İzmir Dr. Behçet Uz Çocuk Hastanesi Dergisi 2016 - 2

 http://www.behcetuzdergisi.com

    

DENEYSEL ÇALIŞMA

1.

Klasik üre döngüsü bozuklukları hastalıklarının klinik ve hasta yönetimi konusunda yaşadıklarımızdan öğrendiklerimiz
Presentation and management of classical urea cycle disorders: lessons from our experience
doi: 10.5222/buchd.2016.089 Sayfalar:89-96
Sema Kalkan Uçar, Ebru Canda, Melis Köse, Mehtap Kağınıcı, Özge Altun Köroğlu, Şebnem Çalkavur, Sara Habif, Mahmut Çoker

GİRİŞ ve AMAÇ: Doğumsal metabolik hastalıklardan olan üre döngüsü hastalıkları (ÜDH), proteinlerin yıkımı sonucu oluşan amonyağın hücresel atılımında görevli enzim ve taşıyıcı moleküllerinin eksikliği sonucu oluşmaktadır. Bu çalışmanın amacı çocukluk çağında görülen ÜDH klinik özelliklerini ve uzun dönem izlem sonuçlarını değerlendirmektir. 

YÖNTEM ve GEREÇLER: Klasik ÜDH (Karbamoil fosfat sentetaz I eksikliği (n=4), Arjininosüksinat liyaz eksikliği (n=4), Arjninosüksinat sentetaz eksikliği (n=3), Arjinaz eksikliği eksikliği (n=1), Ornitin transkarbamilaz eksikliği (n=1)) olan 13 hastanın klinik özellikleri belirlenmiştir. Semptomların 28 günden küçük hastalarda ortaya çıkması durumunda yenidoğan-başlangıçlı ÜDH, 28 günden sonra ortaya çıkan ÜDH için geç-başlangıçlı ifadesi kullanılmıştır.

BULGULAR: Hastaların büyük bir çoğunluğu (n=9) yenidoğan döneminde akut metabolik kriz ile ortaya çıkmıştır. Yenidoğan-başlangıçlı ÜDH sepsis benzeri bir tablo ile kendilerini ortaya koyarken, geç-başlangıçlı olanlarda ise mental retardasyon ön planda saptanmıştır. Kusma ve hipotoni yenidoğan başlangıçlı hastalarda bildirilirken, hareket bozukluğun eşlik ettiği veya etmediği epilepsi geç başlangıçlı ÜDH rapor edilmiştir. Yenidoğan-başlangıçlı ÜDH hiperamoniyemi hastalığın ilk tanısında oldukça yüksek olmakla birlikte, izlem süresinde üst sınırlara yakın olma eğilimini korumuştur. Buna karşın semptomlu geç başlangıçlı hastalarda metabolik kriz ve hiperamonyemi daha az bildirilmiştir. ÜDH akut ve kronik tedavisinde protein kısıtlı yüksek enerjili diyet ve azot “toplayıcı” ilaçların birlikte verilmiştir. Gelişen tedavi olanaklarına rağmen yenidoğan- başlangıçlı ÜDH da hala ölüm oranı oldukça yüksek bulunmuştur ( 44% (4/9)).

TARTIŞMA ve SONUÇ: Yenidoğan başlangıçlı ÜDH genellikle yenidoğan döneminde hiperamoniyemi ile kendini ortaya koymuştur. Geç-başlangıçlı ÜDH da nörolojik bulgulardan tanıya gitmek daha sık bildirilmiştir. Bu hastalıkların tanınması ve izlem sonuçlarının iyileştirilmesi amacı ile temel tanı ve tedavi prensiplerinin güncellenip yeniden yapılandırılması gerektiği sonucuna varılmıştır. 

Anahtar Kelimeler: Üre döngüsü bozuklukları, Yenidoğan-başlangıçlı, Geç-başlangıçlı

2.

