Ana Sayfa ›› Dergiler ›› Düşünen Adam Dergisi Mart / Aralık 2009 ›› Düşünen Adam Dergisi Eylül 2003


Düşünen Adam Dergisi Eylül 2003

Eylül 2003

    
Düşünen Adam; 2003, 16(3): 144-146 
Kekeme Çocuk ve Ergenlerin Anne Babalarının Psikiyatrik Semptomlarının Değerlendirilmesi
Osman ABALI, Hümeyra BEŞİKÇİ, Gülsevim KINALI, Ümran Dilara TÜZÜN
ÖZET
Kekemelik çocuk ve ergenlerde bir iletişim bozukluğu olarak sıklıkla görülmektedir. Bu bozukluk çocuk ve ergenleri psikolojik olarak etkilemektedir. Kekemeliğin tedavi ve prognozunda anne baba psikopatolojisi önemlidir. Bu çalışmada kekeme çocukların anne babalarındaki psikiyatrik semptomlar değerlendirildi. Çalışma grubundaki anne babaların kontrol grubuna göre anlamlı derecede yüksek oranda anksiyete ve depresyon skorları tespit edildi (p<0.01). SCL-90 (Semptom kontrol listesi -90) puanları kontrol grubuna göre yüksek bulundu. Anne baba psikopatolojisinin kekemeliğin etyoloji, tedavi ve prognozundaki önemi tartışıldı. 
Anahtar kelimeler: Kekemelik, anne baba, psikopatoloji, çocuk ve ergenler 

 

Düşünen Adam; 2003, 16(3):139-143 
Ceza Ehliyeti Değerlendirmelerinde Yapılandırılmış Görüşme Yöntemlerinin Klinik Karara Etkisi
Simden DEMİRKIRAN, Muharrem YAMAN, Niyazi UYGUR
ÖZET
Amaç: Cezalandırılmadan kaçınmak amacıyla akıl hastalığı savında bulunan kişilerde, yapılandırılmış görüşme yöntemleri kullanılarak yapılan değerlendirmelerin temaruzu akıl hastalığından ayırt etmede etkisi olup olmadığının araştırılması. 
Yöntem: Çalışmaya Bakırköy Ruh ve Sinir Hastalıkları Araştırma ve Eğitim Hastanesi Adli Psikiyatri Birimlerine, Türk Ceza Kanununun (T.C.K.) 46. ve 47. maddeleri kapsamında tanımlanan "akıl hastalığı" savunması yapmaları nedeniyle, mahkemeler tarafından ceza ehliyeti tespiti amacıyla sevk edilen ve yatırılarak psikiyatrik gözlem altına alınan tutuklu ve tutuksuz olgular alındı. Olgular, adli psikiyatrik gözlem ekibinin kararına dayanarak, ceza ehliyeti tam olmayanlar ve ceza ehliyeti tam olanlar (temaruz) şeklinde 2 alt gruba ayrıldı. Gruplar, sosyo-demografik, suç ile ilgili, psikiyatrik hastalık ve tedavi öyküsü ile ilgili değişkenler açısından bu amaçla oluşturulan bilgi formu, Kısa Psikiyatrik Derecelendirme Ölçeği-Genişletilmiş Versiyon (BPRS) ve DSM III-R Yapılandırılmış Klinik Görüşmesi Yatan Hasta Formu (SCID-P) kullanılarak değerlendirildi. 
Bulgular: Olguları değerlendiren adli psikiyatrik gözlem ekibi tarafından oluşturulan tıbbi kanaat doğrultusunda, çalışmaya alınan toplam 67 olgudan 36'sı hakkında ceza ehliyetini etkileyecek nitelikte bir akıl hastalığı/zayıflığı olduğu yönünde rapor düzenlendiği (% 53.73), 31 kişinin ise herhangi bir akıl hastalığı veya zayıflığı saptanmamasına rağmen "akıl hastalığı" savında bulundukları (temaruz) tespit edildi (% 46.27). Sosyodemografik değişkenler açısından gruplar arasında, temaruz grubunda suçtan önce çalışıyor olma oranının daha fazla olması dışında anlamlı farklılık yoktu. Temaruz grubunda suç öncesinde antisosyal davranış özellikleri ve mükerrer suç oranı daha yüksekti. Suç anına yönelik amnezi iddiası temaruz grubunda hasta grubuna göre anlamlı olarak daha fazlaydı (% 29.0'a karşı % 5.6; p<.05). İşitsel ve görsel varsanı iddiasının sıklığı açısından gruplar arasında anlamlı bir farklılık saptanmadı (p>0.05). Benzer şekilde öne sürülen ve alınma düşünceleri, kötülük görme düşünceleri ve diğer sanrılı düşünceler şeklinde değerlendirilebilecek düşünce içeriği açısından iki grup arasında anlamlı bir farklılık yoktu (p>0.05). Temaruz grubunda büyüklük düşüncesi iddiasında bulunan sadece 1 olgu vardı ve iki grup arasında düşünce içeriğiyle ilgili iddialar açısından arasındaki tek anlamlı fark buydu (p>.05). 
Sonuç: Yapılandırılmış görüşme yöntemleri kullanılarak gerçekleştirilen bu çalışmadan elde edilen verilerin hiçbirinin tek başına temaruzu gerçek hastalıktan ayırt edebilecek güçte olduğu gösterilememiştir, bununla birlikte bazı özelliklerin genel değerlendirmeyle bir araya getirildiğinde klinik yargının oluşmasına yardımcı nitelikte olduğu düşünülebilir. 
Anahtar kelimeler: 

