Ana Sayfa ›› Dergiler ›› Çocuk Dergisi Aralık 2013 ›› Çocuk Dergisi Eylül 2013


Çocuk Dergisi Eylül 2013

http://www.cocukdergisi.org/
    

Çocuk Dergisi 13(3):89-94, 2013
doi:10.5222/j.child.2013.089
Derleme
Yenidoğan Konvülziyonları

Edibe Pembegül Yıldız*, Burak Tatlı*, Nur Aydınlı*, Mine Çalışkan*, Meral Özmen*

ÖZET

Yenidoğan konvülziyonları, hemen her zaman önemli bir klinik bulgu olup, serebral disfonksiyonun ilk belirtisi olarak kabul edilmelidir. Kontrol altına alınamayan veya uzun süren nöbetlerin, etiyolojik nedenlerle yakından ilişkili yüksek mortalite oranları ve olumsuz nörogelişimsel prognozla ilişkisi tanı ve tedavinin acil yapılmasını zorunlu kılar. Son yıllarda, neonatolojinin gelişmesi, acil önlem olanakları ve gelişmiş inceleme yöntemleri farklı etiyolojik faktörlerin göreceli olarak önemini arttırmıştır. Yenidoğan konvülziyonlarında nörolojik sekellerin başında mental gerilik, kognitif bozukluklar, serebral hareket bozuklukları ve devam eden epileptik nöbetler gelir. Yenidoğan konvülziyonlarının patofizyolojisini, nörogelişimsel sorunlarla ilişkili perinatal ve neonatal risk faktörlerini, bunların ne şekilde beyin hasarına yol açtığını ve prognozu ön görmedeki etkilerini anlamaya çalışmak gündemdeki en önemli konulardır.

Anahtar kelimeler: Yenidoğan, konvülziyon, epilepsi


Çocuk Dergisi 13(3):95-100, 2013
doi:10.5222/j.child.2013.095
Derleme
Çocuklarda İlaç Alerjisine Güncel Yaklaşım

Deniz Özçeker*, Gamze Kaya**, Zeynep Tamay*

ÖZET

Bir ilacın profilaksi, tanı veya tedavi amacı ile kullanımı sırasında veya sonrasında oluşan istenmeyen etkiler ilaç aşırı duyarlılık reaksiyonu (ADR), ilaç ters etkisi veya ilaç reaksiyonu olarak tanımlanır. İlaç reaksiyonlarının % 80’ini Tip A olarak adlandırılan ve ilacın farmakolojik etkisi ile ilişkili, doz bağımlı ve ilaç kesildiğinde kolayca geri dönebilen kısmı oluşturur, bu tip reaksiyonların klinik bulguları beklenen reaksiyonlardır. Tip B ilaç reaksiyonları ise; % 20 oranında görülmekte olup, doz bağımlı değildir, öngörülemez, klinik bulgular beklenmedik reaksiyonlardır. Tanının en önemli kısmını dikkatli alınan bir anamnez oluşturur. Öncelikle reaksiyonun ilaç alerjisi ile ilişkisi belirlenmeli, sonrasında da bu durumun immünolojik reaksiyon mu yoksa nonimmün reaksiyon mu olduğuna karar verilmelidir. Öyküye göre tanısal testler planlanmalıdır. İlaç alerjilerinin akut tedavisi suçlanan ilacın kesilmesi ve aktif lezyonun durumuna göre gerekli destek medikal tedavi uygulanması şeklindedir. Hastalarda uzun dönemli yaklaşım planı yapmak son derece önemlidir. İlaç alerjisi olan hastalar akılcı ilaç kullanımı konusunda eğitilmelidir. Bu yazıda çocuklarda ilaç alerjilerine yaklaşım güncel rehberler doğrultusunda değerlendirilecektir.

Anahtar kelimeler: Alerji, çocuk, ilaç


Çocuk Dergisi 13(3):101-108, 2013
doi:10.5222/j.child.2013.101
Derleme
Anne Sütü ile Beslenmenin Çocuk Ruh Sağlığına Etkileri

Pınar Ateşağaoğlu*, Melike Mete*, Gülbin Gökçay**, Zeynep Tamay***, Aylin Yetim***

ÖZET

Anne sütü; yenidoğanda optimum büyüme ve gelişme için gerekli olan tüm sıvı, enerji ve besin öğelerini içeren, biyoyararlılığı yüksek, sindirimi kolay doğal bir besindir. Günümüzde doğumdan sonra ilk 6 ay tek başına anne sütü ile beslenme ve altıncı aydan sonra uygun tamamlayıcı besinlere geçilerek emzirmenin en az iki yaşına kadar sürdürülmesi Dünya Sağlık Örgütü ve Sağlık bakanlıkları tarafından önerilmektedir. Anne sütünün ve emzirmenin; çocuğun sağlığına, beslenmesine, gelişimine pek çok yararı olduğu gibi çocuğun psikolojik ve zekâ gelişimine de önemli ölçüde katkısı olduğu gösterilmiştir. Ancak yine de bir yaşından sonra emzirmenin devam etmesi konusunda tartışmalar olabilmektedir. Bu makalede anne sütü ile beslenmenin çocuk ruh sağlığına ve gelişimine etkisini araştıran bilimsel çalışmaların değerlendirilmesi amaçlanmıştır. Erken çocukluk döneminde ruhsal sorunların ortaya çıkmasına yol açan çok sayıda faktörün bulunduğu bilinmektedir. Bu nedenle anne sütü alımıyla çocuk ruh sağlığı arasındaki ilişki incelenirken yordayıcı faktörlerin dikkate alınması gerekir. Yayımlanan araştırmalar anne sütü ile beslenmenin çocuk ruh sağlığı ve gelişimine ayrıca erişkin dönemdeki ruh sağlığına olumlu etki yaptığını göstermektedir. Sonuç olarak, emzirmenin 2 yaşına kadar devam ettirilmesi çocuk gelişimi açısından önemlidir.