Çocuk hemşirelerinin etik duyarlılık düzeyleri ve etkileyen faktörler
Ethical Sensitivity Levels of Pediatric Nurses and The Factors Affecting This Sensitivity
doi: 10.5222/buchd.2016.097 Sayfalar:97-102
Arzu Tazegün, Ayda Çelebioğlu

GİRİŞ ve AMAÇ: Araştırma, Çocuk hemşirelerinin etik duyarlılık düzeylerini ve etkileyen faktörleri belirlemek amacıyla yapılmıştır.

YÖNTEM ve GEREÇLER: Evrenden örneklem seçme yöntemine gidilmeden, Erzurumda araştırmaya katılmayı kabul eden 120 çocuk hemşiresi ile yürütülmüştür. Veriler; araştırmacılar tarafından hazırlanan Sosyo-Demografik Veri Formu ve Etik Duyarlılık Ölçeği ile toplanmıştır. Verilerin değerlendirilmesinde; Yüzdelik dağılım, ortalama, Kruskal-Wallis, Mann-Whitney U, t testi ve Dunn testi kullanılmıştır.

BULGULAR: Hemşirelerin, etik duyarlılık ölçeğinden aldıkları toplam puan ortalamalarının 93.80±19.10 olduğu belirlendi. Hemşirelerin yaşlarının “Otonomi” ve “Oryantasyon” alt boyutları ile “Etik Duyarlılık Toplam Puanı”nı etkilediği saptandı. Medeni durumun ölçek alt boyutlarından “yarar sağlama” ve “uygulama” puan ortalamaları üzerinde, öğrenim durumunun da “otonomi” ve “yarar sağlama” puan ortalamaları üzerinde etkili olduğu bulundu. Hemşirelerin mezuniyetten sonra etik ile ilgili bir eğitim alma durumunun “uygulama” alt boyutu, çalıştıkları kurumlarda etik komite bulunma durumunun ise “yarar sağlama” ve “çatışma” alt boyutu üzerinde etkili olduğu saptanmıştır.

TARTIŞMA ve SONUÇ: Bulgular, hemşirelerin etik duyarlılık düzeylerinin bundan önce yapılmış olan çoğu çalışmada saptanan etik duyarlılık düzeylerinden daha düşük olduğunu ve bazı faktörlerin etik duyarlılık düzeyini etkilediğini göstermiştir.

Anahtar Kelimeler: Çocuk hemşiresi, etik, etik duyarlılık, etkileyen faktörler


3.

Yumurta Allerjisi Olan Olgularımızın Klinik Ve Laboratuvar Özelliklerinin Değerlendirilmesi
Clinical and Laboratory Evaluation of Cases with Egg Allergy
doi: 10.5222/buchd.2016.103 Sayfalar:103-108
Hikmet Tekin Nacaroğlu, Semiha Bahçeci Erdem, Cansu Çetin Şentürk, Sait Karaman, Canan Şule Ünsal Karkıner, Esra Toprak, Demet Can

GİRİŞ ve AMAÇ: Yumurta alerjisi, çocukluk yaş grubunda inek sütü alerjisinden sonra ikinci sıklıkta (%0.5-2.5) görülür. Hastalar süt çocukluğu döneminde sıklıkla ürtiker ve atopik dermatit şikayetleri ile başvurmakla birlikte bazı olgular anafilaktik reaksiyonlar ile başvurabilmektedir. Çalışmamızda yumurta alerjisi tanısı ile izlediğimiz hastaların klinik özelliklerinin belirlenmesi ve yaş grubunun klinik bulgulara etkisinin araştırılması amaçlanmıştır.

YÖNTEM ve GEREÇLER: Retrospektif kesitsel çalışmamızda Eylül 2013-Eylül 2015 tarihleri arasında IgE aracılı yumurta allerjisi tanısı ile izlenen 59 hasta alındı. Tanı için yumurta ile anaflaksi öyküsü ya da besin provokasyon test pozitifliği şartı arandı. Hastalar yaşa göre 2 yaş altı (Grup I) ile 2 yaş üstü (Grup II) olarak ayrıldı ve iki grubun demografik, klinik ve laboratuvar bulguları karşılaştırıldı.