 

Düşünen Adam; 2003, 16(3): 165-168 
Başağrısı ile Mücadelede Seçilen İlaç-Dışı Tedavi Yöntemleri
H. Macit SELEKLER, Başak GÜRPINAR, Hüsnü EFENDİ
ÖZET
Migren ve gerilim tipi başağrıları farklı patofizyolojilere sahiptirler. bu başağrılarının atakları olmalarından dolayı, atak sırasında ortaya çıkan semptomları hafifletmek için hastalar tarafından uygulanan yöntemler de farklılık gösterir. Bu çalışmada 108 migrenli, 65 kronik migrenöz tipte başağrılı, 32 episodik gerilim tipi başağrısı ve 21 kronik gerilim tipi başağrısı bulunan hastanın ağrı ile mücadelede seçtikleri yöntemler araştırılmıştır. Karanlık, sessizlik, başa bası ve başa sıcak uygulamak migrenli ve kronik tipte migrenöz başağrısı olan hastalarda sıklıkla kullanılan yöntemlerdi. Başa soğuk uygulamak ise gerilim tipi başağrısı olan hastalarda daha sıklıkla tercih edilen bir yötemdi. Ağrı sırasında uzanmak ve masaj, tüm gruplarda benzer oranlarda görülmekteydi. Uyumak ve kusmayı uyarmak ise migren'e özgü ağrı ile mücadele yöntemleri idi. 
Anahtar kelimeler: Migren, gerilim başağrısı, ağrı ile mücedele

 