Anahtar kelimeler: Anne sütü, emzirme, çocuk ruh sağlığı


Çocuk Dergisi 13(3):109-115, 2013
doi:10.5222/j.child.2013.109
Araştırma
Çok Düşük Doğum Ağırlıklı Prematüre Bebeklerde İntraventriküler Kanama Sıklığı ve Risk Faktörlerinin Değerlendirilmesi

Mesut Dursun*, Ali Bülbül*, Hasan Sinan Uslu*, Ömer Güran*, Adil Umut Zübarioğlu*, Ebru Türkoğlu Ünal*, Muhittin Çelik**, Aslan Babayiğit*

ÖZET

Amaç: Çok düşük doğum ağırlıklı prematüre bebeklerde, intraventriküler kanama (İVK) sıklığı ve İVK gelişimindeki risk etmenlerinin araştırılması.

Gereç ve Yöntem: Bu çalışmada, 5 yıllık sürede (1 Ocak 2007 - 31 Aralık 2011) yenidoğan yoğun bakım ünitemizde izlenen ve doğum ağırlığı ?1500 g olan 246 bebeğin bilgileri retrospektif olarak kaydedildi. Bebeklerin klinik özelliklerinin ve tanılarının İVK ile ilişkisi istatistiksel olarak incelendi.

Bulgular: Çalışmaya alınan 246 bebeğin ortalama gebelik süresi 28.9±2.9 (23-36) hafta, doğum ağırlığı 1119±283 (490-1500) g idi. Bebeklerin 62’sinde (% 25.2) İVK kanama saptandı. İntraventriküler kanamaların % 82’si ilk üç günde saptanırken, 30’u (% 48.3) Evre 1, 16’sı (% 25.8) Evre 2, sekizi (% 12.9) Evre 3 ve sekizi (% 12.9) Evre 4 idi. Kanaması olan bebeklerin ortalama gebelik süresi 27.41±2.49 hafta, doğum ağırlığı 972.4±267.4 g saptandı. Gebelik süresi ve doğum ağırlığı azaldıkça İVK gelişme riskinin arttığı belirlendi. Evre 3 ve 4 İVK gelişen 16 bebeğin 12’si kaybedilirken, 4 bebeğe şant takıldı. Respiratuar distres sendromu (RDS) ve patent duktus arteriosus (PDA) ile İVK gelişimi arasında istatistiksel olarak anlamlı ilişki saptandı (p: 0.001, p: 0.012). Perinatal asfiksi, gebelik haftasına göre düşük doğum ağırlığına (SGA) sahip olma, 5. dk. APGAR puanı düşüklüğü ve antenatal steroid kullanımı ile İVK arasında anlamlı ilişki saptanmadı.

Sonuç: Prematüre bebeklerde İVK gelişiminde; doğum ağırlığı ve gebelik haftasının düşük olması, RDS ve PDA varlığı en önemli risk faktörleri olarak saptandı. Evre 3 ve 4 kanama gelişen bebeklerde mortalite ve morbiditenin daha yüksek olduğu belirlendi.

Anahtar kelimeler: Prematürite, intraventriküler, kanama


Çocuk Dergisi 13(3):116-118, 2013
doi:10.5222/j.child.2013.116
Vaka Sunumu
Tayanç-Prasad Sendromu

Ayşe Bozkurt Turhan*, Özcan Bör*, Necat A. Akgün*, Tuna R. Tekin**

ÖZET

Tayanç-Prasad sendromu büyüme geriliği, hipogonadizm, hepatosplenomegali, çinko ve demir eksikliği, toprak yeme, ince bağırsak mukozasında değişiklikler ile karekterizedir. Halsizlik, boy kısalığı yakınmaları ile getirilen on beş yaşındaki kız hastanın öyküsünden ergenlik bulgularının başlamadığı, hayvansal besinleri yetersiz tükettiği, toprak yediği öğrenildi. Fizik muayenesinde boyu ve vücut ağırlığı üçüncü persentilin altında olan hastanın karaciğer ve dalağının büyük olduğu saptandı. Laboratuvar incelemelerinde hemoglobin değeri 4.9 g/dL, hematokrit % 17.6, ortalama eritrosit hacmi 56.8 fL, eritrosit dağılım genişliği % 21.9, serum ferritin değeri <1.2 ng/dL olarak bulundu. Saç teli çinko düzeyinin düşük bulunması ile Tayanç-Prasad sendromu tanısı alan hasta, derin demir eksikliği anemisi olan hastalarda çinko eksikliğinin de göz önünde bulundurulması gerektiğinin vurgulanması amacı ile sunuldu.