BULGULAR: Olguların yaş ortalaması 27,1±13,8 ay, yakınmaların başlangıç yaşı 7,8±8,2 ay olup %33,9 kız, %66,1 erkek idi. Olgular öksürük %28,8 (n=17), solunum sıkıntısı %28,8 (n=17), ürtiker %18,6 (n=11), huzursuzluk %16,9 (n=10), kusma %10,1 (n=7), ishal %8,4 (n=5) şikayeti ile başvurmuşlardı. Hastaların %72,8’i (n=43) atopik dermatit, %28,8’i (n=17) astım, %18,6’sı (n=11) ürtiker/anjiödem, %10,1’i (n=6) kolit, %3,3’ ü (n=2) anafilaksi tanısı almıştı. Tanı ve semptom dağılımı açısından bakıldığında da 2 yaş üstü olgularda tanı olarak astım, semptom olarak öksürük ve solunum sıkıntısının anlamlı olarak yüksek olduğu saptandı (p<0,05).

TARTIŞMA ve SONUÇ: Yumurta alerjisinde klinik bulgular ve laboratuvar bulguları yaşa göre değişim gösterebilir. Daha geç yaş da hastalarda solunum yolu bulguları ön plana çıkmaktadır. Bu nedenle klinik bulgular ve tüm tanısal testler yaş grubu dikkate alınarak değerlendirilmelidir.

Anahtar Kelimeler: Atopik dermatit, astım, yumurta alerjisi


4.

Nöroblastom Olgularımızın Dökümantasyonu (49 olgu, Retrospektif Çalışma)
Documentation of Our Neuroblastoma Cases ( 49 Cases, Retrospective Study)
doi: 10.5222/buchd.2016.109 Sayfalar:109-112
Zübeyde Yıldırım Ekin, Hülya Tosun Yıldırım, Bengü Demirağ, Ceren Sayar, Rahmi Gökhan Ekin, Safiye Aktaş, Gülden Diniz, Canan Vergin

GİRİŞ ve AMAÇ: Nöroblastom çocukluk çağında en sık görülen ekstakraniel solid tümör ve infantlarda görülen en sık tümördür. Vakaların yaklaşık yarısı 2 yaşından önce görülmektedir. Nöroblastom nöral krestten köken alan nöroendokrin bir tümördür. En sık görüldüğü yer adrenal medulla olmakla birlikte boyun gövde abdomen ve pelvisteki nöral dokulardan da gelişebilir. Bu çalışmada Shimada sınıflaması temeline dayanarak nöroblastom olgularının tekrar gözden geçirilmesi amaçlanmıştır. 

YÖNTEM ve GEREÇLER: Çalışmaya 2004-2015 yılları arasında nöroblastom tanısı konulan 49 hasta alındı. Tümör boyutu, yerleşimi, diferansiasyon, mitotik karyotik indeks (MKİ) ve yaş parametreleri değerlendirildi. Shimada sınıflamasına göre iyi ve kötü prognostik olarak sınıflandırıldı. Shimada sınıflaması ile sağkalım arasındaki ilişki log-rank testi ile değerlendirildi.

BULGULAR: Çalışmaya alınan 49 hasta ortalama 62,9 ± 7,8 ay takip edildi. Hastaların 13’ü (%26,5) öldü. Shimada sınıflamasına göre 33 (%67,3) hasta kötü prognostik, 16 (%32,7) hasta iyi prognostik grupta yer aldı. İyi ve kötü prognostik grupta sağkalım oranları sırası ile %87,5 ve %66,7 olarak bulundu (p=0.011). 

TARTIŞMA ve SONUÇ: Shimada sınıflaması ile sağkalım ilişkili bulunmuştur.

Anahtar Kelimeler: Nöroblastom, Shimada klasifikasyonu, nöral krest


5.