Düşünen Adam; 2003, 16(3): 157-164 
Çocukluk Çağı Migreni ve Diğer Episodik Başağrıları
H. Macit SELEKLER, Kadir BABAOĞLU, Sezer KOMSUOĞLU
ÖZET
Çocukluk çağı migreni yaşa ilişkin özellikler taşır. Uluslararası Başağrısı Derneği (International Headache Society; IHS) her ne kadar 15 yaşın altındaki çocuklar için atak süresinde modifikasyon yapmış olsa da yeterli görülmemektedir. Bu çalışmada, klinik olarak migren düşünülen ve diğer tip episodik başağrısı bulunan hastalar IHS kriterlerine göre sınıflandırılmaya çalışılmıştır. Pediatri polikliniğince "primer başağrısı" ön tanısı ile Nöroloji kliniği "başağrısı polikliniğine" yönlendirilen, 19 yaşından gün almamış, episodik tipte başağrısı bulunan 41 hasta IHS kriterlerine göre sınıflandırılmaya çalışılmıştır. Hastaların yaş ortalaması 13.92±3.28 olup; min. 7, max.18 idi. IHS kriterlerine göre 19 hasta "migren", 15 hasta "migrenöz başağrısı", 1 hasta "episodik gerilim başağrısı", 6 hasta "sınıflandırılamayan başağrısı" olarak gruplandırıldı. Çocuklardaki migren semptomları gelişimsel faktörlerin bir fonksiyonu olduğu için, aşikar migrenli çocuklar bile migren kriterlerini karşılamayabilirler. Çocukluk çağı başağrılarındaki en onemli sorun, spesifite ve sensitivite arasındaki hassas dengenin sağlanabilmesi gibi görünmektedir. 
Anahtar kelimeler: Çocukluk çağı, migren, episodik başağrıları 

 

Düşünen Adam; 2003, 16(3): 184-186 
Sistemik Lupus Eritematozusa Bağlı Gelişen Yaygın Longitudinal Tutulumlu Transvers Myelit Olgusu
Rıdvan BİLİCİ, Betül AYDIN, F. Feriha ÖZER
ÖZET
Transvers myelitisli bir olguda klinik görünüm, otoantikor profili, MRI bulguları ışığında sistemik lupus eritematozus (SLE) tanısını ve tedavisini tartıştık. Otuz iki yaşında SLE tanısıyla takip altındayken kliniğimize her iki bacağında güçsüzlük, duyu kaybı idrar kaçırması ve şiddetli bel arısı şikayetleriyle başvuran bayan hastada parapleji, T9 seviye altında hipoestezi, mesane disfonksiyonu bulgularıyla çekilen Spinal MRI'da C2-T12 seviyeleri arasında spinal kordda hafif yaygın şişme ve T1ve T2 sekanslarda sinyal artışı saptandı. Pulse siklofosfamid, yüksek doz kortikosteroid tedavisi ile hastada olumlu yanıt alındı. 
Anahtar kelimeler: SLE, Longitudunal Myelitis, MRI 

 

Düşünen Adam; 2003, 16(3): 172-178 
Gündelik Uygulamalarda Nöromusküler Hastalıkların Tanısında Konvansiyonel Elektrofizyolojik Yöntemlerin Kullanımı
Reha KURUOĞLU
ÖZET
Nöromusküler hastalıkların tanısında hemen herzaman, elektrofizyolojik yöntemlere başvurulmaktadır. En sık kullanılan yöntemler sinir iletim çalışması ve iğne elektromyografi (EMG) olmakla birlikte, nöromusküler ileti hastalıklarında ardısıra sinir uyarımı ve tek lif EMG'ye de gündelik uygulamalarda ihtiyaç duyulmaktadır. Bu yazının amacı bu yöntemlere eleştirisel bir gözle bakarak yararlılık ve kısıtlılıklarını klinisyenlere sunmaktır. Böylece oldukça zahmetli ve zaman alıcı olan bu yöntemlerin daha akılcı kullanılması umulmaktadır. 
Anahtar kelimeler: Elektrofizyoloji, elektrodiyagnoz, elektromyografi, nöromusküler hastalıklar 

 

