanbul
 
Fax :
(212) 288 0541
(212) 288 5022
(212) 211 6185
  E-mail
logos@logos.com.tr
  Google Maps için tıklayın