Konya İli Selçuklu İlçesinde 0-3 Yaş Grubu Çocuğa Sahip Annelerin Ninni Söylemeye İlişkin Görüş ve Uygulamalarının Belirlenmesi
Determination of Mothers’ The Ideas And Practices Related to Sing Lullabies Among 0-3 Aged Children in Konya, Selcuklu
doi: 10.5222/buchd.2016.113 Sayfalar:113-118
Ayşe Sonay Türkmen, Güley Arslan

GİRİŞ ve AMAÇ: Bu çalışmanın amacı 0-3 yaş grubu çocuğa sahip annelerin bebeklerine ninni söylemeye yönelik görüş ve uygulamalarını belirlemektir.

YÖNTEM ve GEREÇLER: Araştırma Konya İli Selçuklu ilçesine bağlı bir aile sağlığı merkezine kayıtlı 0-3 yaş çocuğu olan annelerde gerçekleştirildi. Toplam 145 anne araştırma kapsamına alındı. Veriler araştırmacılar tarafından hazırlanan anket formu ile toplandı. Araştırma öncesinde etik izin, kurum izni ve annelerin sözlü onamları alındı. Araştırmadan elde edilen veriler bilgisayar ortamında sayı ve yüzde dağılımından yararlanılarak değerlendirildi.

BULGULAR: Araştırmaya katılan annelerin yaş ortalaması 29,6 ± 6,0 yıl idi. Annelerin %88,3’ü ninni söylediğini belirtirken tamamı ninni söylemenin olumlu etkileri olduğunu düşünmekte idi. Annelerin çoğunluğu ninnilerin çocuğun ruh sağlığını olumlu yönde etkilediğini (%86,9) ve erken konuşmasında etkili olduğunu (%83,4) belirtti. Ninnilerin yararları konusunda annelerin en az bildikleri konu ise beslenme üzerine etkileri (%16,6) idi. Çocukların uykuya hazırlanması esnasında yaptıkları işlemler sorulduğunda annelerin sadece %66,2’si ninni söylediklerini belirtti. 

TARTIŞMA ve SONUÇ: Annelerin çoğunluğunun ninnilerin önemi ile ilgili yüksek oranda bilgiye sahip oldukları, ancak uygulama oranlarının düşük düzeyde olduğu belirlendi.

Anahtar Kelimeler: Ninni, çocuk, anne, ruh sağlığı, dil gelişimi, kültür


6.

Serebral Palsi Tanısıyla İzlenen Çocukların Beyin MRG Bulgularının ve Klinik Bulgularının İlişkilendirilmesi
Assosiation of Cranial Magnetic Resonance Imaging and Clinical Findings of Children with Cerebral Palsy
doi: 10.5222/buchd.2016.119 Sayfalar:119-126
Mustafa Kartal, Gürkan Gürbüz, Ünsal Yılmaz, Aycan Ünalp

GİRİŞ ve AMAÇ: Bu çalışmanın amacı serebral palsili (SP) çocuklarda hastalığa eşlik eden epilepsi, zeka geriliği, işitme, görme problemleri ile motor kısıtlılık (KMSS seviyesi) gibi bozuklukların hastaların beyin MRG bulgularıyla ilişkisini saptamaktır.

YÖNTEM ve GEREÇLER: Hastane etik kurulundan izin alındıktan sonra İzmir Dr Behçet Uz Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Eğitim Araştırma Hastanesi Pediatrik Nöroloji Polikliniğine Ocak 2012 ile Kasım 2013 tarihleri arasında başvurmuş serebral palsi tanılı hastaların kayıtları (yaş, cinsiyet, doğum haftası, doğum ağırlığı, doğum şekli, intrauterin presentasyon, akraba evliliği varlığı, ailede benzer öykü varlığı, beyin MRG bulguları, SP klinik alt tipi, motor kısıtlılık düzeyleri (KMSS), zeka geriliği, görme bozukluğu, işitme bozukluğu, epilepsi) retrospektif olarak incelendi.
BULGULAR: Bu çalışmada73 erkek (%57) ve 55 kız (%43,1) olmak üzere toplam 128 hasta incelendi. Hastaların 68 inde periventriküler lökomalazi (%53.1), 15 inde serebral malformasyon (%11.7), 15 inde unda gri cevher hastalığı (%11.7), 14 ünde serebrovasküler olay (%10.9), 2 sinde bazal ganglion tutulumu (%1.6), 1 inde (%0.8) tanısal olmayan bulgular saptandı. En sık görülen SP alt tipi kuadriplejik SP idi. SP’ye eşlik eden bozukluklar zeka geriliği (%81.4), epilepsi (%55.5), görme bozukluğu (%29.7) işitme bozukluğu (%8.6) olarak saptandı. Beyin MRG sinde GCH saptanmasının işitme bozukluğu görülmesi ve motor fonksiyon kısıtlılığı (kmss) ile anlamlı bir ilişkisinin olduğunu saptadık. (p<0.05) 