Düşünen Adam; 2003, 16(3): 187-192 
Transpediküler Vida-Çubuk Sistemi ile Yapılan Torakolomber Vertebra Stabilizasyonu: Klinik Değerlendirme
M. Levent UYSAL, Mehtap GÜLEN, Murat DAĞ, Cengiz ÇAVUMİRZA, M. Murat TAŞKIN
ÖZET
Bakırköy Ruh ve Sinir Hastalıkları Eğitim ve Araştırma Hastanesi 1. Nöroşirürji Kliniğinde Ocak 1994 ile Mart 2002 tarihleri arasında 14 lomber dejeneratif spondilolitezis olgusu ve 11 lomber spinal travma olgusu opere edildi. Hastaların 15'i kadın, 10'u erkek olup yaş ortalamaları (23-70) 45 idi. Hastaların 18'inde şiddetli, 7'sinde orta şiddetli bel ve bacak ağrısı vardı; bunlardan 16'sında da çeşitli oranlarda nörolojik defisit mevcuttu. Tüm hastalara posterior transpediküler vida fiksasyon ile posterolateral kemik füzyon ameliyatı yapıldı. Bu vakaların preoperatif, postoperatif ve uzun dönemdeki klinik ve radyolojik takipleri prospektif-retrospektif olarak incelendi. Cerrahi girişim kararı verilirken Denis'in spinal üç kolon modeline dayalı spinal instabilitenin radyolojik ve klinik bulguları esas alındı. Hastaların nörolojik durumları Frankel sınıflaması ve ASIA (modifiye Frankel skalası) temel alınarak değerlendirildi. 
Takiplerde füzyon oluşumu için direkt radyografiler ve aksiyal BT incelemeleri kullanıldı. Yaptığımız bu çalışmada dejeneratif spondilolistezis ve spinal travmalı hastaların cerrahi tedavisinde, transpediküler vida fiksasyonu ile yeterli fiksasyon sağlandığı görüldü. Sonuç olarak; bu tür hasta gruplarında uygulanan trans-pediküler vida fiksasyonu ve posterolateral füzyon ile tatminkar sonuçlar alındığı ve bu nedenle imkan olan durumlarda tercih edilmesi gerektiği kanısına varıldı. 
Anahtar kelimeler: Transpediküler vida-çubuk sistemi, vertebra stabilizasyonu, spinal travma, dejeneratif spondilolistezis 

 

Düşünen Adam; 2003, 16(3): 147-153 
Normal Kişilerde Hezeyanlı İnançlar
Semra YALÇINKAYA, Ramazan KONKAN, Cenk URAL
ÖZET
Bu çalışmada; normal kişilerde de hezeyanlı inançların olabileceği, psikotik belirtilerin dikotomik antiteden (var ya da yok) çok süreklilik içinde dağılım gösterdiği, 'klinik olarak psikotik' olma durumunun niteliksel değil, niceliksel bir farktan doğduğu hipotezi sınanmıştır. Çalışmaya DSM-IV'e göre "şizofreni (paranoid tip)" tanısı koyulan 41, "başka türlü adlandırılamayan psikotik bozukluk" tanısı koyulan 6, "hezeyanlı bozukluk" tanısı koyulan 4 hasta olmak üzere toplam 51 hasta alınmıştır. Psikotik bozukluğu olmayan gruba ise DSM-IV'e göre 1. eksen tanısı olmayan, sosyal, mesleki, kişiler arası işlevselliği yeterli 50 kişi alınmıştır. Mental kapasitesi uygun olmayanlar, psikoaktif madde kötüye kullanımı ya da bağımlılığı olanlar ve ciddi fiziksel hastalığı olanlar çalışmadan hariç tutulmuştur. Hezeyanlı inançları ölçmek için Peters Delusions Inven-tory (PDI) uygulanmıştır. 
Psikotik bozukluğu olanlarda sıkıntı düzeyi ortalaması 46.94, zihinsel meşguliyet düzeyi ortalaması 41.59 ve inanç düzeyi ortalaması 58.27 olarak bulunmuştur. Bu sonuçlar psikotik bozukluğu olmayanlara göre anlamlı oranda yüksektir (p:0.000). Psikotik hastaların ortalama PDI skorları psikotik bozukluğu olmayanlara göre anlamlı olarak yüksek olmasına karşın (ortalama skorlar: 17.33, 9.18), skor alanları psikotik olan ve olmayan grup arasında hemen hemen aynı bulunmuştur. İki grup arasında üst üste binen dağılım, psikotik belirtilerin dikotomik (var ya da yok) bir antiteden ziyade bir süreklilik içinde dağılım gösterdiği, klinik olarak hastalık durumunun süreklilik gösteren özelliklerin aşırı ucundaki durumlar olduğu, normal ve normal olmayan arasındaki ayrımın niteliksel olmaktan çok niceliksel olduğu hipotezini desteklemektedir. 
Anahtar kelimeler: Hezeyanlı inançlar, süreklilik, normallik 