Anahtar kelimeler: Demir eksikliği anemisi, çinko eksikliği, büyüme geriliği, Tayanç-Prasad sendromu


Çocuk Dergisi 13(3):119-122, 2013
doi:10.5222/j.child.2013.119
Vaka Sunumu
Astımda Kontrolü Zorlaştıran Ender Bir Durum: Vokal Kord Disfonksiyonu

Mahmut Doğru*, İbrahim Taş*, İpek Kaplan Bulut*, Heves Kırmızıbekmez*, 
Seda Öztürkmen*

ÖZET

Vokal kord disfonksiyonu, özellikle inspiryum sırasında vokal kordların paradoksal olarak adduksiyonu sonucu inspiratuar stridor, hışıltı, nefes darlığı ve öksürükle karakterize klinik bir tablodur. Çocukluk çağında ender olarak görülmektedir. Semptomlar aniden başlayıp solunum sıkıntısına yol açmaktadır. Vokal kord disfonksiyonunun semptomları astım bulgularına benzediğinden bu hastaların çoğu astım tanısı ile tedavi almaktadırlar. Vokal kord disfonksiyonu astımla birlikte olduğunda tedaviye dirence yol açıp kontrolü zorlaştırmaktadır. Burada anti-inflamatuvar tedaviye rağmen, sık atakları olan astımlı vakada saptanan vokal kord disfonksiyonu olan çocuk vakası sunulmuştur. Hastamız Türkçe literatürde ilk vokal kord disfonksiyonu olan çocuk vakasıdır. Uygun astım tedavisine rağmen, astımı kontrol altına alınamayan hastalarda vokal kord disfonksiyonu akla gelmelidir.

Anahtar kelimeler: Astım, çocuk, vokal kord disfonksiyonu


Çocuk Dergisi 13(3):123-125, 2013
doi:10.5222/j.child.2013.123
Vaka Sunumu
Yenidoğan Döneminde Tanı Alan ve Hiperpireksi ile Seyreden Freeman-Sheldon Sendromu

Midhat Kuşkaya*

ÖZET

Freeman-Sheldon sendromu, ender görülen ve sıklığı tam olarak bilinmeyen bir hastalıktır. Bu sendromnn en önemli bulgusu ıslık çalan yüz görünümü olarak tanımlanan tipik yüz anomalileridir. İkinci önemli bulgusu el ve ayak parmaklarında görülen; parmaklardaki fleksiyon kontraktürleri, ulnar deviasyon, parmakların üst üste binmesi, yelpaze el görünümü ile artrogriposisin bir formu olarak distal artogriposis tip 2A olarak tanımlanır. Vakamızda bu iki major bulguya ek olarak etiyolojisi belirlenemeyen, anestezik madde olmaksızın, akut faz reaktanları negatif olan, biyokimyasal, serolojik değerleri normal olan, kültürlerinde üreme olmayan ve aralıklı 40-41 dereceye kadar yükselen ateş atakları mevcuttu. Vakamız, literatürde anestezi olmaksızın yüksek ateş ile seyreden ikinci Freeman-Sheldon sendromudur.

Anahtar kelimeler: Freeman-Sheldon sendromu, yüksek ateş, yenidoğan


Çocuk Dergisi 13(3):126-130, 2013
doi:10.5222/j.child.2013.126
Vaka Sunumu
Atipik Başlangıçlı Çölyak Hastalığı

Özlem Yanar*, Özlem Durmaz**, Gülbin Gökçay***

ÖZET

Çölyak hastalığı, ince bağırsağın glutene karşı intoleransı ile karakterize bir hastalıktır. Semptomatik hastaların çoğunda gastrointestinal bulgulara rastlanırken, ekstraintestinal bulgularla seyreden hasta oranı da azımsanmayacak kadar fazladır. Birçok karaciğer hastalığı çölyak hastalığına eşlik edebilir. Açıklanamayan karaciğer enzim yüksekliklerinde çölyak hastalığı akılda tutulmalıdır. Glutensiz diyetle birlikte hastaların çoğunda karaciğer enzimleri normal sınırlara gerilemektedir. Burada açıklanamayan karaciğer enzim yüksekliği ile tanı konulan atipik başlangıçlı çocuk yaştaki bir çölyak olgusunun tanı ve takip süreci sunulacaktır.

Anahtar kelimeler: Çölyak hastalığı, atipik prezentasyon, hipertransaminazemi

2019

2018

2017

2016

2015

2014

2013

2012

2011

2010

2009

2008

2007

2006

2005

2004

2003

2002

Logos Tıp Yayıncılığı
Yildiz Posta Cad. Sinan Apt. No:36
D.63-64 Gayrettepe 34349 Istanbul
 
Fax :
(212) 288 0541
(212) 288 5022
(212) 211 6185
  E-mail
[email protected]
  Google Maps için tıklayın