TARTIŞMA ve SONUÇ: SP daha çok motor işlevlerle ilgili bir hastalık olarak algılansa da zeka geriliği, görme ve işitme problemleri ve epilepsi gibi ikincil sorunlar sıklıkla hastalığa eşlik etmektedir. Bu bozuklukların erken tanı ve tedavisi hastaların hayat kalitesini olumlu yönde etkileyecektir.

Anahtar Kelimeler: Serebral Palsi, beyin MRG, Zeka Geriliği, görme bozuklukları, işitme bozuklukları, epilepsi, KMSS


7.

3-6 yaş grubu çocuğu olan babaların babalık rolü algısı ve etkileyen faktörlerin belirlenmesi
Determination of Fatherhood Role Perception of Fathers with Children Aged 3-6 years and the Affecting Factors
doi: 10.5222/buchd.2016.127 Sayfalar:127-134
Ayberk Asena Telli, Hava Özkan 

GİRİŞ ve AMAÇ: Çalışma, 3-6 yaş grubu çocuğu olan babaların babalık rolü algılarını ve etkileyen faktörleri belirlemek amacıyla yapılmıştır. 

YÖNTEM ve GEREÇLER: Araştırma Eylül 2013/Aralık 2014 tarihleri arasında tanımlayıcı tipte yapılmıştır. Araştırmanın evrenini, Giresun ili merkez ve ilçelerine bağlı 20 adet anaokulunda 3-6 yaş grubu çocuğu bulunan babalar oluşturmuştur. Bu anaokullarından araştırmacıların ulaşabileceği 8 anaokulu örnekleme alınmıştır. Araştırmada örnekleme alınan anaokullarında 3-6 yaş çocuğu bulunan ve araştırmaya katılmayı kabul eden 482 babadan veri toplanmıştır. Veriler, ‘Kişisel Bilgi Formu’, ‘Babalık Rolü Algı Ölçeği’ kullanılarak toplanmıştır. Verilerin değerlendirilmesinde; yüzdelik dağılımlar, ortalama, t-testi, ANOVA, Mann Whitney U ve Kruskal Wallis analizi kullanılmıştır.

BULGULAR: Babaların; eğitimi, çalışma durumu, mesleği, gelir durumu algısı, aile tipi, şu an eğitim alan çocuğu isteme, ilk kez baba olma yaşı, sahip olduğu çocuk sayısı ve babalığa ilişkin bilgi alma durumlarının babalık rolü algısını etkilediği belirlenmiştir. Babaların, Babalık Rolü Algı Ölçeği’den aldıkları toplam puan ortalamasının 99.49±11.10 olduğu saptanmıştır.

TARTIŞMA ve SONUÇ: Babaların bazı sosyodemografik özelliklerinin babalık rolü puan ortalamalarını etkilediği saptanmıştır. Babalık Rolü Algı Ölçeği’den aldıkları toplam puan ortalamasına göre babalık rolü algısının iyi düzeyde olduğu bulunmuştur.

Anahtar Kelimeler: Baba, babalık algısı, babalık rolü, çocuk

8.

Alopesi areata tanılı çocuk ve ergenlerde aile işlevselliği, psikopatoloji ve yaşam kalitesi
Family functioning, psychopathology and quality of life in children and adolescents with alopecia areata
doi: 10.5222/buchd.2016.135 Sayfalar:135-142
Ayşe Kutlu, Selcen Kundak

GİRİŞ ve AMAÇ: Alopesi areata (AA)tanılı çocuk ve ergenlerde aile işlevselliği, psikopatoloji ve yaşam kalitesini belirlemek sosyodemografik ve hastalık ile ilgili değişkenlerle ilişkisini araştırmaktır. 