 

Düşünen Adam; 2003, 16(3): 179-183 
İskemik Serebrovasküler Hastalık Sonrası Epileptik Nöbet
Figen VARLIBAŞ, Mehmet GENCER, Cihat ÖRKEN, Yılmaz ÇETİNKAYA, Hülya TİRELİ
ÖZET
İnme sonrası nöbet gelişme riskinin olduğu uzun yıllardır bilinmektedir. İleri yaşlarda görülen epileptik nöbetlerin en önemli sebebi olarak serebrovasküler hastalıklar gösterilmektedir. İnme sonrası nöbet gelişme riski % 4-15 arasında değişmektedir. İnme sonrası nöbet riskini arttıran en önemli faktörler inmenin hemorajik oluşu, lezyonun kortikal yerleşimli oluşu ve inmenin şiddetidir. 
Bu çalışmaya Eylül 1998-Haziran 2001 tarihleri arasında Haydarpaşa Numune Eğitim ve Araştırma Hastanesi 2. Nöroloji Kliniği'nde iskemik serebrovasküler hastalık tanısıyla yatmış ve takibe alınmış 187 hasta alınmıştır. Bu hastaların özgeçmişlerinde febril konvulsiyon, migren, kafa travması, soygeçmişlerinde febril konvulsiyon ve epilepsi olup olmadığı sorgulanmıştır. Nöbet geçiren hastalarla geçirmeyenler karşılaştırılarak bireysel yatkınlığın önceden belirlenebilirliği araştırılmıştır. 
Nöbet geçiren hasta grubunda özgeçmişte febril konvulsiyon ve kafa travması varlığı anlamlı olarak yüksek bu-lunmuş, migren anamnezi açısından iki grup arasında bir fark saptanmamıştır. Yine nöbet geçiren hasta gru-bunda soygeçmişte febril konvulsiyon varlığı anlamlı olarak yüksek bulunmuş, epilepsi anamnezi açısından iki grup arasında bir fark saptanmamıştır. 
Anahtar kelimeler: İskemik inme, epileptik nöbet, bireysel yatkınlık 

 

Düşünen Adam; 2003, 16(3): 132-138 
Madde Kullanım Bozukluğunda Cinsiyet Farklılığı: AMATEM'e Yatan Hasta Verilerinin İncelenmesi
E. Cüneyt EVREN, Ömer SAATÇİOĞLU, Bilge EVREN, Cenk YANCAR, Bahar EKEN, Duran ÇAKMAK
ÖZET
Bu çalışmada alkol dışı madde kullanım bozukluğu olan ve yatarak tedavi gören hastaların sosyodemografik ve madde kullanımı ile ilişkili özelliklerinin cinsiyete göre karşılaştırılması amaçlandı. AMATEM kliniğinde 1998 ile 2002 yılları arasında yatarak tedavi gören 2156 olguya yarı yapılandırılmış sosyodemografik form uygulandı. Olguların % 7.8'inin (n=168) kadın, % 92.2'sinin (n=1988) ise erkek olduğu saptandı. Kadın hastaların yaş ortalaması (29.51±8.26), erkek hastaların yaş ortalamasına (31.68±10.29) göre düşüktü. Kadın hastalarda boşanmış olma, hiç çalışmamış olma, lise veya üniversite düzeyinde eğitim görmüş olma, sevkle geliyor olma, özkıyım girişim öyküsü ve ailede alkol kullanımı daha yüksek oranda bulundu. Erkek hastalarda madde kullanımına bağlı yasal sorunlar yaşama, madde etkisinde tehlikeli ve zarar verici davranışların bulunması, daha önce hapis yaşantısı ve AMATEM'e daha önce 2 ya da daha fazla yatış oranı daha yüksek bulundu. Kadınlarda tercih maddesi olarak eroin, meperidin, benzodiazepin oranları erkeklere göre yüksekken, erkeklerde esrar ve uçucu madde oranları kadınlara göre daha yüksekti. Kadın hastaların daha fazla damar yolu ile madde kullandığı ve en az bir kez enjektör paylaşma oranlarının daha yüksek olduğu saptandı. Alkol dışı madde kullanan kadın ve erkek hastalar belirli özellikler açısından farklılık göstermektedir. Bu farklılıklar, tedavi programları planlanırken dikkate alınmalıdır.
Anahtar kelimeler: Madde kullanımı, cinsiyet, yatan hasta tedavisi 

 

Düşünen Adam; 2003, 16(3): 169-171 
Parkinson Psikozunda Elektrokonvulsif Tedaviye Efektif Yanıt
Feriha ÖZER, Betül AYDIN
ÖZET
Psikotik semptomlar Parkinson hastalığının (PH) geç komplikasyonlarından biridir. PH'da psikoz gelişme riskini artıran nedenler arasında birden fazla dopaminerjik ilacın kullanılması, dopaminerjik ilaç dozlarının yüksek olması ve beraberinde serebrovasküler hastalık, Lewy cismi demansı veya Alzheimer hastalığının bulunması sayılabilir. Psikotik yan etkilerinden dolayı dopaminerjik ilaçları ani kesilen hastalarda parkinsonian motor semptomlar kötüleşebilmekte, nöroleptik malign sendrom (NMS) gibi ciddi komplikasyonlar ortaya çıkabilmektedir. Psikotik semptomları olan iki Parkinson hastasında elektrokonvulsif tedavinin (EKT) psikotik semptomlar ve nöroleptik malign sendrom üzerine etkisi literatür bilgileri ışığında tartışıldı. 
Anahtar kelimeler: Parkinson psikozu, EKT, NMS 

 

Düşünen Adam; 2003, 16(3): 154-156 
Fluoksetinle Bağlantılı EPS Oluşumu: İki Olgu Sunumu 
Simden DEMİRKIRAN
ÖZET
 Son dönemlerde, antidepresan (özellikle seçici serotonin geri alım engelleyicileri) kullanımıyla bağlantılı olarak ekstrapiramidal semtomlar (EPS) gözlenebildiğine dair olgu sunumları yayınlanmaktadır. Bu yazıda fluoksetin kullanımıyla bağlantılı olarak akatizi ve bradikinezi geliştiği düşünülen iki olgu sunulmaktadır. Her iki olguda da, EPS'ye neden olabilecek başka bir neden tespit edilememiş olup, fluoksetin dozunun azaltılması veya kesilmesi belirtileri ortadan kaldırmıştır. Bu alandaki olgu sunumlarının artması, ender görüldüğü düşünülen bu yan etkinin klinik uygulanmalarda akılda tutulmasının gerekebileceğini düşündürmektedir. 
Anahtar kelimeler: 
Logos Tıp Yayıncılığı
Yildiz Posta Cad. Sinan Apt. No:36
D.63-64 Gayrettepe 34349 Istanbul
 
Fax :
(212) 288 0541
(212) 288 5022
(212) 211 6185
  E-mail
[email protected]
  Google Maps için tıklayın