YÖNTEM ve GEREÇLER: 2-18 yaş arasındaki 45 hasta retrospektif olarak incelendi. Aile Değerlendirme Ölçeği(ADÖ), Çocuklar ve Gençler İçin Yaşam Kalitesi Ölçeği(ÇYKÖ), Çocuklar için Depresyon Ölçeği(ÇDÖ) ile Sosyodemografik veri formu kullanılmıştır. İstatistiksel analizde SPSS 18.0 programı kullanılmıştır.

BULGULAR: Çalışma grubunun yaş ortalaması 9.22±3.79 yıldır ve %55.6' sı kadındır. Tüm olgu grubunda ADÖ gereken ilgiyi gösterme ve davranış kontrolü alt ölçeklerinde sorun olduğu belirlenmiştir(>2). Olguların %42.2' si en az bir psikiyatrik tanı almıştır. Psikiyatrik komorbidite varlığı; depresyon, ADÖ genel işlevler, Ebeveyn yaşam kalitesi psikososyal sağlık, çocuk yaşam kalitesinde de tüm alanlarda bozulmaya neden olmuştur. Olguların %51.1 'inde psikososyal tetikleyici olay tespit edilmiştir. Ama tetikleyici olay saptanmayan vakalarda ÇDÖ ve ÇYKÖ tüm alanlarda anlamlı düzeyde bozulmuştur (p<0.05). Lezyon yaygınlığı sadece, atak sayısı ve hastalık süresi ile pozitif yönde ilişkili bulunmuştur. 

TARTIŞMA ve SONUÇ: AA hastalarında aile işlevselliği gereken ilgiyi gösterme ve davranış kontrolü alanlarında bozuktur. Psikososyal tetikleyici olaylar AA'da sık olmasına rağmen psikopatoloji, yaşam kalitesi ve aile işlevselliği ile ilişkili olmayabilir. Psikiyatrik komorbidite yaşam kalitesini en fazla bozan faktör olmuştur.

Anahtar Kelimeler: Alopesi areata, aile işlevselliği, yaşam kalitesi, psikopatoloji, çocuk ve ergen


9.

Annelik rolü ve ebeveynlik davranışı arasındaki ilişkinin değerlendirilmesi
Evaluating the correlation between maternal role and parenting behavior
doi: 10.5222/buchd.2016.143 Sayfalar:143-150
Özlem Koç, Hava Özkan, Hediye Bekmezci

GİRİŞ ve AMAÇ: Doğum sonu erken dönemde annelik rolü ve ebeveynlik davranışı arasındaki ilişkinin değerlendirilmesi amacıyla tanımlayıcı ve ilişki arayıcı nitelikte yapılmıştır.

YÖNTEM ve GEREÇLER: Araştırma Erzurum’da bir Kadın Doğum Hastanesi’nde Obstetri-Postpartum Servislerine 1 Mayıs 2015/18 Eylül 2015 tarihleri arasında başvuran 291 anne ile yürütülmüştür. Veriler, kişisel bilgi formu, Anne Olarak Ben Ölçeği ve Doğum Sonrası Ebeveynlik Davranışı Ölçeği kullanılarak toplanmıştır. Veriler, tanımlayıcı istatistikler, t-testi, Tek Yönlü Varyans Analizi, Kruskall Wallis, Mann Whitney-U, Pearson Korelasyon Analizi ile değerlendirilmiştir.

BULGULAR: Annelerin Anne Olarak Ben ölçeğinden aldıkları puan ortalaması 52.16±6.63 ve Doğum Sonrası Ebeveynlik Davranışı Ölçeği’den aldıkları puan ortalaması 4.68±1.34 olarak bulunmuştur. Annelerin yaş, eğitim durumu, yerleşim yeri, gelir durumu algısı, çalışma durumu, aile tipi, gebelik ve yaşayan çocuk sayısı, gebeliğin planlı olma durumu, doğum öncesi bakım alma durumu annelik rolünü etkilemektedir. Annelerin yaş, eğitim durumu, yerleşim yeri, gelir durumu algısı, çalışma durumu, gebelik, yaşayan çocuk ve ölü doğum sayısı, gebeliğin planlı olma durumu, doğum öncesi bakım alma durumu, doğum şekli ebeveynlik davranışını üzerinde etkili bulunmuştur. Anne Olarak Ben ölçeği puan ortalaması ile Doğum Sonrası Ebeveynlik Davranışı Ölçeği puan ortalamaları arasında istatistiksel olarak anlamlı çok zayıf düzeyde ilişki olduğu saptanmıştır ( r=0.142, p=0.015).

TARTIŞMA ve SONUÇ: Doğum sonu erken dönemde annelik rol kazanımı arttıkça çok zayıf düzeyde ebeveynlik davranışı başarısının da arttığı saptanmıştır.

Anahtar Kelimeler: Anne, annelik rolü, ebeveynlik davranışı


OLGU SUNUMU

10.

Trichosporon asteroides: Çocukta Kerion Celsi için yeni bir etken
Trichosporon asteroides: A novel ethiological agent of Kerion celsi in a child
doi: 10.5222/buchd.2016.151 Sayfalar:151-154
Bilge Aldemir Kocabaş, Adem Karbuz, Ergin Çiftçi, Fırat Beğde, Selver Ametoglou, Ali Adil Fouad, Ayşe Kalkancı, Zeynep Ceren Karahan, Derya Aysev, Erdal İnce

Kerion celsi, genellikle inflamatuar tipte tinea capitis olarak bilinen ve vücudun fungal etkenlere karşı geliştirdiği geç tip bir hipersensitivite reaksiyonudur. Saçlı deride ağrı ve enflamasyonun eşlik ettiği krutlu bir tabaka gelişimine neden olur ve sıklıkla akıntı ve bölgesel lenfadenopati ile birliktedir. Hastalık 3-7 yaş arasında ve erkek çocuklarda daha sık olarak bildirilmektedir. Saçlı deride saç kaybı, püstüler ve nodüler lezyon üzerinde akıntılı ve kurutlu bir tabaka gelişmesi, lezyon üzerine basıldığında pü gelmesi ve saçların kolaylıkla çekilince kayarak kopması durumunda akla gelmelidir. Tedavi edilmediği takdirde saçlı deride alopesik skar dokusu gelişimi kaçınılmazdır. Gereksiz ve uygun olmayan cerrahi drenaj işleminin önlenebilmesi için bakteriyel piyodermi ve abseler ile ayırıcı tanısı önem taşımaktadır. Etiyolojik ajanlar bölgelere göre farklılık göstermekle birlikte Microsporum canis, Trichophyton verrucosum and Trichophyton interdigitale kompleks gibi zoofilik dermatofitler sıklıkla izole edilir. Burada, kliniğimize antibiyotik tedavisine yanıtsız bakteriyel piyodermi ve abse ön tanısı ile yönlendirilen ve Trichosporon asteroides’e bağlı kerion celsi tanısı konularak 8 haftalık flukanozol ile başarılı şekilde tedavi edilen 10 yaşında bir erkek çocuk olgu sunulmaktadır. Hastamızı T. asteroides’in etken olduğu ilk kerion celsi olgusu olarak sunmaktayız.

Anahtar Kelimeler: Kerion celsi, tinea capitis, Trichosporon asteroides

11.

Term bir yenidoğanda gerilemeyen konjenital hemanjiom: Olgu sunumu
Noninvoluting congenital hemangioma in a term neonate: Case report
doi: 10.5222/buchd.2016.155 Sayfalar:155-156
Zübeyde Kılınç, Şahin Hamilçıkan, Abdurrahman Özel, Feyza Coşkun, Emrah Can 

Kongenital hemanjiomlar nadir görülen benign vasküler tümörlerdir. Konjenital Hemanjiomlarda tedavi yaklaşımı tümörün yeri,boyutu,kendiliğinden gerilemesi ve sistemik veya local komplikasyonların varlığına gore yapılmalıdır.Burada sağ dirsek hemen altında gerilemeyen bir konjenital hemanjiom olgusu sunulmuştur.

Anahtar Kelimeler: Hemanjiom, yenidoğan, konjenital


12.

Fasiyal sinir Paralizisinin Eşlik Ettiği Kawasaki Hastalığı: Bir Olgu sunumu ve literatürün derlenmesi
Kawasakı Dısease Complıcated By Facıal Nerve Palsy: A Case Report And Revıew Of Lıterature
doi: 10.5222/buchd.2016.157 Sayfalar:157-161
Adem Karbuz, Bilge Aldemir Kocabaş, Halil Özdemir, Murat Tanyıldız, Cem Karadeniz, Metehan Özen, Ergin Çiftçi, Ercan Tutar, Erdal İnce

Fasiyal sinir paralizisi, Kawasaki hastalığının nadir görülen nörolojik bir bulgusudur. Fasiyal sinir paralizisinin oluşumu ile ilgili birkaç mekanizmadan bahsedilmektedir. Genellikle geçici olup 1-90 gün sürer. Normal şartlar altında kendiliğinden tamamen iyileşir. Fasiyal sinir paralizisi saptanması halinde, artmış koroner arter anevrizma riskinin olduğundan bahsedilir. Bu yazıda, uzamış ateş, aseptic menenjit ve fasiyal paralizisi olan ve sonradan Kawasaki hastalığı tanısı konan 10 aylık kız çocuğu, literaturde sunulan vakalar ile birlikte derlenerek bildirilmiştir.

Anahtar Kelimeler: Kawasaki hastalığı, fasial sinir paralizisi, çocuk


13.

Human metapnömovirus pnömonisi: Olgu sunumu
Human metapneumovirus pneumonia: Case report
doi: 10.5222/buchd.2016.162 Sayfalar:162-164
Murat Özcan, Yüksel Yurdugül, Melis Akpınar, Demet Altun, Semra Tunçbilek, Serdar Ümit Sarıcı

İlk kez 2001’de tanımlanan human metapneumovirus (hMPV), 10 yaş altı çocuklarda üst ve alt solunum yolu enfeksiyonlarında izole edilebilen bir virus olsa da ülkemizde bu virusla ilgili olarak yayınlanmış fazla sayıda çalışmaya rastlanmamıştır. Human metapneumovirus tanısında altın standart yöntem RT-PCR yöntemidir. Pnömoni kliniği ve laboratuvar bulguları ile başvuran hastalarda viral/bakteriyel pnömoni ayırıcı tanısında PCR gibi ileri tanı yöntemlerinin hızlı ve etkili bir şekilde kullanılması, hastalara gereksiz antibiyotik tedavisi uygulanmasının önüne geçilmesi ve gerekli durumlarda uygun antiviral tedavinin verilebilmesi açısından önemli katkı sağlayacaktır. Bu yazıda solunum sıkıntısı bulguları ve oksijen ihtiyacı ile başvuran ve enfeksiyon etkeninin human metapneumovirus olarak tespit edildiği 18 aylık hasta sunulmuş ve 2 yaş altı çocuklarda solunum yolu enfeksiyonlarında klasik solunum yolu viruslarına göre çok daha nadir rastlanan ve son yıllarda tanımlanmış bir virus olan human metapneumovirus ile etken olarak karşılaşılabileceği vurgulanmak istenmiştir.

Anahtar Kelimeler: Alt solunum yolu enfeksiyonu, çocuk, human metapneumovirus, pnömoni, real-time PCR.

Logos Tıp Yayıncılığı
Yildiz Posta Cad. Sinan Apt. No:36
D.63-64 Gayrettepe 34349 Istanbul
 
Fax :
(212) 288 0541
(212) 288 5022
(212) 211 6185
  E-mail
[email protected]
  Google Maps için tıklayın